Roza Kurban
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Rus Zulmüne Başkaldıran Batırşa (Bahadur Şah)-VI

Rus Zulmüne Başkaldıran Batırşa (Bahadur Şah)-VI

featured

Bu köşe yazısı, Rus Çarlığı’na karşı bağımsızlık mücadelesi veren Batırşa’nın trajik esaretini ve kahramanca direnişini ele almaktadır. 1756 yılında tutuklanarak Saint Petersburg’daki Petropavel ve Schlüsellburg kalelerine hapsedilen liderin, ağır işkencelere ve din değiştirme baskılarına rağmen eğilmeyen vakur duruşu betimlenmektedir. Metin, Batırşa’nın 1762 yılında hücresindeki gardiyanları etkisiz hale getirip kaçmaya çalışırken şehit düştüğü destansı son anlarını ayrıntılarıyla aktarmaktadır. Ayrıca, Batırşa’yı ele veren yerel hainlerin Çariçe tarafından nasıl ödüllendirildiği ve bu kişilerin makus talihleri üzerinden toplumsal bir adalet vurgusu yapılmaktadır. Sonuç olarak eser, Türk ve Tatar tarihi açısından önemli bir şahsiyet olan Batırşa’nın ulusal bir kahraman olarak mirasını onurlandırmayı amaçlamaktadır.

 

Batırşa Sankt-Petersburg’ta

30 Kasım 1756’da elleri ayakları zincire vurulan Batırşa, Sankt-Petersburg’a götürülmüştür. Aralık ayının ortalarında Sankt-Petersburg’a getirilen Batırşa, Neva Nehri’nin sağ tarafındaki adada bulunan Petropavel Kalesi’ne hapsedilmiştir. Savunma amacıyla Neva Nehri ağzına 1703 yılında yapılan bu kaleden kaçmak imkânsızdır. Önce kalenin dış surları kerpiçten, daha sonra 1706 yılında taştan örülmüştür. Batırşa ve 11 silah arkadaşı bu kalenin hapishanesine atılmıştır. Her tutuklu isyancının başında 3 asker nöbet tutmuştur. 1747 yılında çariçe tarafından hapishane başkanlığına atanan kont Aleksandr İvanoviç Şuvalov, Batırşa’yı bizzat sorgulamıştır. Aynı zamanda sorgulama esnasında konuşmaları Rusçaya çevirmesi için Türk ve Tatar dillerini iyi bilen çevirmen Aleksandr Turçaninov da hazır bulunmuştur. 1757 yılının ilkbaharında Batırşa’nın Hristiyan dini hakkında bilgi almak ve konuşmak için bir ruhani ile görüşmek istediği bilinmektedir. Bazı tarihçiler bunu “Batırşa Hristiyan dinine geçmek istemiş” diyerek yazsalar da, bunun gerçekleri yansıtmadığı aşikârdır. Batırşa’nın 24 Mart 1757 yılında Petropavel Kilisesi papazı İtero Lepitskiy ile konuşması, karar öncesi zaman kazanmaktan başka bir şey değildir. Papaz ile görüşmesi sırasında, Batırşa çariçeyle bizzat görüşmek istediğini söylemiştir. Arşivlerde bu görüşmenin tutanağında, Hristiyan dini İslam’dan daha üstün olduğuna inanırsa, ölmeden önce Hristiyanlığı tercih edeceği ve papazla bir kez daha görüşmek istediği yazılmıştır. Fakat Batırşa’nın papazla ikinci kez görüşüp görüşmediği bilinmemektedir. Batırşa’yı her ne kadar Hristiyanlığa geçmeye ikna etmeye çalışsalar da bunu başaramamışlardır. Sorgulamalar yarım yıl kadar sürdükten sonra 1757 yılının ortalarında (bazı kaynaklara göre 1758 yılının Aralık ayında) Batırşa hakkında karar çıkmıştır. Batırşa; çar hükümetine karşı fesat karıştırmak, müracaat yazarak iftira atmak, Türkleri Ruslara karşı kışkırtmakla suçlanmış, yani “devlet için büyük bir tehdit oluşturan düşman” olduğu onaylanmıştır. Bu karara göre, Batırşa müebbet hapse mahkûm edilmiş ve kırbaçlanma, burun ve dilini kesme cezasına çarptırılmıştır. Karar birkaç gün içinde yerine getirilmiş ve Batırşa, Sankt-Petersburg yakınındaki Neva Nehri’nin Ladoga Gölü’ne döküldüğü yerde, küçük bir adada bulunan Schlüsselburg Kalesi hapishanesinin tek kişilik hücresine el ve ayakları zincirli olarak kapatılmıştır. Rus hükümeti bu zindana en korkunç devlet düşmanlarını atmıştır. Schlüsselburg Kalesi zindanına kapatılanlar bir daha geri dönmemiştir. Tek kişilik hücrelerde tutulan mahkûmlar birbirlerini görmemiş, her mahkûmun başında 3–4 asker nöbet tutmuştur. Kuş uçmaz kervan geçmez, etrafı sularla çevrili olan bu hapishanede Batırşa 5 yıl kalmıştır. 24 Temmuz 1762 tarihinde Batırşa; başında nöbet tutan onbaşı Danila Nikitin, askerler Maksim Homutov, Grigoriy Yepifanov ve Andrey Lazarevleri öldürerek kaçmaya çalışmış fakat başarılı olamamış, şehit olmuştur. Olay şöyle gerçekleşmiş: Batırşa muhafızların bir anlık dalgınlıklarından yararlanıp Homutov’un baltasını almış ve kendini korumak amaçlı baltayı sağa sola savurmuştur. Bu sırada önce onbaşı Nikitin’in kafasını ortadan yarmış, asker Homutov’un kafasının sol tarafından kesmiş, Lazarev’i karnından, Yepifanov’u kafasından yaralamış ve muhafızların hepsi olay yerinde ölmüştür. Daha sonra el ve ayaklarına vurulan zincirleri kıran Batırşa kalenin avlusuna koşarak çıkmış ve kalenin duvarına tırmanmıştır. Cesedi kale dibinde bulunan Batırşa, Schlüsselburg Kalesi’nden kurtulup güneşi görebilen, birkaç dakika dahi olsa özgür kalabilen tek mahkûmdur. Destansı bir ömür geçiren Batırşa, adını tarih sayfalarına altın harflerle yazdırmış ölümsüz bir kahramandır.

