Mehmet Özkendirci
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Diyanet ve Siyaset Kardeşliği

Diyanet ve Siyaset Kardeşliği

featured
0
Paylaş

Bu köşe yazısı, Türkiye’deki din ve siyaset ilişkilerini sert bir dille eleştirerek, dini kurumların ve figürlerin toplum üzerindeki etkilerini sorgulamaktadır. Yazar, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın tarafsızlığını yitirdiğini ve laik Cumhuriyet değerlerinden uzaklaştığını savunurken, bazı dini cemaat liderlerini halkı yanıltmakla suçlamaktadır. Devlet bütçesinden bu kuruma ayrılan yüksek payın adaletsizliğine dikkat çekilerek, farklı inanç gruplarının vergi yükümlülükleri üzerinden toplumsal bir eleştiri sunulmaktadır. Ayrıca, mevcut hükümetin yargı ve dış politika hamleleri üzerinden ülkenin demokratik yapısına dair endişeler dile getirilmektedir. Son olarak, iktidarın devletle özdeşleştirilmesinin yanlışlığı vurgulanarak, gerçek yurtseverliğin ulusal değerleri korumaktan geçtiği ifade edilmektedir.

 

Yaşadığımız günlere bakınca başlık doğru değil mi? Yoksa hâlâ bir eli yağda bir eli balda, dünya yansa dert etmeyenlerdenseniz tuzun koktuğu falan yok.

İsrail binlerce çocuğu katlederken; sarıklı, bir karış sakallı, Yahudi bozması sözde din adamları, onların cennetlik olduğu için sevinmemiz gerektiğini söyleyecek kadar adi ve şerefsizler.

Bunlara göre Allah’tan sabır dilemek bile küfre girer, “direkt cehennemliksiniz” diyor resim yaptığınız gibi. Bunların piri Püsküllü Kadir‘e göre; “Hilafet gelsin, isterse devlet batsın” der. Tabii “Keşke Yunan kazansaydı” diyecek kadar insanlıktan ve vatan sevgisinden yoksun iki ayaklı mahluk. Yine devlet memuru bir imam olan, eskinin barlarda çalışan sözde imamı, Hatay’ın Fransız işgalinden kurtuluşuna pek sevinmemiş olmalı ki ezan Türkçe okunduğu için fena halde üzülmüş, Püsküllü Kadir ustası gibi. Bu imam bozuntusunun Allah’tan korkusu yok fakat kullarından korkusu olmalı ki beş altı korumayla geziyor. Yine Allah’ın ateşine karşı “yanmaz kefen” pazarlayan Cübbeli Ahmet’e göre; İzmir’i Mustafa Kemal ve askerleri değil, falan tarikatın falan kolu kurtarmış.

Tıpkı Nakşibendi tarikatının Halidi koluna bağlı olanların direkt cennete gireceklerini müjdelemesi gibi. Gerzek; bu konuda Hz. Muhammed bile kızı Fatıma’ya “Ben bile senin cennete gireceğini söyleyemem” demişti. Bir başkası bir karış boyuyla cennette cinsel fantezilerin yapılacağını ağzından salyalar akıtarak anlatırken, bir başka sapık “tak tak” diyerek işi nasıl halledeceğini anlatıyor. Cennette her bakirenin ilişki sonrası tekrar kızlık durumuna döneceklerini, isteyenin Adriana Lima gibi bir yüze sahip meleklerle alem yapacağını söylerken; bir başkası kahvaltıda yetmiş bin çeşit kahvaltılık olacağının garantisini veriyor. Bu durumda adama sormazlar mı; bu girişin bir de çıkışı var, acaba vidanjörlerden mi yararlanacaklar? Asıl acı olan bu sapıkların söyledikleri değil, Diyanet İşleri Başkanlığının suskunluğu.

Ayasofya tekrar cami oldu; onu müze yapanları lanetleyen, minbere kılıçla çıkan Ali Erbaş‘ın koltuğunda oturan taze Diyanet Başkanı, maşallah Evliya Çelebi gibi dünyada gezmedik ülke bırakmayacak. Kurucusu olduğu Atatürk’ün en büyük düşmanı artık Diyanet İşleri Başkanlığı maalesef. İslam’da parayla namaz kıldırmanın çok büyük günahlardan olduğu belirtilirken, bugün din görevlilerinin hepsinin gelir kaynağı din. Batı’da devletler kiliselere verdiği maddi destekleri artık kaldırıyor; giderleri halkın vergileri değil, kilise cemaati ödüyor. Bizde de böyle bir uygulama olsa sonuç ne olurdu acaba?

Giderleri iki üç bakanlık kadar olan Diyanet ne der? Bugün halkın %90-95’i Müslüman denilen Türkiye’de artık bu oranlar ne kadar gerçekçi? Alevileri Müslüman saymayan sözde Sünni Müslümanlar; Diyanet için ödenen vergilerden muaf tutuluyorlar mı, ülkede yaşayan başka din mensupları ve bu deist/ateistler gibi?

“Turpun büyüğü heybede” muhabbetiyle açılış yapan Erdoğan’a sormak gerek; acaba turpun küçüğü kim?

CHP’yi somut bilgiler bulunmadan “asrın yolsuzluğunu yaptı” diye suçlayan mı, yoksa yarım milyara yakın gayrimenkul zengini yeni Adalet Bakanımız mı? Burada kimseyi zan altında bırakmak istemem fakat tapu dairelerine erişim yasağı gelmesine bir anlam veremedim cahil kafamla. Eski mevkidaşı Yılmaz Tunç’un hep hatırlattığı gibi; yargımız bağımsız değil mi? Kararı o verir, bizim boyumuzu aşar. Neyse, “zenginin malı fakirin çenesini yorar” misali dış politikamıza dönelim. Cübbeli Ahmet “İsrail’e meydan okumak bizim neyimize” derken; Orta Doğu’daki tüm Müslüman ülkeler gibi biz de İsrail’i değil, İran’ı fena halde kınadık, AK Parti sözcüsü Ömer Çelik gibi.

Sahi; İspanya Başbakanı gibi ABD ve yandaşlarına “dur” diyecek bir iktidar mensubumuz neden yok? Son olarak; iktidarı eleştirmek devlete karşı işlenmiş bir suç nasıl olur? Hiçbir iktidar devlet değildir, sadece bir partidir. Seçim kazanır iktidar olur, kaybedince gider; bu kadar basit. Dana altında buzağı aramaktan vazgeçelim, ülkemizin değerini bilelim. Onu en yükseklere taşımak her yurtsever partinin ilk görevi olmalı.

***

ALEVİLERİ MÜSLÜMAN SAYMAYAN SÖZDE SÜNNİ MÜSLÜMANLAR; DİĞER DİNDEN OLANLARDAN, DEİST VE ATEİSTLER GİBİ DİYANET İÇİN VERİLEN VERGİLERDEN MUAF TUTULUYORLAR MI?

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!