Mehmet Edip Ören
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Siyasetin Dinle, Trafiğin Lafla İmtihanı

Siyasetin Dinle, Trafiğin Lafla İmtihanı

featured

Mehmet Edip Ören’e ait olan bu metin, Türkiye’deki siyasi ve toplumsal sorunları eleştirel bir bakış açısıyla ele alan bir köşe yazısı niteliğindedir. Yazar, siyasetçilerin din olgusunu bir istismar aracı olarak kullanmalarına karşı çıkarak liyakatin önemini vurgular. Ulaşım politikalarındaki eksiklikler üzerinden trafik ve altyapı sorunlarına değinen yazar, çevre yollarının plansızlığı ve yaşlı sürücülere yönelik kısıtlamaları eleştirir. Ayrıca yargı dünyasındaki atamalar ve yerel yönetimler üzerindeki siyasi baskılar, metnin dikkat çeken diğer odak noktaları arasındadır. Genel olarak yazı, toplumsal düzen ve yönetim anlayışındaki aksaklıklara karşı sert bir sitem barındırmaktadır.

 

Orijinal metninizin satır ve paragraf yapısına, cümle ve kelime sıralamasına tamamen sadık kalınarak; imla, yazım, noktalama hataları düzeltilmiş ve önemli kısımları vurgulanmış hali aşağıdadır:

Yazılarımı yazarken, radyonun açık olmasının nimetlerini gene hasat ettim… Ajda, adeta haykırıyor… Temmuz, Ağustos, Eylül… Her mevsimde durma gül… Hayat inan çok kısa… Belki çıkmayız yaza… Boş vermişim, boş vermişim dünyaya… Ağlamak istemiyorsan sen de boş ver dünyaya… Temmuzu bu duygularla karşıladık… Hepinize merhabalar olsun. Türkiye birden büyüktür…

Bir dilencinin sahtekâr mı yoksa ihtiyaç sahibi mi olduğunu anlamak çok basittir… Eğer dakikada yüz kere “Allah” diyorsa bilin ki sahtekârdır… Politikacılar da bu konuda dilencilerle önemli benzerlikler içindedir… Bir siyasetçi ne kadar çok “Allah – Kitap” lafı ediyorsa herhangi bir sermayesi yok, sizleri kandırmak istiyordur. Bunlara verilecek oy, sahtekâr dilenciye verilen para gibi, boşa gider… Ben elhamdülillah Müslümanım. Dinimin gereklerini yerine getirmemin veya ihmal etmemin, benden başka kimseye ne faydası ne de zararı vardır… Din kişiseldir. Bu yüzden politikacıların din tabanlı istismarlarına itibar etmeyin. Hele hele “Ama abi bunlar Müslüman” gibi laflar edip sizi çileden çıkaran beyinsizleri kaale bile almayın… Hiç kimse unutmasın. Seçimlerde, Fatih Camii’ne imam değil, ülkeyi layıkıyla yönetebilecek idareciler seçiyoruz… Peygamber Efendimizin “İşi ehline verin, gayrimüslim olsa bile” kelamını da asla aklımızdan çıkarmayalım.

Bugün, ulaşım ve trafik konusunda birkaç satır yazmak geldi içimden…. Çok değerli Ulaştırma Bakanı’mızın ağzından itirafları dinlediniz… Ne diyor: İki tüneldeki işler de bitince, Ank – İst arası hızlı tren ulaşım süreleri kısalacak… Bir kere tipik “ecek, acak” yaklaşımı; demek ki övündükleri hat henüz bitmemiş, ne zaman da biteceği belli değil… Seçim yaklaştıkça petrol ve doğalgaza gark oluyoruz ya, bu sektörde de “Hızlı Tren”lere… Gün geçmiyor ki bir ilimize hat gitmesi gündeme gelmesin… Ah keşke her şey lafla çözülebilseydi, hızlı tren şu an köylere bile ulaşmıştı… Trafik kanunu, sürekli gündemde. Her gün yeni bir şey duyuyoruz. En son duyduğumuz, emekli olduktan sonra fazla yaşamasını istemediğimiz yaşlılarımızla alakalı. Kısaca +65’ten sonra bizlere araba kullandırmamak için ellerinden geleni yapıyorlar. Teferruata girmeyeceğim. Bununla uğraşacağınıza; yetmişinden sonra, ağzından çıkanın kanun olduğu kimselerden, bunaklardan, yaşlı politikacılardan kurtarın bizi… Evet, bazı yaşlılarımız yolun sol şeridine yapışıp yavaş seyretmeyi tercih ediyorlar, tıpkı bayan sürücülerimiz gibi ama drift atan, makas atan, süratli seyreden gençlerimizden daha az kazalara sebebiyet veriyorlar. Trafik istatistiklerini inceleyecek olursanız kaza oranları bakımından çok çok aşağıdalar… Bu konuya, çevre yolları soytarılığıyla son vermek istiyorum. Evvela anlam ile başlayalım. Transit geçeceklerin, şehir trafiğine girmeden yollarına devam edebilmesi için düşünülmüş sistemlerdir. Biliyorsunuz düşünce, beyin ürünüdür. Olmadığı yerde de yapacak bir şeyiniz yok. Aşağı yukarı her yer öyle de üç örnekle toparlayayım… Eskiden, batı istikametine giderken Afyon içinden geçerdik. Zahmetli ve de tehlikeli durumlar oluşurdu. Sonra çevre yolu yapıldı, “Oh be” dedik. Bu *”oh be”*miz kısa zamanda *”Yuh be”*ye evrildi… Çevre yolu güzergâhı imara açıldı; iş yerleri, konutlar vs. ile doldu. Beş altı ışık ve yoğun trafik “İşte bizim usul çevre yolu böyle olur” dedirtiyor… Denizli olayı daha beterdi. Şehre girip çıkmanız tam bir saati alırdı. Sonra çevre yolu yapıldı ama gene de epey bir mesafe şehir trafiğinde seyrediliyor… Daha geriden, şehre fazla bulaşmadan yapma şansı var iken hangi beyinsiz karar verir bilemiyorum… Gelelim Çankırı çevre yoluna… Yapıldı ama senelerdir açılmıyor. İki benzinlik ve dinlenme tesisinin mani olduğu söyleniyor… Bizler de bütün Çankırı’yı katedip Ankara istikametine öyle gidebiliyoruz. Daha fazla asap bozmadan, uzmanlık konularımıza, günlük siyasete dönelim.

İstanbul’da tecrübe kazandıktan sonra, çok değerli bir savcımız Ankara Cumhuriyet Başsavcısı olarak göreve atandı ve de başladı. Ekrem İmamoğlu’nun iddianamesini kusursuz (!!!) biçimde hazırlayan, zanlıların kimsenin yüzüne bakamaz hale geldiği olayların mimarı, şimdi Ankara’da… Mansur Başkan, aman yere izmarit falan atma… Beştepe’ye dönerek burnunu bile kaşıma… Yoksa sen de kimsenin yüzüne bakamaz hale gelirsin…

Kimse elini taşın altına koymuyor. Ne olur bir sefer de sizlerden biri, yahu “Bitirmen lazım” desin… Ne yapalım iş gene başa düştü… Hepinizi Yaradanıma emanet ediyorum. Hoşça kalınız…

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!