Yazar Müyesser Yıldız, MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin terörle mücadele ve İmralı konusundaki çarpıcı politika değişimini analiz etmektedir. Bahçeli’nin geçmişte şiddetle karşı çıktığı İngiltere-IRA örneğini bugün çözüm modeli olarak sunması, metnin temel eleştiri odağını oluşturmaktadır. Makale, terör örgütü elebaşına verilmesi gündemde olan “koordinatörlük” statüsünün hukuki ve toplumsal risklerine dikkat çekerek bu yeni yol haritasını sorgulamaktadır. Bahçeli’nin yaklaşık on beş yıl önceki sert ve milliyetçi tutumuyla güncel açıklamaları kıyaslanarak, siyasi söylemdeki büyük kırılma gözler önüne serilmektedir. Sonuç olarak kaynak, bu radikal strateji değişikliğinin Türkiye’nin üniter devlet yapısı ve milli bekası üzerindeki olası etkilerini endişeli bir dille ele almaktadır.
İmralı’daki teröristbaşına yaptığı, “Örgütü feshet, silah bıraktır, umut hakkından yararlan” çağrısıyla yola çıktı… Ardından onu “kurucu önder”leştirdi… Yetmedi, “barış ve siyasallaşma koordinatörlüğü” statüsü verdi… Son olarak da “mahkûmiyet hali saklı kalmak üzere” noktasına gelip “devlet olarak atılması gerekli” adımlardan söz etmeye başladı.
“Mahkûmiyet hali saklı kalmak üzere” koordinatörlük statüsü verdiği teröristbaşı ne yapacakmış?
– “Kendisine sağlanacak iletişim ve lojistik imkânlarla… örgüt mensupları veya bileşenlerinin örgütsel faaliyetlerinin yahut silah bırakmalarının daha sağlıklı şekilde yürütülmesini mümkün kılacakmış.”
– “Barış ve terörsüz Türkiye hedef ve kararlılığının geniş kitlelerde karşılık bulmasına katkı sağlayacakmış.”
– “Silah yerine siyaset tercihine uygun meşru yönlendirmeler yapacakmış.”
Amma; bu statü, “Kürtlerin lider ve temsilcisi, etnik ve kategorik hakların savunuculuğu gibi hususları kapsamayacak” imiş!..
Bahçeli’nin önceki gün, partinin gazetesi Türkgün’de yayımlattığı 7 maddelik yeni yol haritasında kullandığı dil de dikkat çekiciydi.
Aynen PKK-DEM gibi, “Barış iki taraflıdır.” dedi…
“Barış ve uzlaşma” için “bireylerin ve halkların geçmişle yüzleşmesinden” söz etti…
Teröristbaşının, “savunduğu fikirleri siyasi mücadeleye evirmek istediğini” söyledi…
Bu ülkede artık sadece “iktidar mensubu” / ”iktidar mensubu değil” eşitsizliği yaşanırken, “herkes eşittir Türkiye”nin “toplumsal mutabakat zemini” olduğunu vurguladı…
Teröristler için “militan” ifadesini kullandı…
Ve IRA örneğini verdi…

DÜNYANIN NERESİNDE BU STATÜ VERİLDİ?
Hasıl-ı kelâm; iktidar medyasının bir yazarı bile, “Dünya uygulamalarına bakarsak… Hiçbir yerde örgüt yönetimine statü verilmedi. Bu fonksiyonu örgüte yakın siyasi partiler üstlendi. Ancak DEM, bu işlevi üstlenmekte yetersiz kalıyor.” demek durumunda kaldı.
Yok, bir yerde terör örgütünün başına buna benzer paye verildi; o da Suriye’de. Teröristbaşının manevi oğlu Mazlum Kobani, kravat takılıp müzakere masalarına oturtuldu.
Adamları da şimdi “askeri kimliklerinin dağıtılması, görev ve maaşlarının belirlenmesi” için Suriye Savunma Bakanlığı bünyesinde eğitime başlıyor.
