Yazar Müyesser Yıldız, bu metinde Lozan Antlaşması’nın yıl dönümü vesilesiyle Türkiye’nin ulusal egemenliğinin güncel tehditler altında olduğunu savunmaktadır. Hükümetin antlaşmaya yönelik eleştirel yaklaşımını eleştiren yazar, Fener Rum Patrikhanesi’nin “ekümenik” unvanını kullanması ve Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılması çabalarını egemenlik ihlali olarak nitelendirir. Metin, Patrikhane’nin Türkiye’nin çeşitli illerine metropolitler atayarak dini sınırlarını genişletmesini, Lozan’ın hukuki çerçevesinin fiilen aşılmasına örnek gösterir. Aynı zamanda, Yunanistan’daki Türk azınlık okullarının kapatılmasına karşılık Türkiye’de tavizler verilmesi bir tutarsızlık olarak vurgulanır. Son olarak yazar, Cumhuriyetin temeli sayılan bu antlaşmanın korunması için 24 Temmuz’un yeniden resmi bir bayram ilan edilmesi çağrısını paylaşır.
Yeni müfredattan “Kurtuluş Savaşı”nı çıkarıp yerine “Millî Mücadele” ifadesini koyan Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, bunu, “Neyden kurtuluyoruz? Ondan önce koskoca Osmanlı İmparatorluğu vardı.” diye açıklamıştı ya; nelerden ve kimlerden kurtulduğumuzun belgesi olan Lozan Antlaşması’nın 103’üncü yıl dönümü bugün.
İktidarın Lozan’a bakışının en veciz halini ise Erdoğan 10 yıl önce şöyle ortaya koymuştu:
“1920’de bize Sevr’i gösterdiler, 1923’te Lozan’a bizi razı ettiler. Birileri de Lozan’ı zafer diye yutturmaya çalıştı. Her şey ortada.”
Ülkemizin tapu senedi Lozan’ın delik deşik edilmesinde ne kadar mesafe alındığı da ortada olsa bile, Atatürk’ün, hakkında “bir fesat ve hıyanet ocağı” dediği Fener Rum Patrikhanesi üzerinden durumu bir kez daha anlatalım.
Patrik Bartholomeos’un dünyadaki 300 milyon Ortodoks’un lideri olduğu iddiasıyla “Ekümenik”, peşinden de “Yeni Roma – Konstantinopolis Başpiskoposu ve Ekümenik Patrik” unvanını kullanması artık normalleşti.
Sırada, Anayasa Mahkemesi kararını tanımayıp kendilerinin kapattığı Ruhban Okulu’nun özerk, yani Türk hukuk ve eğitim sistemi dışında açılması var.
Okulun bu eylülde açılacağını, ilk olarak Trump’ın sömürge valisi Tom Barrack’tan duyduk. Ardından, geçtiğimiz eylülde evvela Patrik Bartholomeos, bir hafta sonra da Erdoğan’ın Beyaz Saray ziyaretlerinde konu gündeme geldi. Erdoğan, kameralar önünde Trump’a, “Ruhban Okulu’yla ilgili üzerimize ne düşerse yapmaya hazırız.” dedi.

TRUMP ANKARA’YA GELDİĞİNDE NEDEN KONUŞULMADI?
Haliyle, Trump Erdoğan’ın hatırına Ankara’daki NATO Zirvesi’ni şereflendirdiğinde de bunun konuşulması beklendiği için, bir Yunan gazeteci, “Ruhban Okulu meselesi gündeme geldi mi?” diye sordu. Erdoğan, “Hayır, gündeme gelmedi.” karşılığını verdi.
İki ihtimal var; ya Ruhban Okulu’ndan çok daha önemli konular vardı ya da bu iş olmuş bitmişti.
