Nazım Peker’in yazısı, dilimizde yaygın olarak kullanılan “Bulunmaz Hint Kumaşı” deyiminin kökenindeki acı tarihi gözler önüne sermektedir. İngiltere’nin Hindistan’ı sömürgeleştirme süreci, bölgenin zenginliklerinin yanı sıra pamuk üretiminin de kontrol altına alınmasına yol açmıştır. İngilizler, Hindistan’dan topladıkları pamukları kendi ülkelerinde işleyerek tekrar aynı pazara satmak istemiş, ancak yerli halk el dokuması kumaşları tercih ederek bu ithal ürüne ilgi göstermemiştir. Bunun üzerine sömürgeci güçler, yerli üretimi tamamen bitirmek amacıyla dokumacılık yapan binlerce Hintlinin parmaklarını kestirerek vahşi bir baskı uygulamıştır. El dokuması özgün ürünlerin piyasadan aniden silinmesine neden olan bu zulüm, günümüzde kullanılan değerli ve nadide şeyleri tanımlayan bu meşhur deyimin doğuşunu tetiklemiştir.
Dilimize giren ve oldukça sık kullandığımız bu deyim nedir, nereden gelmiştir hiç merak ettiniz mi? Biraz araştırdım, sizler için buldum ve paylaşıyorum.
“Bulunmaz Hint Kumaşı” anladığımız haliyle eşsiz, nadir bulunan, çok kıymetli, çok değerli ve paha biçilemez anlamlarına gelen güzel ve anlam dolu bir deyimdir.
Deyim nereden geliyor, ne zaman kullanılır olmuştur?
Bildiğiniz gibi İngiltere geçmişte; “üzerinde güneş batmayan ülke” olarak anılır ve bilinirdi. Dünyanın her yerinde bolca sömürdüğü sömürgeleri vardı. Bunlardan birisi de Hindistan idi.
Hindistan, 1612’de British East India Company aracılığıyla İngiltere hâkimiyetine girdi. Şirket, 17. yüzyıl boyunca ülkenin önemli şehirlerinde ticaret merkezleri kurdu.
Bu şirket; Hindistan’ın yer altı zenginlikleri olan demir, kömür ve diğer madenlerin işletilmesiyle birlikte pamuk ve çay ürünlerini de işletmeye ve sömürmeye başladı. Çünkü bu zenginlikler Hindistan’da oldukça çoktu.
Şirket bu sayede öylesine zenginleşti ki 1757 yılına gelindiğinde adeta bir devlete dönüşmüştü.
İngilizlerin düzenli ve donanımlı orduları karşısında küçük Hint prenslikleri bir bir düşerek egemenliklerini kaybettiler.
Böylece bıçağının iki tarafı da kesen Britanya, 1803 yılına gelindiğinde Pencap bölgesi hariç ülkenin tamamını sömürgeleştirdi.
Pamuk üretimi ve ticareti oldukça kazançlı bir sektördü. Hindistan’ın bereketli topraklarında ucuz iş gücüyle üretilen pamuklar gemilerle İngiltere’ye götürülüyor ve kumaşa dönüştürülüyordu.
Kapitalist İngiltere, “Tarlanın taşı ile tarlanın kuşunu vuracaktı.”
İngiltere’de kumaşa dönüştürülen Hint pamuklarının yine Hindistan’a pazarlanması planlanmıştı.
Ne var ki evdeki hesap çarşıya uymadı, büyük bir hayal kırıklığı yaşandı.
Hintliler, İngiliz kumaşını bir türlü beğenmemişlerdi. Daha pahalı olmasına rağmen elde dokunan yerli ve millî Hint ürünlerini almayı tercih ediyorlardı.
Hindistan’da İngiliz kumaşları bir türlü istenen şekilde satılmıyordu.
Bir şeyler yapılmalıydı.
Peki, ne yapılmalıydı?
Barbarlık burada devreye girdi, şeytani bir plan devreye sokuldu.
El tezgâhlarında kumaş dokunmasını engellemek adına Hintli dokumacıların parmakları kestirildi. Düğüm atamamaları için de özellikle başparmakları kesildi. Hatta öğrendiğime göre eli ve kolu kesilenler bile varmış.
Sevgili okurlarım! Bu vahşet üç-beş kişiyle sınırlı kalmadı; 100 bine yakın Hintli bu barbarlığa ve caniliğe kurban gitti.
Böylece o çok meşhur olan el dokuması:
Hint kumaşı, birdenbire piyasadan tamamen silinip yok oldu.
Bu pazar kime kaldı?
Zalim İngilizlere.
İşte 18. yüzyılın ikinci yarısında Hint kumaşının birdenbire ortadan kaybolması üzerine; “Bulunmaz Hint Kumaşı”, nadir, eşsiz, değerli ve az bulunan eşya ve nesneler için kalıplaşmış bir deyim haline gelmiştir.
Ne yazık ki “Açgözlü Kapitalizm” bir kez daha kazanmıştı.
Onun için diyorum ki: Her şey Türk için, Türk tarafından olmalı, Türk’e göre olmalı.
Esen kalınız.











