Mehmet Özkendirci tarafından kaleme alınan bu metin, Haymana Belediye Başkanı Levent Koç’un siyasi saf değiştirerek iktidar partisine katılması üzerinden Türkiye’deki güncel siyasi ahlakı ve demokratik yapıyı sert bir dille eleştirmektedir. Yazar, muhalif kimliğini koruyacağına dair söz veren isimlerin hızla taraf değiştirmesini ve iktidarın bu transferlerle oluşturduğu güçlü lider imajını bir “çığırtganlık” metaforuyla betimlemektedir. Metinde ayrıca, ülkenin içinde bulunduğu ekonomik zorluklar, emeklilerin mağduriyeti ve eğitim sorunları devam ederken, dışarıya yapılan yardımların ve Suriye’deki yatırımların mantığı sorgulanmaktadır. Atatürk’ün çağdaş uygarlık hedefinden uzaklaşıldığı savunularak, mevcut yönetim anlayışının halkın refahı yerine siyasi bekaya odaklandığı iddia edilmektedir. Son olarak, hem iktidarın kayyum politikaları hem de muhalefet içindeki bazı isimlerin koltuk hırsı, ülkenin demokratik değerlerini aşındıran temel unsurlar olarak sunulmaktadır.
Pazarcının sesi değil bu seslenme. AKP’nin son transferi Haymana Belediye Başkanı Levent Koç’un AKP’ye dönüp Erdoğan’ın elini öperken bir çığırtganın daveti: “Gel, geeelllll koltuğun iyisi burada. Geelll geel, ne olursan yine gel. İster kara ister ak, ister boyuna kadar pisliğe bat yine geelll; biz seni sütten çıkmış ak kaşık gibi tertemiz, pırıl pırıl yaparız. Daha önce bataklıktan kimleri çıkartmadık ki… Topuklu efeleri topuklayan efe yapmadık mı…”
Söz konusu eski Haymana CHP Belediye Başkanı, bir gün önce Mansur Yavaş’a “AKP’ye geçmem” derken, hızlı bir U dönüşüyle AKP’nin başkanının elini öpmeye koştu.
Kayyum ve transferler demokratik ülkelerde büyük ayıp. Aylar önce partililerine “muhaliflerini silkeleyin” emrini veren Sayın Erdoğan, böyle giderse seçimlere girmeden yeni bir zafer daha kazanacak. Aklımıza, “Osmanlı sistemine dönün” diyen lastik suratlı Tam Tarak geliyor. Bizim gibi üçüncü ligde oynayan ülkelerde Süper Lig’de oynamak ne haddimize! Ya sözde şeriatla yönetilen Afgan modeline dönmeliyiz —dünyanın bin yıl gerisine mahkûm edilerek— ya da vurunca ses getiren, dediği dedik güçlü liderlere sahip olmalıyız. Dünyada ilk kez emperyalizme karşı zafer kazanan Mustafa Kemal Atatürk’ün uygar dünya hedefi yüz yılını doldururken, emperyalistlerin bizi kula kulluk eden padişahlık rejimi bazılarına altın tepside sunulmak istenmektedir. Bu nedenle son seçimden birinci parti olarak çıkan Atatürk’ün partisine Kayyum Kemal getirildi. Kendisi o kadar heyecanlı ki CHP’li belediyelerin suçlandıkları dosyaları bile okuma gereği duymamış.

Yeter ki düştüğüm koltuğa beni oturtun diyecek kadar, seksenine gelmiş yeni damat gibi heyecanlı.
Ülke batağa sürüklenirken AKP’nin yeni transferlerinden yardım beklemesi çok absürt değil mi? Güçlü iktidar ve lider imajı için dış ülkelere yapılan yardımlarda dünya ikincisiyiz. Son olarak Türkiye’de hastaneler satılırken Suriye’de hastane açmanın başka bir mantığı var mı? Türk çocukları okula aç giderlerken, güvenlik ve temizlik sorunları yaşarlarken Suriye’de onlarca okul açmanın nedeni muhacir ve ensar kardeşliği mi? Sayın Erdoğan, Suriyelilerden Esad sonrası kalmak isteyenler için “başımızın üzerinde yerleri var” demişti. Keşke o yerde emekliler, işsizler, asgari ücretliler ve açlık sınırı altındakiler yer alsaydı.