Erol Sunat
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Dalları Bastı Kiraz

Dalları Bastı Kiraz

featured

Erol Sunat tarafından kaleme alınan bu metin, artan hayat pahalılığı ve enflasyon karşısında dar gelirli vatandaşların yaşadığı derin ekonomik çaresizliği çarpıcı bir dille ele almaktadır. Yazara göre, tarımsal ürünlerdeki bolluğa rağmen pazar fiyatlarının yüksekliği, emekli ve asgari ücretlilerin meyveyi bile tane ile almasına neden olan acı bir tablo oluşturmaktadır. Resmî veriler ile sokağın gerçekleri arasındaki uçuruma dikkat çekilirken, ulaşım ve sağlık masrafları gibi temel giderlerin altından kalkılamaz hale geldiği vurgulanmaktadır. Avrupa’daki yaşıtları tatil yaparken Türk emeklisinin geçim derdiyle boğuşması, toplumsal sınıflar arasındaki kopuşun bir simgesi olarak sunulmaktadır. Nihayetinde eser, maddi imkansızlıklar nedeniyle umudunu yitiren insanların, kâğıt üzerindeki iyileşme müjdeleriyle teselli bulamadığına dair hüzünlü bir eleştiri niteliği taşımaktadır.

 

Meyve ve sebzelerin yüz güldüren yağışlardan sonra bollaşmasına rağmen yine de tüketiciye makul fiyatlarla ulaşma noktasında ciddi sıkıntılar yaşanıyor.

Bu konudaki pürüzleri ortadan kaldırması beklenen Hal Yasası çıkmadı.

Ne mi diyor insanlar?

Dalları bastı kiraz, şükür alabildik biraz.

Aldıkları kilo ile değil, bir avuç. Nefsi körleme derler ya hani, öyle bir şey…

Ne yapsın emekli ne yapsın asgari ücretli ne yapsın fakir fukara?

Bir avuç kiraz, bir avuç erik, iki şeftali, bir elma, belki bir armut, bir avuç çilekle meyve ihtiyacını karşılıyor.

Tencereye konacakları ise yarımşar kilo alıyorlar uzunca bir süredir. Yarımın yarısı alınanlar da var.

Mesela dolmalık biber…

Mesela taze fasulye…

Mesela bezelye…

Akşam vakitlerinde pazar dağılmaya yakın, fiyatlar iyice düştüğünde…

***

Dalları bastı kiraz, düşünmeden olmuyor bu yaz…

Kim görüyor bu manzarayı?

Pazarcı esnafı ve pazara gelenler…

Pazarın hali… Pazara gelenlerin hali… Pazarcının hali…

İşte böyle bir şey vatandaşın ahvali

Bu manzaraları görmek istemeyenler, duymak istemeyenler “yok böyle bir şey” diyecekler neredeyse.

Öyle ya enflasyon ya sıfır ya da bir virgül küsur.

Kırmızı et kaç virgül küsur?

Ya süt ürünleri?

Ya zeytin?

Ya zeytinyağı ya çiçek yağı?

Çay, şeker kaç virgül küsur oldu, kim söyleyecek?

Dalları bastı kiraz deniyor ya…

Dalları kiraz, bizi efkâr bastı, yetmedi hafakanlar bastı…

Bunaldık, daral geldi, attık kendimizi dışarı…

***

Soruyorlar…

Tatil rotanızı belirlediniz mi?

Belirlemez olur muyuz?

Rota şaşmış, nota şaşmış, kota şaşmış…

Yolculuk nereye?

İki adım öteye…

İlk rast gelen kanepeye kadar.

“Memlekete bir gidebilsem, önüme gelen herkesle helalleşeceğim” diyen insan, gidiş-dönüş hesabının içinden çıkamıyor.

“Atlasın gitsin, havası değişsin, kafası değişsin” diyenlerin, o insanların durumundan haberleri var mı?

Elin emeklisiyle bir tutulma imkânı var mı benim emeklimin?

