
Özcan Pehlivanoğlu, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan’ın emekliler için planlanan yeni iyileştirme açıklamalarını eleştirel bir bakış açısıyla değerlendirmektedir. Kaleme alınan yazıda, uzun yıllardır maddi sıkıntılarla boğuşan milyonlarca emeklinin yoksulluk sınırının altında yaşamaya mahkûm edildiği vurgulanmaktadır. Hükümetin vatandaşların temel ihtiyaçlarını karşılamakta yetersiz kaldığı, buna karşın ülkedeki sığınmacılara ve yabancılara büyük meblağlarda bütçe ayırdığı ifade edilmektedir. Geçmişten günümüze değişmeyen bu ekonomik adaletsizliklerin halkı ezdiğine dikkat çekilerek, ülkenin kaynaklarının öncelikle kendi vatandaşlarına harcanması gerektiği savunulmaktadır. Sonuç olarak yazar, yapılan geçici ve yetersiz iyileştirme sözlerine inanmadığını belirterek, fon yükünün emekçilerin sırtına yüklenmemesini talep etmektedir.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, 2027 Ocak ayından itibaren geçerli olması hedeflenen, yasal artışlara ilave iyileştirmeleri de içeren bir çalışma yürüttüklerini açıkladı. Işıkhan, düzenlemede emekliler arasındaki gelir farklılıklarının ve alım gücünün gözetileceğini belirtti.
Ben de halk arasında bilinen bir deyimle buna cevap vereyim; bayram değil seyran değil eniştem beni niye öptü!
Yıllardır emeklisini yoksulluğa mahkûm eden ve emeklisine verebileceği bir parayı yıllarca ülkemizdeki sığınmacılara harcayan iktidara karşı bu konu ile ilgili Kasım 2014’te yazdığım yazı geldi aklıma.
Bu yazıda şunları yazmışım; “Ülkemizde fakirlik ve yoksulluk diz boyu. Bunu Soma ve Ermenek’teki maden kazalarında bir kez daha gördük. İnsanlar üç kuruş için canlı canlı mezara giriyor.
Vahşi kapitalizm ve Türk milletine düşman sermaye, iktidarın desteği ile halkımızı eziyor da eziyor…
Madenlerde ölenlerin ve ardında kalanların, fakirlikten kaynaklanan çaresizliklerini, hep birlikte izliyoruz.
Ayrıca iş güvenliğine para ayırmak istemeyen gözü doymaz sermayedarlar yüzünden, meydana gelen iş kazalarını ve kaybettiğimiz canları görüyorsunuz değil mi?
Elma toplamaya giden işçilerin veya asansörle tırmanılan yüksek katların ölümsüz kahramanları her nedense yoksullar oluyor.
İşin kahreden diğer bir tarafı da ülkeyi idare edenlerin veya patronların ‘bu işlerin fıtratında kaza vardır’ açıklamaları. Sen eşeğini sağlam kazığa bağladın da mı tevekkül ediyorsun diye çıkıp sorarlar adama!
Biliyorsunuz, ülkemizde 10 milyon (şimdi 17 milyon) civarında emekli vatandaşımız var. Değişik sendika ve STK’lar tarafından yapılan açlık ve yoksulluk değerlendirmelerine göre, bu insanların aç ve yoksul yaşadığını kabul etmek gerekiyor.
Deniliyor ki; ülkenin imkânları bu kadar ve bundan fazlasını emeklilere veremeyiz.
2015 yılı içinde emekliye, Ocak ve Temmuz ayları için % 3 + 3 zam uygulanacak. Tabii bu arada azgın patronlar, her ürüne daha emeklinin parası cebine girmeden ‘fiyat ayarlaması’ altında zamlar yaparak, parayı ceplerine doğru ‘lübletecek’ler!
Bizim sosyal güvenlik sistemimizin, devlet bütçesinde kara bir delik ve ülkemizde geçmişte yapılan hatalar nedeni ile insanların çok genç yaşta emekli olduğu doğrudur. Ancak vatandaşına karşı birçok görevini yerine getirmeyen devletin, bırakın da ‘sosyal devlet’ anlayışı ile vatandaşına bu kadar kıyağı olsun.
Tabii vereceğine kuzgun, alacağına şahin olan devlet anlayışımız, emekliye % 3 zam verir vermez, hemen 2015 yılında trafikten çöpe, emlaktan taşıta, iletişim vergisine kadar onlarca vergiyi ve harcı yüzde 10.11 oranında artıracağını açıkladı.
Ey iktidar! Emekliden esirgediğin parayı, vatanlarını savunmaktan aciz ve kapağı bedavadan Türkiye’ye atan Suriyelilere verdiğini söylüyorsun. Ayıp değil mi? Emeklinin, işçinin, memurun, köylünün, çiftçinin, esnafın Suriyelilere harcadığını söylediğin ve her ekonomi için korkunç bir büyüklükte olan 4 milyar dolarda hiç mi hakkı yoktur? Her gün değişik kalemde artan bu 4 milyar dolar ve üstünü; başta emeklin olmak üzere memurun ve işçin için harcasaydın ya da sosyal güvenlik sisteminin ıslahında kullansaydın daha iyi olmaz mıydı?
İş bununla kalsa iyi! Türkiye’ye düşman, PKK işbirlikçisi peşmerge, gururumuzu kırarcasına 29 Ekim’de (10 Ağustos 2026’da yani Sevr’in imzalandığı gün Meclis’ten ihanet yasasını geçirdiler) Suriye’ye geçerken, oturuyor kebap yiyor, arabasına benzin dolduruyor ve Türk’e karşı gövde gösterisi ile çekip gidiyor. Sen de kebabın ve benzinin parasını, emeklinin ve diğer vatandaşların ödediği vergi ile oluşan devlet bütçesinden ödüyorsun öyle mi? Yazıklar olsun size!
Emekli kardeşim! Sen binbir sıkıntı ile boğuşurken ve sahip olduğun ülkenin nimetlerinden faydalanamazken, iktidar sahipleri seninle adeta dalga geçiyor ve hakkın olanı Suriyeliye, Iraklıya (Afganlıya, Afrikalıya) peşkeş çekerek dağıtıyor.
Eğer sen bu düzene son vermezsen, Allah da seni bildiği gibi yapsın. Çünkü bazen duanın ve nasihatin de yetmediği yerde, gelir bir musibet her şeyi anlatıverir.
Ben Türk milletine ait olanın öncelikle Türk milletine dağıtılmasından yanayım hele ki; fakirlik ve yoksulluk milletimin kaderi olmuş iken…”

Gelelim bugüne; emekli yoksulluk sınırının altında yaşamaya devam ediyor mu? Suriyelilere hâlen devlet bütçesinden para harcıyor muyuz? Bize onca zarar veren PKK’yı affedip hain Öcalan’a İmralı’da bizim paramızla villa yaptılar mı?
Şimdi bakan diyor ki, emeklilere iyileştirme yapacağız!
Yahu 12 yıl önce memleket ve emekli bu hâlde imiş, 2026’nın sonunda daha beter hâlde, siz hâlâ iyileştirme yapacağız diyorsunuz!
Siz ilk önce emekliye vermediğiniz ama Suriyelilere harcadığınız paranın toplamını açıklayın da öğrenelim…
Ben iyileştirmeden vazgeçtim, fon vurgununun yükünü emeklinin üzerine yüklemeyin yeter.
