Yazar, dünyayı tek elden yönetmeyi amaçlayan küreselci güçlerin ulus devletleri zayıflatmak için ekonomik ve askeri baskılar uyguladığını ileri sürmektedir. Metne göre, Büyük Ortadoğu Projesi ve Arap Baharı gibi girişimler aslında bölgedeki kaynakları kontrol etmek ve İsrail’in güvenliğini sağlamak amacıyla kurgulanmıştır. Irak ve İran’ın ardından asıl hedefin Türkiye olduğu savunulurken, bu emperyalist tehditlere karşı güçlü bir savunma ve ekonomi politikası izlenmesi gerektiği vurgulanmaktadır. Yazar, dış müdahalelere karşı koyabilmek adına Türkiye’nin liderliğinde İran, Irak ve Pakistan ile birlikte tarihî Sadabad Paktı’nın acilen yeniden canlandırılmasını önermektedir. Bu bölgesel ittifak, küresel sermayenin ve müttefiklerinin bölgedeki yıkıcı faaliyetlerine karşı stratejik bir savunma kalkanı olarak sunulmaktadır.
Küreselciler, küresel sermayenin büyük bir kısmına sahip olan şirketlere (dünya gayri safi milli hasılasının %82’si dünya nüfusunun %1’ine aittir) ve onların destekçilerine verilen isimdir. Soros, Rothschild ve Rockefeller aileleri dünyada en çok en bilindik küreselcilerdir. Bu üç ailenin üçünün de Yahudi asıllı olması oldukça ilginçtir.
Küreselciler, insanları birbirine yaklaştırmanın, sınırları açmanın, ticareti serbestleştirmenin, ABD ile diğer ülkelerin küresel güvenliği sağlamak için beraber çalışmasını sağlamanın ve ABD’nin diğer ülkeleri desteklemesinin dünyayı daha iyi bir yer yapacağını iddia ederler. Görünürdeki amaçları böyle takdim edilmesine rağmen Küreselcilerin gerçek amacı, ülke sınırlarının kaldırılarak veya zayıflatılarak sermayenin dünyanın her yerine ulaşmasının sağlanması, böylelikle dünyanın tümünün etki alınarak tek elden yönetilmesidir.
Bunu Tek Dünya Devleti olarak isimlendirenler de vardır. Küreselciler, amaçlarına ulaşmak için ekonomik güçlerini, medya ve siyaset imkanlarını kullanarak ABD yönetimini etkileyebilmektedirler. Küreselcilerin Tek Dünya Devleti hedefinin önündeki en büyük engel ulus devletlerdir.
Ulus devletler, bağımsızlıklarına, toprak bütünlüklerine, yer altı ve yer üstü kaynaklarına son derece düşkündürler. Küresel sermayenin ülkelerini işgal etmesine, yer altı ve yer üstü kaynaklarının küresel sermayenin eline geçmesine kesinlikle karşıdırlar. Bunun için küresel sermaye ile dişe diş, göze göz mücadele etmek azmindedirler.

Küreselciler, amaçlarına ulaşmak yolunda ulus devletleri yıkmak, yıkamadıkları takdirde zayıflatmak, bölüp parçalamak için ekonomik baskı, terör, ayaklanma çıkartma, savaş vs. ne gerekiyorsa her türlü kötülüğü yaparlar veya işbirlikçilerine yaptırırlar. Küreselciler, ulus devletleri yıkmak için yapacakları kötülükleri demokrasiyi geliştirmek, halklara özgürlük getirmek, barışı korumak gibi propagandalarla gizlemeye çalışırlar.
ABD, 2000’li yılların başında Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin’in elinde aşırı miktarda kimyasal kitle imha silahı olduğunu bahane ederek Irak’ı işgal etmiş, savaş bittikten yıllar sonra Irak’ta kimyasal kitle imha silahı olmadığı meydana çıkmıştı.
Küreselciler, ABD Yönetimini etki altına almak suretiyle 2000’li yılların başında Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) adıyla Orta Asya’dan başlayarak Ortadoğu’yu da içine alan, Kuzey Afrika’ya kadar uzanan bir proje ilan etmişlerdi. Bu proje görünürde ABD projesi olarak takdim edilmiş olsa da gerçekte küreselcilerin projesi idi. Amaç, bu bölgelerdeki güçlü ulus devletleri yıkmak, zayıflatmak, bölüp parçalamaktı.
Büyük Ortadoğu Projesi’nin amacının Ortaasya, Ortadoğu, Kuzey Afrika ülkelerindeki terörist unsurları temizlemek, demokrasiyi, özgürlükleri geliştirmek, piyasa ekonomisini yerleştirmek olarak takdim edildi. Proje Arap Baharı propagandası ile ilk olarak 2010 yılında Tunus’ta başlatıldı. Daha sonra Mısır, Yemen, Cezayir, Ürdün, Suriye ve Libya’ya yayıldı; bu ülkelerin tümünde ayaklanmalar çıkarıldı.
