Bugün Bayram, erken kalkın çocuklar… Dini Bayramımız, Ramazan Bayramı içine, Milli Bayramımızın da katılışı ne güzel… İnsanoğlu Maddi ve manevi varlıklarının sentezi değil mi. Yani kısaca Türk-İslam Sentezi, şimdi ve yarın, takvim olarak da gerçekleşmiş olmuyor mu. Arkadan ne geliyor 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı. Bugünü de yirmi seneden fazla bekleyen milyonların coşkusunu düşünebiliyor musunuz? Her neyse konuyu hemen kapatalım. Biliyorsunuz ki, Bayrama denk gelen yazılarım da siyasete ara veriyorum… Hepinize Merhabalar…
Dediğimiz gibi, siyaset dışına doğru uzanıp, toplumun göbeğine oturalım. Bu yazımda sizlere, uygulamada istenenin dışında neticelere doğru giden birkaç örnek vermek istiyorum… Daha önceleri bir iki kere değindiğimi hatırlıyorum ama, gördüğüm lüzum üzerine gene yazmam gerekiyor… 65 yaş ve üstüne sağlanan ayrıcalıklar, toplum düzenimizi ve milli kültürümüzü yok etmek üzere. Nasıl mı? O zaman başlıyoruz… Olay sadece cebinde bedava kart sabahtan akşama kadar, o otobüs senin, bu otobüs benim diyerek dolaşanlar değil… Ona da geleceğim ama daha vahim durumlar var… Etrafınıza birazcık, gazeteci gözüyle bakın… Düşük gelirli, orta gelirli, nispeten de yüksek gelirli olan yaşlı kimselerimizi incelediniz mi… Hepsi ellerinde zar zor taşıyabildikleri poşetlerle yollarda… Bedava ulaşım hakkına sahip oldukları için, en ucuz gıda nerede oraya gidip alışveriş yapıyorlar… Bu durum bakın neleri etkiliyor ve bozuyor. Gençler, masraf olmasın diye evde oturduğundan, çok önemli bir göreneğimiz devre dışı kalıyor. Yaşlılar hamallık yapıyor, gençler yiyor… Geçenlerde, iyi de giyimli bir yaşlı annemiz elindeki poşetlerle otobüse binemiyordu. Biraz uzaktım ama koştum, poşetlerini aldım, otobüse çıkardım sonra da kendisine yardım edip yoluma devam ettim… Bin bir düşünceyle yürürken, kendi kendimi sorguladım. Peki bu teyzemiz poşetleriyle nasıl arka kapıya yürüyecek, sonra nasıl inecek, evi durağa yakın mı, uzak mı… İçim bir tuhaf oldu. Onu bu hale getirenlere beddua ettim… İkinci olay ise, bu yüzden gençlerin yaşlılara saygısı yok oldu. Milletimizin bu önemli özelliğinin yok oluşunu ibretle seyrediyoruz… Biraz da haklılar… Hep aynı kişiler sabahtan akşama geziyor. Hiç bir maksatları da yok… Durumu gören gençlerde yer vermiyorlar, bu arada kurunun yanında yaşlarda yanıyor… Sözü çok uzatmadan, konuşuyorsun ama çaren ne diyenlere de, daha önce çeşitli yerlerde söylediklerimi söyleyeceğim… Şu anın teknolojisiyle çok basit… 65 yaş serbestisi kalsın ama günde iki kere kullanılabilsin… Ben hastaneye iki vasıtayla gidiyorum iki de dönüşüm diyenlere, günün kullanılmayanı ertesi güne aktarılsın yani dört olsun… İki üç gün aktarma olmasın…Sadece bir gün aktarılabilsin. Anlaştık mı… Lüzumsuz seyyahlar, size sormuyorum, gerçek ihtiyaç sahiplerine soruyorum… Böylece insanlar ihtiyacını halleder, otobüsler lüzumsuz kalabalıktan dolayı vaktinden önce yıpranmaz, en önemlisi gençler yaşlılarına daha farklı bakarlar… Bu fikirler benim naçizane çözümlerimdir. Mutlaka ki, işin ehli daha uygunlarını bulacaktır ama lütfen bir an evvel bulsunlar…
