Mehmet Edip Ören
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. “Ama” Kelimesinin Tehlikesi ve Siyasetin Perde Arkası

“Ama” Kelimesinin Tehlikesi ve Siyasetin Perde Arkası

featured
0
Paylaş

Köşe yazısı, “ama” bağlacının siyasi bir manipülasyon aracı olarak nasıl kullanıldığını analiz ederek başlar. Yazar, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’a yönelik Kızılırmak suyu üzerinden yapılan eleştirilerin haksız olduğunu savunur. Geçmiş dönemdeki su projesinde yaşanan usulsüzlüklere ve altyapı yetersizliklerine dikkat çekerek , baraj yapma sorumluluğunun belediyelerde değil merkezi hükümette olduğunu belirtir. Yazıda ayrıca Rusya’dan alınan ucuz petrolün pahalıya satılması ve et piyasasındaki fiyat oyunları gibi ekonomik sorunlar eleştirilir. Son olarak, eğitimdeki ideolojik değişiklikler ve küresel siyasi ittifaklara değinilerek toplum uyarılır.

 

“Ama…”, tehlikeli kelimeler kategorisindeki dolaşmamıza devam edelim… Çok tehlikeli bir kelimedir “ama”. Zehir zerk edilmeden önce verilen baldır… Birisi sizi ve düşüncelerinizi övüp, arkasından “ama” diyerek devam etmeye kalkarsa, hemen müdahale edin; sıra zehre gelmiş demektir.

Bu kelime, gardınızı düşürmeniz için kullanılmış bir kamuflajdır. Hepinize merhabalar olsun, Türkiye birden büyüktür…

Uğraşıyorlar. Mansur Başkan’a kumpasla bile olsa atacak iftira yok. Bu yüzden sudan sebeplerle üstüne gitmeye çalışıyorlar.

Bir kaşık suda koparılmak istenen fırtınanın sebebi bu… İsterseniz olayın aslını kısaca paylaşayım.

Çünkü bunların en önemlisinin içinde dolaylı olarak bulundum. İ. Melih… Soruyorsunuz ama baştaki “İ”nin anlamını ben de bilmiyorum ama şahsına yakışabilecek en uygun şeklini kabul ediyorum… İşte bu İ.

Melih, Kızılırmak’tan Ankara’ya su getirdi. Bunu yapan firmanın yetkili iki imzasından biri benim kankam… O proje yapılırken neler verildiğini biraz da olsa biliyorum.

En alttaki mühendisin bile hafta sonu İstanbul’da nasıl ağırlandığını, eskort hizmeti aldığını, dönüşte ise bir firmadan doğal-organik ürünlerden sandık sandık alındığını çok dinledim… İşte o hat sonunda açıldı.

Hani Ankaralıların boruları çürüdü, birçok evi su bastı ya… İşte Kızılırmak’ın asitli suyu o hatla taşındı.

Mansur Başkan gelince o hattı kullanmadı, dolayısıyla sorunlar da bıçak gibi kesildi.

Görülmemiş bir kuraklık olunca, halkın susuz kalmaması için hatta başvuruldu.

Gel gör ki arıza “geliyorum” demez, boru patladı… Birkaç gün içinde halledildi ama işte o arada fırtına koparıldı… “Çaldı çırptı, Ankara’yı parsel parsel sattı” denilen ama asla inanmadığım İ. Melih, maaşlarından biriktirdiği parayla kurup çok değerli oğluna hediye ettiği B. TV

yayına başladı. Bir AKP Ankara Milletvekili arzıendam etti… “Bakım yapmadıkları için boru patladı” dedi.

Gerizekalı-embesil ayaklarına yatan sunucu muhatabı da konuşma boyunca hayretlerden hayretlere düştü ama bir türlü, “Borunun bakımı nasıl yapılır?” diye sormadı ve söylemedi… Yağı mı kontrol edilir, havasına mı bakılır, yoksa dışarı çıkarılıp çıplak gözle mi değerlendirilir, ben de bilmiyorum… Her neyse, olay kısa zamanda çözüldü, işler yoluna girdi ama fırtına dinmedi… Bir RT aldı sazı eline, bıraktı; sorun yumağı bakamayan aldı, bıraktı; Osman girdi devreye… Jeliboncunun, embesil oğlunun zekası bu işlere yetmezse Türkiye Cumhuriyeti’nin koskoca (!!!) bakamayanı —ben ona “Yumoş” adını taktım— bu kadar cahil olabilir mi? Diyor ki:

“Mansur baraj yapsa bu sorun olmazdı. Bu da belediyelerin göreviymiş…” Arkadaşlar, kınamayın lütfen.

Bunlar sadece Saray’dan gelen talimatları bir alt kadroya aktaracak kadar zekaya sahip insanlar.

Fazlası zaten istenmiyor… Ben bu zata ve Saray’daki akıl hocalarına sorayım: Keban Barajı’nı Elazığ Belediyesi mi, Atatürk Barajı’nı Gaziantep Belediyesi mi yaptı? Bir zamanlar İBB Başkanı olan RT veya ABB Başkanı İ.

Melih kaç baraj yaptı? Erzurum, Yozgat vb. belediyelerin yaptıkları barajlar hangileri?

Epey önce yazmıştık, sonraları Ekrem Açıkel de açık etti… Rusya Federasyonu’ndan aldığımız, muhtemelen 30-40 dolar fiyatlı Ural petrolü, 60-70 dolar fiyatlı Brent petrolüne göre fiyatlandırılıyor.

Yani ucuz petrole perakende olarak, pahalı mal parası ödüyoruz… Aynı yaklaşım “et” olayında da karşımıza çıktı.

Bin lirayı aşan kıyma fiyatlarının durmayacağı görünüyor. Halka ucuz et temini için ESK’nın anlaşma yaptığı mağazalar, etin büyük kısmını lokantalara plase ediyor.

Yani hem vatandaş et bulamıyor hem de lokantalar eti sanki bin liradan almış gibi fiyatlar uyguluyor… Çift taraflı kazık…

Karnelerden Atatürk resminin çıkarılması konusunda mazeret beyan eden MEB, lafı döndü dolaştırdı, İBB’deki olaylara getirdi… “Asrın hırsızlığını örtbas etmek için bu konulara sarılıyorlar” meyanında laflar etti… Yahu sen yoksa Tarım Orman Bakamayanı Yumoş’un havlusuna falan mı kurulandın? Efendi, mahkemesi başlamamış bir şey için böyle demek kanunlara aykırı, bu bir.

İkincisi ise, bu millet bir “asrın soygununu” biliyor. O da Almanya’da neticelenen “Deniz Feneri” davası…

Venezuela ve Grönland işini herkes petrol ve nadir toprak elementleri için yapıldı zannediyor.

Evet, o da sebeplerden biri ama ana sebep değil… ABD, bölgedeki Çin yayılmacılığına karşı tedbir alıyor… Yakın zamanda Rusya dahil, Çin’e karşı ittifaklar kurulursa şaşırmayın.

Şimdilik bu kadar, zamanı geldiğinde detaya gireriz…

Her zamanki gibi, hepinizi Allah’a emanet ediyorum. Hoşça kalınız…

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!