Tunus’ta 23 yıldır yönetimde olan Zeynel Abidin Bin Ali ile Mısır’da 30 yıllık yönetici Hüsnü Mübarek görevlerini bırakmak zorunda kaldılar. Libya lideri Kaddafi çıkan isyan sonucu isyancılar tarafından öldürüldü. Suriye’de 2011 yılında iç savaş başladı; halen sona ermiş değil. Büyük Ortadoğu Projesi hiçbir ülkeye demokrasi, özgürlük getirmedi; aksine ayaklanma, iç savaş, ölüm, yoksulluk getirdi.
ABD, Büyük Ortadoğu Projesine halen devam ediyor. Burada iki amaç güdülüyor: Birincisi, Ortadoğu’daki zengin petrol ve doğalgaz kaynaklarını kontrol altına almak, ikincisi İsrail’in güvenliğini sonsuza kadar sağlamak. Bu iki amaca ulaşılabilmesi, bölgede küreselcilerin emperyalist politikalarına ve İsrail’in saldırgan küstahlığına kafa tutabilecek devletleri zayıflatmaktan, yıkmaktan, bölüp parçalamaktan geçiyor.
2003 yılında Irak’ı bölüp parçalamışlardı. Irak, artık küreselcilerin emperyalist politikalarına ve İsrail’in saldırgan küstahlığına kafa tutabilecek güçte değil. Kendi derdiyle meşgul. Ortadoğu Bölgesi’nde küreselcilerin emperyalist politikalarına ve İsrail’in saldırgan küstahlığına kafa tutabilecek iki devlet var: Birisi İran, diğeri Türkiye. Mısır, yüzölçüm ve nüfus bakımından güçlü görünse de ekonomik ve askeri yönden zayıf olduğu için küreselciler ve İsrail için tehdit sayılmıyor.
Küresselciler-İsrail Koalisyonu, şimdi gözlerine İran’ı kestirmiş durumdalar. 2025 yılında ABD’nin de müdahil olduğu İran-İsrail çatışmasında İran epey zarar gördü, zayıfladı. Küresselciler-İsrail Koalisyonu, İran’daki protestocuları kışkırtarak rejimi değiştirmeye çalışıyor. ABD Başkanı TRUMP protesto gösterilerini bastırmak için kuvvet kullanması durumunda İran’ı silahlı müdahalede bulunmakla tehdit etti.
ABD; sudan sebeplerle Venezuela Devlet Başkanı MADURO’yu eşiyle birlikte rehin alarak ABD’ye götürdü. Medyada çıkan haberlerde MADURO ve eşi terörizm ve uyuşturucu suçlamasıyla yargılanacak. Bunun bahane olduğu, asıl amacın Venezuela’nın zengin petrol, doğalgaz ve madenlerine çökmek olduğu apaçık ortada. Venezuela’nın zengin doğal kaynaklarından elde edilecek paranın Amerikan halkı için harcanmayacağı, küreselcilerin uluslararası şirketlerine gideceğini herkes biliyor. Zaten TRUMP da bunu saklamıyor; Venezuela petrolünün ABD’li petrol şirketleri tarafından çıkarılıp işletileceğini açıkladı.
Küresselciler-İsrail Koalisyonu, İran’da bir rejim değişikliğini gerçekleştirebilir veya İran’ı birkaç bölgeye bölebilirlerse ondan sonraki hedefleri kesin olarak Türkiye’dir. Küreselcilerin ve İsrail’in İran’dan sonraki hedefi Türkiye olduğuna göre, biz ne yapacağız, oturup kaderimizi mi bekleyeceğiz? Küreselcilerden, İsrail’den merhamet mi dileneceğiz? Elbette, bunların hiçbirini yapmayacağız. Vatanımızı, devletimizi korumak için ne gerekiyorsa yapacağız.
Doğru politikalarla ekonomiyi düzlüğe çıkartacağız. Cari açık problemini kesin olarak çözüme kavuşturacağız. Savunma sanayi çalışmalarını hızlandırarak güçlü bir orduya sahip olacağız. Yukarı paragrafta saydıklarımızı yapmak vatanımızı, devletimizi korumak için yeterli mi? Bence yeterli değil.
Bölgede küreselcilerin, İsrail’in hedefinde olan İran ve Irak’la ittifak yapmalıyız. Bu ittifaka Pakistan’ı da dahil etmeliyiz. Atatürk, 1930’lu yıllarda böyle bir ittifakı kurmuştu; Atatürk’ün kurduğu ittifakın adı Sadabad Paktı idi. ŞİMDİ, BİZ, TÜRKİYE’NİN ÖNCÜLÜĞÜNDE İRAN, IRAK VE PAKİSTAN’IN DAHİL OLDUĞU SADABAD PAKTI’NI YENİDEN KURMALIYIZ.