Avrupa’nın emeklisi bizim sahillerimizde…

Bizim emekli, hastane kapılarında; yılbaşından bu yana hasta muayene ücretlerine toplamda yüzde dört yüz zam. Son veriden bir gün önce yani dün.

Sahil mi demiştiniz? Sahili ekranlarda görmeye devam…

***

İnsan kopmayagörsün. Koptunuz mu kopar gidersiniz de nasıl gittiğinizi, nasıl yittiğinizi anlayamazsınız. Hele bir de ara yerde vefayı kaybetmişseniz…

Kopanlar arayı uzattıkça bir de bakarsınız ki karşı yakadan el sallanmaya başlanmış. Gelmek yok, görmek yok, sormak yok.

Sonra da “Yok canım o kadar da değildir, bir kirazı, bir elmayı nasıl alamazlar?” gibi eksantrik sorular.

Sonrası o kopuşla, o derinleşen ayrılıklarla alakalı…

“Yok böyle bir şey… Dünyada olmaz, gözümle görsem inanmam” deniyor ya…

Zaten gözüyle görse her şey bir başka olacak. Feryatlar, figanlar duyulacak; hakikatlerle yüzleşilecek

Dalları bastı kiraz, ne yapacağız bu yaz?

Beklenti çok…

Umut az

***

Enflasyon düşme derdinde…

O düşecek ki, “düştü” diye çalacak davullar…

Maaş farkı müjdeleri verilecek ardı ardına…

Şuna şu kadar, buna bu kadar diye…

Tablolar, kuruşu kuruşuna kimin eline ne geçti açıklamaları…

Tipik bir temmuz…

Her zaman olduğu gibi sıcak…

Kim yanacak?

Kimi yakacak?

Yanandan geriye ne kalacak?

Ne diyordu o şarkı: “Temmuz, Ağustos, Eylül…”

Dalları bastı kiraz, gülmek bize uzak biraz…

***

Biz bu satırları yazarken muhtemeldir ki…

Enflasyon sıfır virgül diye…

Bir küsur falan…

İki ve üstü diye açıklanmış olacak…

“O kadar çok tahmin yapıldı ki, her ne çıkarsa çıksın şaşırmayacağız” dedi son veriyi bekleyenler…

Sıcak ya bizim başımıza geçecek ya enflasyonun…

Temmuz sıcağı, bol olan yağışlar, bollaşan sebze-meyve…

Ne mi oldu?

Enflasyon düştü

Ruhun şad olsun Barış Manço

Sen, “Domates, Biber, Patlıcan…” dersin de göz değmez, nazar ermez mi?

Değmese de değdi derler bilirsin…

***

Enflasyon girdi ucuzlayan sebzelerin koluna…

Aldırmıyor “sen düşmedin” diyenlerin lafına…

Sıfırlara, birlere… Madem düştü enflasyon,

Düşsün artık marketlerde ne varsa

Düşer mi?

Bir günlüğüne kilo başı birkaç lira karpuz düşer…

On bilmem kaç lira peynir düşer…

Arada tavuk üç beş kuruş düşer.

Yumurta da öyle…

Bu düşme keşke öyle böyle olsaydı diyeceğiz de “laf söyletme beni” diyerek elimizi kolumuzu tutuyor.

Kim mi düşmüş?

Bizden başka; düşen, şaşan, yere yapışan, tutuna tutuna ayağa kalkmaya çalışan, iki adım sonra tekrar düşen kapaklanan, yerden kalkamayan kim var?

***

Enflasyon sıfırı görebilir mi?

Aman efendim, bırakın görsün.

Dalları bastı kiraz, enflasyon sıfır, biz sıfırı tüketmişiz biraz biraz…

Rakamlarla beraber yan yana gelir, kol kola girer, birbirimizi teselli ederiz belki…

“Biz Heybeli’de her gece mehtaba çıkardık…” şarkısı eşliğinde…

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!