Yazar Müyesser Yıldız, bu yazıda Türk Silahlı Kuvvetleri içerisindeki disiplin anlayışının rütbelere göre farklı işletildiği iddialarını eleştirel bir dille ele almaktadır. Kaynakta, yeni mezun teğmenlerin ihraç edilmesi ve bir tümgeneralin stadyum üzerindeki uçuşları nedeniyle kızağa çekilmesi örnekleri üzerinden askeri ceza sistemindeki standartlar sorgulanmaktadır. Özellikle bir tuğgeneralin astsubayı darp ettiği iddiası, Milli Savunma Bakanlığı’nın bu süreçteki eksik açıklamaları ve yargı süreci üzerinden detaylandırılmaktadır. Mağdur olan astsubayın savunma hakkını kullandığı için disiplin cezasına çarptırılması, ordudaki adalet mekanizmasının işleyişine dair ciddi soru işaretleri uyandırmaktadır. Metin genel olarak, hukukun üstünlüğünün ve insan onurunun askeri hiyerarşi içerisinde nasıl korunduğunu tartışmaya açmaktadır. Sonuç olarak yazar, disiplin kurallarının yüksek rütbeli subaylar söz konusu olduğunda aynı kararlılıkla uygulanıp uygulanmadığını sorgulayan bir tablo çizmektedir.
“Türk Silahlı Kuvvetleri’nin temel özelliği disiplindir” sözünü ne kadar çok duyduk, duyuyoruz değil mi?
Kara Harp Okulu’nun 2024’teki mezuniyet töreninden sonra teğmenlerin kendi aralarında kılıç çatıp “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” diyerek kutlama yapması olayında duyduk örneğin.
Ama sadece bu söylenmedi; bizatihi devletin başı, “Bu kılıçları kime çekiyorsunuz?.. Bunları temizleyeceğiz.” dedi.
Öyle de oldu; ilk halkadaki 5 teğmen 5 ay içinde TSK’dan atıldı. İkinci halkadaki teğmenler ise disiplin cezasına çarptırıldı.
MAÇTA UÇAN GENERAL
Nisan’da Konya 3. Ana Jet Üs Komutanlığı’nda yaşanan olaylar üzerine Üs Komutanı Tümgeneral Mete Kuş’un merkeze çekildiği günler sonra medyaya yansıyınca da MSB, “Türk Silahlı Kuvvetlerinde müesses disiplinin muhafazası ve idamesi olmazsa olmazdır. Daha önce de vurguladığımız gibi, Türk Silahlı Kuvvetlerimiz tüm olaylara disiplin anlayışı içerisinde bakmakta ve işlemleri de ilgili mevzuat çerçevesinde yerine getirmektedir.” açıklamasını yaptı. Oradaki olay neydi? İddialara göre, Tümosan Konyaspor-Fenerbahçe maçı sırasında stadın üstünden savaş uçağı ve helikopter uçurulmuş, saha kenarına F-16 fonlu “Göklerin kartallarından çimlerin kartallarına başarılar” yazan bir pankart asılmış, ayrıca bundan 9 gün önceki bir başka maçta stadyum önünde 25 bin kişilik lokma dağıtılmış ve Tümgeneral Kuş’un taraftarı selamlayan görüntüleri yayımlanmıştı.
Generalle ilgili bu soruşturma nasıl gidiyor, sonuçlandı mı, sonuçlandıysa herhangi bir disiplin cezası önerildi mi – bilmiyoruz; ama şöyle yeni iddialar var:
Maçın oynandığı gece uçuşların rotasını bizzat Tümgeneral Kuş belirlemiş ve stadın üzerinde uçan helikopteri de kendisi kullanmış. Daha önceki maçta dağıtılan lokma ise 25 bin kişilik değil, 5 bin kişilikmiş ve üssün bütçesinden karşılanmış. Ancak olay gündeme gelince, kendi cebinden ödemiş.

MSB’NİN AÇIKLAMASINDAKİ EKSİKLER
Son olarak geçen hafta bizim gündeme getirdiğimiz darp iddiasıyla ilgili olarak da MSB, “Bir tugayımızda yaşanan olay” başlığıyla şu bilgilendirmeyi yaptı:
“Türk Silahlı Kuvvetlerinde müesses disiplinin muhafazası ve idamesi olmazsa olmazdır. Daha önce de vurguladığımız gibi, Türk Silahlı Kuvvetlerimiz tüm olaylara disiplin anlayışı içerisinde bakmakta ve işlemleri de ilgili mevzuat çerçevesinde yerine getirmektedir. Söz konusu olay ile ilgili soruşturma izni Bakanlığımızca verilmiştir. Türk Silahlı Kuvvetlerinde disipline ve kanunlara aykırı hareket eden kim olursa olsun rütbesine ve makamına bakılmaksızın gereken yapılır.”