Batırşa çok istese bile Çariçe Yelizaveta Petrovna ile görüşememiş, milletinin dertlerini anlatamamıştır. Bunun aksine, Batırşa’yı “yakalayıp” teslim edenler, 24 Aralık 1756’da çariçe tarafından kabul edilmiş ve ödüllendirilmiştir. Kime niyet, kime kısmet… Batırşa’yı ele veren Orenburg vilayeti Ezekey köyü yöneticisi 80 yaşındaki Süleyman Dibayev çariçe tarafından cömertçe ödüllendirilmiştir. Batırşa’yı yakalayana konulan 1147 Ruble 5 Kuruş para ödülünün yanı sıra; bordo renkli kadife kaftan, altın ve gümüş yaldızlı yarım kaftan, samur kürkünden yapılan kadife börk, Çariçe adına teşekkür yazılı gümüş kılıç ve Rus armalı gümüş kepçe Süleyman Dibayev’a hediye olarak verilmiştir. Orenburg vilayeti Çurtanlıkül köyü yöneticisi 73 yaşındaki Yanış Abdullin da Batırşa’yı yakalama aşamasında, bir yıl boyunca Batırşa’yı takip eden, Batırşa’nın eşini, çocuklarını ve silah arkadaşlarını hükümete teslim ederek gösterdiği “başarılarından” dolayı ödüle layık görülmüştür. Çariçe, Yanış’a para ödülünün yanı sıra teşekkür belgesi, Çariçe adına teşekkür yazılı kılıç ve gümüş kepçe, kaftan ve çuha hediye edilmiştir. Ayrıca Batırşa’yı yakalama sırasında yardımda bulunan Ezekey köyünün ezancısı İsmail, Resul ve İshak 100’er Ruble; kâtip Muksin Gabdesselam, Abduk ve Bakıy 50’şer Ruble para ile ödüllendirilmiştir. “Alma mazlumun ahını, gelir aheste aheste” derler ya. Bu millet hainleri, aldıkları ödüllerin hayrını görememiştir. Süleyman Dibayev, köyüne bir daha dönememiş, 14 Şubat 1757’de Sankt-Petersburg’ta ölmüş ve şehrin Müslüman mezarlığına defnedilmiştir. Ölmeden önce oğlunun yerine yönetici olmasını isteyen Süleyman’ın oğlu Davut, onun yerine atanmıştır. Yanış Abdullin de köyüne dönmek için yola koyulmuş, ancak yolda soğuktan donarak ölmüştür. Mezarının nerede olduğu bilinmemektedir. Yanış’ın yerine oğlu Sultanbek, Senato tarafından köy yöneticisi olarak atanmıştır. Batırşa nasıl milleti için bir kahramansa; Yanış ve Süleyman gibi insanlar da birer haindir. Bir Batırşa ölmüşse, bin Batırşa doğmuştur. Atalarımız “Ah alan onmaz” demiştir. Hainlerin ise oğulları da onların çizdiği yoldan Rus çarlarına hizmet ederek milletinin ahını almış ve bugünlerde nefretle anılmaktadır.

 

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!