Bu köşe yazısı, yazar Mehmet Özkendirci’nin Türkiye’deki güncel siyasi ve toplumsal meselelere yönelik sert eleştirilerini içermektedir. Yazar, TRT’nin yayın politikasını ve Gazi Koşusu gibi milli değerlere olan ilgisizliğini sorgulayarak kurumun halkın vergilerini taraflı kullandığını savunmaktadır. İktidar partisinin muhalefetten yaptığı siyasi transferleri ve belediye başkanlarının saf değiştirmesini etik dışı bulan yazar, bu durumu seçmen iradesine bir müdahale olarak nitelendirmektedir. Ayrıca, Ekümeniklik tartışmaları ve Heybeliada Ruhban Okulu üzerinden ulusal egemenlik ile dini özerklik konularındaki endişelerini dile getirmektedir. Sonuç olarak kaynak, medya etiği, siyasi sadakat ve ulusal kimlik üzerinden Türkiye’nin mevcut yönetim anlayışına eleştirel bir bakış sunmaktadır.
Sözde devlet televizyonu olan TRT’nin “T”si artık Türkiye olmaktan çıkıp “T” ile başlayan isimlerin “RT”si oldu; Tahsin, Talha, Tekin, Tahir gibi… Sözde devletin kanalı TRT’nin 3 tane spor kanalı varken 100. Yıl Gazi Koşusu’nu vermiyorken, özel bir televizyon olan beIN Sports canlı olarak yayınlıyor. O anlarda TRT’nin spor kanallarında resmen geyik muhabbeti yapılıyor. TRT’nin spor kanallarında onlarca yorumcu ve sunucu adı bilinmeyen yabancı takımlar için maç anlatırken, bir penaltıyı yüz kez tartışan TRT, Asrın Dünya Lideri Mustafa Kemal adına düzenlenen 100. Yıl Gazi Koşusu’nu neden canlı yayınlamaz? Bu sıradan bir koşu değil, Gazi’nin 100. yıl koşusu. Orada Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyetin koltuğunda oturan Erdoğan neden bulunmaz? Bazıları istese de istemese de Gazi Mustafa Kemal bu milletin ölümsüz lideridir. Burada halkın vergileriyle iktidar sözcülüğünü yapan TRT acilen özelleştirilmeli. Bizler vergilerimizin hesabını sormak, onlar da vermek durumundadır. Gazi Atatürk’ü bugün de görmezden gelenleri bizler de görmezden gelmek istiyoruz. Görmek isteyenler versin parasını, gitsin özel televizyonlardan izlesin.
Temmuzda açılacak transfer borsası Türkiye’de aylar önce açıldı. İktidar partisi, en büyük rakip partisinden her gün yeni yeni transferler ediyor. Düne kadar kendileri için en ağır eleştirileri yapanlar, Tayyip Bey’in elini öpüp yakalarına ampul rozeti takıyorlar. Buradaki sorun; bu transferler olurken halkın oylarının o makama değil, şahsına verildiğini sananlara futboldaki gibi herhangi bir bonservis ücreti ödenmemesi. Halkın binlerce oyunu çalan –pardon alan– bu siyasiler ve belediye başkanları, “Halka daha yararlı olabilmek için bu transferi yaptık” diyorlar. Ee, haksız da sayılmazlar; çünkü asrın liderleri Hatay depremi sonrası Hatay’da yaptığı konuşmada, iktidar partisine oy vermezseniz size hizmet gelmeyeceğini söylemişti. Yani halk deyimiyle: Ne kadar ekmek, o kadar köfte. İçlerinde Antalya’da belediye başkanlığı yapmış olan bir “Böcek vakası” var ki dünya siyasi tarihine şimdiden adını kazıttı. Böcek daha önce “Aday olabilmem için Özgür Özel’e hiç para vermedim” derken, oğlu “Bir çantaya sığmayacak kadar dolarları CHP merkezinde bir yetkiliye verdim” deyip, daha sonra bu yetkilinin merhum Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı olduğunu söyledi. Yani bunun yalan ve sahtekarlık olduğunu artık söylemesi imkânsız birine… Yerseniz tabii!

Halkın büyük bir çoğunluğu bu yalancı dolmayı yemese bile yeni yeni CHP tutuklamaları ve transferi aralıksız devam ediyor. Amaç, CHP’nin başına atadıkları “Kayyum Kemal” ile asrın transferini yapıp ani bir seçimle iktidarlarını korumak için TBMM’de seçime girmeden anayasayı değiştirmek. Ankara’da bu transferler olurken İstanbul’da Fatih Kaymakamlığına bağlı Başpiskopos Bartholomeos, Yunanistan Meclisinde şu unvanla takdim edildi: “Yeni Roma ve Konstantinopolis Başpiskoposu ve Ekümenik Bartholomeos.” Ekümenik’in sözcük anlamı; Hristiyan medeniyetinin hâkim olduğu topraklar. Gittiği her yerde devlet başkanı gibi karşılanan Başpiskopos’a birilerinin resmi unvan verilmesini istemesi sürpriz olmamalı; tıpkı eğitim veren bir okul olduğu halde bunu kabul etmeyip kapatılan Heybeliada Ruhban Okulu’nun yeniden açılması gibi. İçinden sayısız Türk ve İslam düşmanının çıktığı bu okul, acaba –Yunanistan müftüleri bile kendisi atarken– Türkiye Milli Eğitim Bakanlığına bağlı mı olacak yoksa şimdiden dillendirilen ekümeniklik himayesinde mi olacak?
