Bu metin, Mehmet Özkendirci tarafından kaleme alınan ve Kemal Kılıçdaroğlu’nu hedef alan mizahi bir hayali röportaj örneğidir. Yazar, siyasi hiciv yöntemini kullanarak eski CHP liderinin koltuk tutkusunu, seçim başarısızlıklarını ve partinin mevcut durumuna dair çelişkili tutumlarını eleştirmektedir. Muhabir Çetin Ceviz ile Kılıçdaroğlu arasındaki diyaloglar üzerinden, muhalefet içindeki yolsuzluk iddiaları ve ittifak yapılan partilerle olan sorunlu ilişkiler karikatürize edilmektedir. Metin boyunca karakterin verdiği absürt cevaplar, siyasetçinin toplumdan kopuk ve kararsız bir figür olarak resmedilmesine hizmet eder. Nihayetinde bu kaynak, gerçek bir haberden ziyade Türk siyasetindeki liderlik tartışmalarını alaya alan eleştirel bir kurgu niteliği taşımaktadır.
Muhabirimiz Çetin Ceviz‘in tüm medyayı ofsayta düşürerek yaptığı Kılıçdaroğlu röportajını aynen yayınlıyoruz.
Ç.C: Sayın saray stepnesi, pardon butlan Keko, yine pardon. Efendim, dil sürçmesi bunlar, kayıtta silerim. Nasılsınız efendim? Sizi iyi gördüm, Selvi Hanım iyi bakmış.
K.K: Selvi Hanım, Sayın Emine Erdoğan tarifesini uyguladı. Gördüğünüz gibi yirmi beşlik delikanlı gibi, zımba gibiyim.
Ç.C: Eski bir CHP Genel Başkanı olarak şimdiki durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?
K.K: Ben eski değilim. Koltuğu hiç bırakmadım. Evde bile aynısını yaptırdım, yabancılık çekmeyeyim diye. Hatta kurultay sonrası açtığım büroda bile bir tane var. Malum, koltuk alışkanlığı var, terk etmek zor.
Ç.C: Sırtınız gibi poponuz da nasır tutmasın. Malum, patronunuz pardon rakibiniz Erdoğan’a karşı girdiğiniz 13 seçimde de sırtınız yerden kalkmadı.
K.K: Seni buraya Özel mi gönderdi bu soruları sorsun diye?
Ç.C: Ölmüş kaynananın üzerine yemin ederim yok böyle şey. Ben özel değil, genel çalışan bir muhabirim. Neyse efendim, ne olacak bu CHP’nin hali?
K.K: CHP boynuna kadar yolsuzluklara bulaşmış, zaman arınma zamanı.
Ç.C: Sayın Keko pardon Kemal Bey, kim diyor bunları? Özel ve arkadaşları yalan, iftira diyor.
K.K: Koskoca Cumhurbaşkanı yalan mı söyleyecek?
Ç.C: Ellerinde delil yok diyorlar. Yalancı şahitlerle bu iş olmaz diyorlar.
K.K: Orasını bilmem. Ben de yalancıların yalancısıyım.

Ç.C: Neler söylediğinizin farkında mısınız?
K.K: Farkında olup olmamam önemli değil, burası muz cumhuriyeti değil, adalet bakanımız bile var.
Ç.C: Sudan’da deniz yok ama denizcilik bakanı var.
K.K: Biliyorum. Amerika’ya gidince görmüştüm.
Ç.C: Efendim, Sudan Amerika’da değil ki.
K.K: Matematik bilgim fazla değil.
Ç.C: Neyse, biz iç sorunlarımıza bakalım. Kurultay ne zaman olacak?
K.K: Acelesi yok. Önce CHP koltuğuna kavuşmanın tadını çıkartayım şöyle on, on beş ay kadar.
Ç.C: Efendim, o zaman CHP seçimlere katılamaz.
K.K: Katılsak ne olacak?
Ç.C: Yani yenilen pehlivan güreşe doymaz misali. Halk arasına ne zaman çıkacaksınız? Emir-komuta merkezi mi karar verecek?
K.K: Ben kimseden emir almam, benim adım Cemil.
Parti meclisim karar verince.
Ç.C: Bir tarih verseniz; üç ay mı, beş ay mı?
K.K: Bilsem söylemez miyim?
Ç.C: Neyi bilmiyorsunuz?
K.K: Bilmem.
Ç.C: Siz neyi biliyorsunuz bari biz onu bilelim.
K.K: Bilmem ki.
Ç.C: Meclise soktuğunuz Babacan ve Davutoğlu’nun partileri, “Kirlenmiş ana muhalefet partisini desteklemeyiz,” diyorlar. Sanırım AKP’ye geçecekler.
K.K: Geçen geçer, geçmeyenler geçmez. Onların iç işlerine karışamayız.
Ç.C: Fakat birileri CHP’nin iç işine karışıp kıs kıs gülüyor.
K.K: Kimseye “Neden gülüyorsun?” diyemeyiz.
Ç.C: Halk da ağlanacak halinize gülüyor.
K.K: Halkımızın yüzünü güldürmek bizi mutlu ediyor…