Birkaç ay evvel, TRT’ci dostumla sohbet sırasında konu gelişti… Eski meslektaşlarım bilir. Bilhassa Naklen Yayın ekibinin davranışlarıyla bütünleşen olaylar zincirini anlatmaya kitap değil, ansiklopedi yetmez ama, ben oradan çıkarak toplumdaki asalak insanların davranışını bir parça değerlendirmek istiyorum. En azından, her şeyin farkında olduğumuzu bilmeleri açısından faydalı olacağı kanaatindeyim… Bir yerden başlamak gerekiyor… Mesela kurumda programın başlama saatini beklerken, nefes nefese gelen birisi “Taksi kapıda bekliyor, paramı düşürmüşüm, bir ellilik versene, yarın veririm ” derse bilin ki o para asla verilmez… Bir lokantaya gittiniz, “Şimdi sen ver yanımda yok, bir dahaki de benden olur” un anlamı, O kişiyle asla yemeğe çıkmayacağınızdır… Evinize yemeğe çağırdığınız kimsenin gelmeden telefon açıp “Eksik bir şey varsa getireyim” demesi, hiç bir şey getirmek istememesinden kaynaklanır… Ev sahibi zaten her türlü hazırlığını yapmıştır ve de asla şunu bunu al gel demeyeceğine göre, çakma teklif en azından ayıptır… Ayrıyeten getirmek isteyen uygun birşeyi alıp gelir, sormasına gerek yoktur zaten… Ben zaten, şahsım olarak, kimsenin bir yasağı savar gibi bir şeyler getirmesini istemem ama ben de düşünülerek yapılmış olanları , abartılı olmamak kaydıyla seve seve kabul ederim… Misal : Mustafa Kardeş’ imin Hanım’ ı, ev işi erişte ile turşu yollamış. Çok sevindim…
Bugünü geçmeden bahsetmek istediğim ikinci konu da açgözlülüktür… Bu hastalık özellikle varlıklı ve nüfuzlularda had safhada vardır… Örnek çok da 2-3 taneyle yetinelim… Ankara Gazeteciler Cemiyetinin üyesi ve Basın Meclisinde idim… Çevre sokaktaki tesislerin açılışımızı, O zamanki Devlet Başkanımız Kenan Evren yapacaktı. Dolayısıyla Devlet’ in bütün üst kadrosu ve Basının süzmeleri oradaydı. Muhteşem bir sofra hazırlanmıştı. Çevrilmiş nar gibi kuzuların yanında envaî çeşit yiyecek ve içecek mevcuttu. Yemeğe geçildiği zaman iftara 15-20 dk. vardı. Hanımla birlikte bir kenara çekilip beklemeye başladık. Eşim, olaydan ürkmüş olacak ki, bir şeyler alalım aç kalacağız yoksa, demesine rağmen, telâş etme, iftara kalabalık azalmış olur, daha rahat alırız dedim… Ve iftar vakti geldiğinde kalan bir iki kırıntıyla ancak orucumuzu bozabildik… Program yapımcılığım esnasında bende bir çok resepsiyona davetli idim… Orada şunu gördüm… Yüz civarındaki devletin, elçilikleri kuruluş yıldönümleriyle alakalı mutlaka, beş yıldızlı otellerde mükellef resepsiyonlar veriyorlar… Bir çok holding, Banka vs de yapıyor…Hep aynı kimseler sürekli oradalar… Tevfik Fikret’ e nazire edercesine, aksırana tıksırana kadar yiyorlar… Ben bunlardan sadece Kazakistan ve Türkmenistan resepsiyonlarına katıldım… Oralar bile rezilliklerden tiksinme yetti… Kazakistan olayına Eş’ imi de götürdüm. Siyah Hazar havyarını çok merak ediyordu…Zar zor bir kaşık kapabildim…
Yukardakiler geniş çevreyle alakalı olanlardı. Yakın çevreden de kısaca bahsedip bitireyim… Diyelim ki evinize beş kişi çağırdınız. Yemeklerde ona göre, misal adam başı bir karnıyarık var… Uyanık kardeşimiz hemen payını alır ve bitirir. Sonra bir punduna getirip, ikinciyi de alır… Sonunda bir tane kalırsa, size ikramına “Ziyan olmasın, yiyeyim bari” ile finali bulur… Ortaya Herkese birer tane muz elma ve portakal koydunuz, uyanık hemen muza saldırır bir çırpıda yiyip diğerlerini göz hapsine alır… Kendi evine çağırdığında tüketeceğinin en az üç mislini götürür… TRT’ci kardeşlerim, hatıralarını tazelemişlerdir… Bir toplantıda ortaya yerfıstığı koyduk. Biri elini mitralyöz gibi, çalıştırarak bir dakika da bitirdi. Bir daha istedik O’ da dayanmadı… Sonunda çareyi buldum. Bir daha ki toplantıda herkesin önüne ayrı tabakla servis yaptırdım… Taner Kardeşimin kulakları çınlasın, bir de “Ceviz”imiz vardı…Anlatmaya başlasak iki gün sürer… Her neyse makul sayıda örnek verebildiğimi zannediyorum. Gerisi sizlerin hatıralarınızı yoklamanıza kalıyor…
Şimdilik hepiniz, Allah’ a emanetsiniz. Hoşça kalınız…