Ne yazık ki, MSB’nin bu açıklaması doğru, ama oldukça eksik. Nedenini madde madde anlatalım.
Evet, astsubay üstçavuşu darp eden tugay komutanı hakkında soruşturma izni verildi, ama bu tümüyle adli bir süreç. O izinden sonra Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı Üst Düzey Memur Soruşturma Bürosu’nca soruşturma yapılacak, iddianame düzenlenirse de general Yargıtay’da yargılanacak.
Oysa olay darptan ibaret değildi; astsubayın avukatı İbrahim Yılmaz’ın iddiasına göre, “tehdit ve hakaret” de vardı. Ancak MSB, “yeterli delile ulaşılamadığı” gerekçesiyle, bu suçlamalarla ilgili soruşturma izni vermedi. Av. Yılmaz da, “somut tanık beyanlarına rağmen ve Askeri Ceza Kanunu’na aykırı şekilde” verilmeyen bu iznin kaldırılması için Danıştay’a başvurdu. İşte MSB’nin açıklamasında, buna ilişkin herhangi bir bilgi yoktu.
Teğmenler ya da Tümgeneral Mete Kuş olaylarındaki disiplin soruşturmalarını hatırlayalım. 5 teğmen ihraç edildi, diğerlerine disiplin cezaları verildi. MSB, Tümgeneral Kuş için de “görev değişimi” diyerek, soruşturmanın başlangıcında merkeze çekildiğini doğruladı. Ancak darpla suçlanan generale herhangi bir disiplin cezası verilip verilmediği, görevine devam edip etmediği açıklanmadı.
Disiplin cezasından kasıt şu; Av. İbrahim Yılmaz, Askeri Ceza Kanunu’nda “asta kötü muamele”nin, “Astına, askeri usul ve kurallar dışında kötü davranmak, eziyet amacıyla hizmetini lüzumsuz yere güçleştirmek veya başkaları tarafından kötü muamelede bulunulmasına müsamaha göstermek.” şeklinde tarif edildiğini belirterek, bunun karşılığının da “hizmet yerini terk etmeme” cezası olduğunu kaydetti.
Soruşturma sürecinde generalin görevini sürdürmesinin etkilerine gelince; iddialara göre, astsubay mobbinge maruz kalmaya devam etti. Öyle ki, bir defasında “karargâha adım atmaktan” savunması alındı, ama disiplin amiri ceza vermedi. Sonuçta da astsubay, olaydan 4 ay sonra ağırlıklı olarak darptan söz ettiği bir dilekçeyle, ilgili daireden tayin talebinde bulundu ve ancak Mart ayında başka bir yere tayin edildi.
ASTSUBAYA VERİLEN CEZA
Kışlada darp olayının en can alıcı noktalarından birisi; tugay komutanı hakkında idari tahkikat devam ederken, astsubayın “ketum davranmamak” disiplinsizliği suçunu işlediği gerekçesiyle savunmasının alınıp, yargı yolu kapalı olmak üzere “bir gün hizmete kısmi süreli devam” cezasına çarptırılmasıydı.
Söz konusu cezanın sebebi; astsubayın, olay yaşandıktan sonra tugayın bağlı olduğu kolordunun komutanının buraya geldiği, sonra iki komutanın birlikte cumhuriyet başsavcılığına gittiği bilgisini, geleceğinden endişe duyduğu için avukatı İbrahim Yılmaz’la paylaşması, onun da MSB’ye başvurup bu cezaya itiraz etmesi ve ilgililer hakkında soruşturma açılmasını istemesiydi.
İşte o itiraz ve soruşturma talebinin üzerinden 5 ay geçtiği halde MSB, bu konuda da ne Av. Yılmaz’a ne de kamuoyuna herhangi bir bilgi verdi.
Olayı sadece astsubayın değil, kendilerinin de cezalandırılması olarak değerlendiren Av. İbrahim Yılmaz, “Müvekkil sırf savunma hakkını kullandığı için yargı yoluna başvuramayacak şekilde cezalandırılmıştır. Bu ceza müvekkilin tüm askerlik hayatı boyunca sicilinde duracak, mesleki seçim aşamalarında aleyhine sonuç doğuracaktır. Avukatına yaşadığı sorunları aktaran ve gerekli yerlere başvurmasını isteyen müvekkile bu nedenle verilen ceza aslında ona değil, savunma hakkını temsil eden tüm avukatların mesleğini ifa etmesini engellemeye yönelik, kabile devletlerinde dahi örneğini göremeyeceğimiz bir hukuksuzluktur.” diyerek Türkiye Barolar Birliği’ni göreve çağırdı, ayrıca ilgililer hakkında “savunma hakkını kısıtlamaktan” Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunacağını kaydetti.
Gerçekten de adalet terazisinin kimseyi, “servetine, unvanına veya statüsüne göre tartmadığı”, yargının “daima insan onurunu ve hukuku koruduğu” günleri görebilecek miyiz acaba?!