Bu eğitim sonucunda Suriye PKK’sına ait üç tugaydaki toplam 3 bin 900 “savaşçı”, rütbelerini alacak!..
Bu gidişle; ülkemizde “siyasallaştırılması” istenen teröristlere de acaba “rütbe” verilecek mi ve bu “rütbeleri” kim takacak diye sorsak?!
BAHÇELİ’NİN 15 YIL ÖNCEKİ IRA SÖZÜ
MHP Lideri Bahçeli’nin IRA ve Sinn Fein örneklerini vermesi Zafer Partisi Sözcüsü Azmi Karamahmutoğlu’nun da dikkatini çekti ve şunları söyledi:
“Sayın Bahçeli’nin açıklamaları buram buram İngiliz kokan, İngiltere kokan açıklamalar. Her satırında IRA ve Sinn Fein göndermeleri var. Türkiye’yi İngiltere’ye, PKK’yı IRA’ya benzeten bir yaklaşım söz konusu.”
Biz ise birinci açılım döneminde aynı örnekler gündeme getirilip çalıştaylar yapılırken Bahçeli’nin gösterdiği tepkiyi hatırladık.
Evvela; “Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu felsefesi olan milli ve üniter devlet ile milli dil, millet varlığı, milli kültür ağır bir tahribatla yüz yüzedir. Türk milletinin ve Türk devletinin milli varlığına ve bekasına yönelik riskler çoğalmış, telafisi çok zor olacak bir sınıra dayanmıştır.” dedi…
“Sürekli sorun çıkarmak ve toplumsal dokuyu aşındırmakla meşgul olan etnik bölücülüğün ve buna zemin hazırlayan AKP hükümetinin el birliğiyle Türk milletini karanlık bir ortama sürüklediğini” bildirdi…
“Bu kaygı verici ülke manzarası ortada dururken, yabancı ülkelerde demokratik özerkliğin fitilini tutuşturmak için gerekçe arayışı, model ve örnek bulma hezeyanlarının en başta AKP’nin ve ana muhalefet partisinin çarpık zihniyetini göstermesi bakımından dikkat çekici olduğunu” ayrıca “bulanık ve sorunlu bir zihniyete sahip olan ve milletimizce de niyetleri malum olan bazı sözde aydın ve gazetecilerin bu sürecin içinde yer almasının var olan kuşkuları arttırdığını” anlattı…
Nihayetinde şunları kaydetti:
“İngiltere’yle, İrlanda ve İskoçya arasındaki sorunlu ilişkileri ve sonrasındaki gelişmeleri ülkemize emsal göstermeyi hesap eden bu sakat ve hastalıklı bakışın, terörün sözde çözümü konusunda Türkiye’yi, tarihi Şark Meselesi’nin hamisine daha da yaklaştırmaya odaklandığı anlaşılmaktadır. Birbirine hiç benzemeyen olaylar, aktörler, tarihsel şartlar, ülke konumları, sosyolojik ve psikolojik gerçekler varlığını korurken, dışarıdan çözüm ithalini akıllardan geçirmek, olsa olsa Türkiye’nin bölünmesi için mazeretler oluşturmak anlamına gelecektir… Türkiye’nin bölünmesini ve topraklarında başka bir devletin kurulmasını bir asrı aşan süredir ajandasında taşıyan ülkelerden Türk milletinin öğreneceği ve alacağı bir şey yoktur.”
Son olarak da Erdoğan ve hükümetini “bölücülük konusunda kararlı ve tavizsiz olmaya” çağırıp, “PKK açılımına son verildiğinin ve İmralı canisiyle görüşmelerin kesildiğinin bir an önce ilân edilmesini” isteyerek, “AKP’nin yanlışta ısrar etmesi ve milletimizin hissiyatlarına ve hassasiyetlerine aykırı tutumunu sürdürmesi kendisi açısından hiç de iyi olmayacaktır.” uyarısında bulundu.
Farkında mısınız; Bahçeli açısından “Nereden nereye” noktasını çoktan geçip, artık “Daha ne açılımlar yapacak?” diye bekler olduk!..