Lütfullah Kaleli’nin kaleme aldığı bu metin, Türk devletinin bekası ve tam bağımsızlık yolunda atılan stratejik adımların önemini vurgulamaktadır. Yazar, savunma sanayisindeki gelişmelerden ve ekonomi odaklı milli politikalardan duyduğu memnuniyeti dile getirirken, geçmişten bugüne devlet aklıyla örtüşen temennilerini paylaşmaktadır. Metinde, Türkiye’nin iç cephesini sarsmaya çalışan Masonluk, Siyonizm ve bölücü yapılar gibi dış kaynaklı tehditlere karşı uyanık olunması gerektiği hatırlatılmaktadır. Ülkenin geleceğini korumak adına her alanda yoğun bir çalışma temposuna girilmesi ve binlerce yıllık devlet geleneğine sadık kalınması çağrısı yapılmaktadır. Özellikle aile yapısı ve kültürel değerlere yönelik saldırılara karşı koymanın, toplumsal bir zorunluluk olduğu belirtilmektedir. Sonuç olarak yazar, Türkiye’nin küresel bir güç olma yolundaki ilerleyişini destekleyerek milli bir seferberlik ruhuyla hareket edilmesini savunmaktadır.
Arzu; istek, dilek ve temenni anlamına kullanıla gelmektedir. Yıllar öncesinden beri yazılarımda, devletime yönelik dilek ve temennilerim olmuş, bunları çok kez dillendirmiştim.
Bu dileklerimin başında; kuvvet hazırlamak, çıldırmışçasına çalışmak, bağımsız dış politikalar izlemek ve ekonomimizin güçlendirilmesi başlıklarını toplamak olasıdır.
Geçtiğimiz hafta grup toplantısında bir siyasetçi, art arda dikkat çekici açıklamalarda bulunuyordu. Aldığım notları sıralar isek:
Merkez ülke olma, nadir ülke olma, seçkin olanaklar ile edilgen olmamak, öncelik dirençli ekonomi, kırılgan iç cephenin açacağı sorunlar, Fransa’ya yapılan uyarılar, tarihi hafıza ve kapsamlı seferberlik düğümleri çözmek başlıklarını peş peşe sıralıyor, düşüncelerini açıklıyordu.
Açıklamalar; bir başlık hariç, yıllar öncesine dayanan benim dileklerimle benzerlik göstermesi benim mutluluk duymama neden oldu.
Dileklerin bir adım öteye geçmesi, uygulama alanında görülmesi bana göre daha bir manalı göründü.
İstanbul’daki savunma sanayii panayırında sergilenen ürünlerin ciddi anlamda göz doldurması; güç sergilenmesi ve yapılan uyarıların ciddiye alınmasına neden oluyor.
İşbu nedenle, yaratıcımız Görklü Çalap’ımıza sonsuz şükürler ediyorum. Dualarımın kabul olması, devletimin dilek ve temennilerim doğrultusunda icraatları beni sınırsız sevindirmiştir.
Devletimin aklına minnettarım. Başarılarının devamı için duacıyım.
***
Öte yandan, çevremizdeki ateş çemberi harlanmaya devam ediyor. Şimdilik inişli çıkışlı yollar izleniyor. Türk devleti, oluşan boşlukları çok güzel değerlendiriyor.
Konumunu pekiştiriyor, hesaplarını mükemmelleştirmeye ve genişletmeye devam ediyor.
Cephe gerisinde gündeme gelmeyen bir konuyu dile getirerek çorbada tuzum olursa bahtiyar olacağım.
Siyonizm’e hizmet eden Masonluk ve mütemmim cüzleri olan yapılar ile etkilerine eğilmek, üzerimizde bulunan borçlardan birisidir.
Masonluk deyince, savunma sanayimizi çökerten yapı olarak akla gelmektedir. Masonluğu M. Kemal Atatürk yasaklamıştı.

Ancak ölümünün hemen ardından meşrulaştırıldı. Daha sonra NATO’ya girildi. Ardından Tabutluk olayları yaşandı.
Peşinden ihtilaller, öğrenci olayları, içerinin karıştırılması, terör eylemleri ve 1970’li yıllarda günde 50 kişiye varan can kayıpları yaşandı.
PKK’nın kurulması ile Kürtçü bölücü hareket canlandı. İstiklal Savaşı esnasındaki düşman yapılar modernize edilerek yeniden hayata döndü.
Örneğin: Kürt Teali Cemiyeti — PKK, DDKD, DHKD, HİZBULLAH; Teali İslam Cemiyeti — FETÖ; devlete zararlı olan bazı tarikat ve cemaatler…
İçimizdeki azınlıklar ise Rotary ve Masonlar içinde siper almış haldeler. Mandacılık;
Türkiye’den başka bir yere yamanmaya çalışan, Türk’e güvenmeyen ve düşmanlara hayran olanlar; çeşitli STK’larda, sanat camiasında, üniversitelerde yerleşmiş; basında ve sosyal medyada yuvalanmış durumdalar.
Makabiler ise çeşitli Siyonist alt yapılarda ve iş çevrelerinde tutunmaya çalışmaktadır.
Özellikle Türk’ün dil yapısına ve değerlerine saldırmakta, aile yapısını gözlerine kestirmişler!
İthalatı artırma ve yerli üretimi engelleme, yavaşlatma, küçümseme çabası içindeler.
Bize düşen ise; düşmanın çokluğuna bakmaksızın her alanda karşı faaliyetlerde bulunmak, bizim olana sahip çıkmak, çıldırmışçasına geleceğimizi korumak ve hali mükemmelleştirmek için çalışmaktır.
Aklımızı, birikimlerimizi, yeteneklerimizi, ruhumuzu ve bedenimizi binlerce yıllık Türk devlet aklının emrine vermek zorunluluk olmuştur.
Görklü Çalap’ımızın görkemli selamları; canı, cananı ve her şeyiyle Türk devlet aklının gösterdiği yerde konumlanan ve hesabını buna göre yapanların üzerine olsun. Vesselam.