Yazar Mehmet Özkendirci, bu metinde genç bir kadın öğretmenin maruz kaldığı psikolojik baskı, taciz ve haksız sürgün sonucu hayatına son vermesini ele almaktadır. Olayın sorumluları olarak, mağdur öğretmene sözlü şiddet uygulayan okul müdiresini ve onu ulaşımı imkansız bir köye görevlendiren ilçe milli eğitim müdürünü işaret etmektedir. Metin boyunca yazar, liyakatsiz yöneticilerin korunduğu ve adaletin yerini bulmadığı mevcut yönetim sistemini sert bir dille eleştirmektedir. Ayrıca dini sembollerin bir maske olarak kullanılmasına karşı çıkarak, geleneksel değerlerin siyasi simgelere feda edilmesini sorgulamaktadır. Sonuç olarak bu yazı, bir eğitimcinin trajik ölümü üzerinden toplumdaki ahlaki çöküşe ve bürokratik vicdansızlığa yönelik bir isyan niteliği taşımaktadır.
Evet, aşağıdaki yazıyı aslında birkaç gün önce, yani bir öğretmenin ölüme sürüklendiği günlerde yazacaktım. İçim öyle öfke ve küfürle doluyken yazmak istemedim. Malûm, artık yapanlar değil, yazanlar AKP’nin Yeni Türkiye’sinde ceza alıyor.
24 yaşında doğuda bir ilçede görev yapan hanım öğretmen, hemcinsi müdürü tarafından sözlü ve fiziksel tacize uğruyor, hem de üç öğretmenin yanında. Sonra yapanın yanına kâr kalan Yeni Türkiye modelinde, cezayı yapılan hanım öğretmen canıyla ödüyor. Dini bütün müdire hanım, Allah korkusunu başındaki türbanla gizlediğini sanıyor olmalı ki genç öğretmene ahlaksız sözler ediyor. Burada kimsenin giysileriyle uğraşacak değilim. Anadolu kadını asırlardır başını başörtü ve yaşmakla örterken, nereden çıktı bu türban? Bu konuda bir yetkili, bunun siyasi bir simge olduğunu zaten yıllar önce söylemişti. “Türbanı tak, işine bak” sistemi her yerde tıkır tıkır işliyor. Dün Konya’da bir mağazanın tabelasında “İslami kıyafetler” yazıyordu. Yani erkekler için cübbeli, sarıklı, uzun etekli giysiler giymek, Arap usulü kefiye takmak mı gerekiyor İslami olunması için? Yine baştan aşağı siyahlara bürünmüş, güneş gözlüklü, siyah eldivenler mi İslami giysiler oluyor? Bir de rahibe modeli türban takınca, al sana İslami kadın modeli… Yıllarca analarımızın, nenelerimizin giydikleri şalvarlı, uzun etekliler gâvur giysileri mi oluverdi şimdilerde?

Evet, konuyu fazla dağıtmadan, türban takanla takmayanı ayırt etmeden bir cinayetin faillerinden bahsedelim.
İlk fail, belki de genç öğretmenin güzelliğini ve gençliğini kıskanan meslektaşı müdire…
İkinci fail, bu öğretmeni her gün 80 kilometre uzaklıktaki bir okula resmen süren Milli Eğitim İlçe Müdürü. Lojmansız bu köyde verilen yol parası her gün 3.000 lira… Bu öğretmen kaldığı evin kirasını mı verecek, temel ihtiyaçlarını mı karşılayacak, öğrencilerine bu şiddet ve baskı ortamında nasıl yararlı olabilecek? Tabi, bunlar ölüme sürükledikleri 24 yaşında genç bir öğretmenin sorunu, öyle değil mi?
Cinayete sebebiyet vermekten suçlanması gerekenlere ne cezalar verildi diyenlere yanıtım; birkaç gün sonra terfi ettirilerek yeni görevler verilebilir olacaktır.
Sadece geçici olarak görevden almak yetmez, insanlıktan almaları bile az gelir. Çünkü hayvanlar âleminde böylesi olaylar hiç görülmüyor. Ne diyelim, çuvallar dolusu kına gönderiyorum kendilerine; elleri yetmez, tüm bedenlerine sürsünler…