İkinci ihtimal daha kuvvetle muhtemel gibi. Çünkü NATO Zirvesi’nden iki gün sonra Patrik Bartholomeos, okulun restorasyonunu yaptıran Yunan armatör ve Yunanistan’ın İstanbul Başkonsolosu ile birlikte Heybeliada’ya gidip çalışmaları inceledi. Ayrıca, bundan bir hafta sonra, Bartholomeos’un ABD Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposluğu’na atadığı, Türk vatandaşı (sonradan ABD vatandaşlığını da aldı) Elpidophoros, ABD’nin Atina Büyükelçisi Kimberly Guilfoyle ile bir araya gelip ona, “ekümenik Patrikhane’nin uluslararası rolü” ve “Ruhban Okulu’nun yeniden açılmasına yönelik devam eden çalışmalar” hakkında bilgi verdi.
LOZAN SADECE YUNANİSTAN’DA MI “YOK HÜKMÜNDE”?
Ruhban Okulu’nun açılmasıyla ilgili tartışmalar sürecinde, emperyalizmin Patrikhane’nin misyonunu ve Ruhban Okulu’nun açılmasını neden istediğini çok iyi bilen isimlerin bile, “Okulu açalım; iyi hoş da karşılığında ne için Batı Trakya Türklerinin statüsünü masaya koymayalım?” noktasına gelmesi ilginçti. Zira, Batı Trakya’daki soydaşlarımız sadece Lozan’dan kaynaklanan en temel insani haklarını talep ederken, Patrikhane’nin Lozan’ı çiğneyerek hangi emeller peşinde koştuğu ortada olduğu için bu, elma-armut veya siyah-beyaz kıyaslamasından farksız bir durum.
Nitekim emperyalizm Ruhban Okulu’nun açılması için bastırırken, Yunanistan 8 Türk azınlık ilkokulunu daha kapatma kararı aldı. Bu gelişmeye Avrupa Batı Trakya Türk Federasyonu Başkanı Halit Habipoğlu, “Lozan Antlaşması ile güvence altına alınan eğitim özerkliğinin uygulamada her yıl biraz daha boşaltıldığını” vurgularken, üç gün sonra kınama açıklaması yapan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Öncü Keçeli, kararın “Lozan Antlaşması’nın ihlali” olduğunu belirterek, bir kez daha Atina’yı uluslararası yükümlülüklerine uymaya çağırdı.
Lozan’ın imzalandığı dönemde bölgede faaliyet gösteren 307 Türk azınlığına ait okul sayısının bugün 76’ya düştüğüne dikkat çeken Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Selçuk Özdağ da “Batı Trakya Türklerinin hem eğitim hem de dini özerkliğini sınırlandıran baskıcı uygulamalar tüm hızıyla sürerken, Yunanistan’ın uluslararası arenalarda sürekli Ruhban Okulu’nun açılmasını talep etmesi çok ciddi bir samimiyetsizlik ve çelişkidir.” dedi.
İktidarın bir medyası ise “Lozan artık yok hükmünde” manşetini attı.

KANADA “ANCYRA” “ICONIUM”A ATAMALAR
Lozan acaba sadece Yunanistan’da mı “yok hükmünde” sayılıyor; Ruhban Okulu dışındaki başka icraatlara bakalım.
Öncelikle de şunların altını çizelim: Fener Rum Patrikhanesi, Fatih Kaymakamlığı’na bağlı bir Türk kurumu. Yegâne görevi ise İstanbul, Bozcaada ve Gökçeada’daki Rum kökenli vatandaşlarımızın dini meseleleriyle ilgilenmek. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı da geçtiğimiz kasımda, Vatikan Devlet Başkanı Papa Leo, Bartholomeos’un davetiyle İznik’e geldiğinde gösterilen tepkiler üzerine, “Türkiye’nin Fener Rum Patrikhanesi’ne tanıdığı statü Lozan Anlaşması’nda belirlenmiştir, herhangi bir değişiklik söz konusu değildir.” açıklamasını yaptı.
Teoride böyle, ya pratikte?
Patrik Bartholomeos işe dünyanın dört bir tarafındaki Rum Ortodoks kiliselerine atama yapmakla başladı. Peşinden sadece Türkiye’ye ait adalara değil, Yunanistan’ın işgal edip silahlandırdığı adalara papaz atadı.
Sadece iki gün önceydi; ABD New Jersey Metropoliti Apostolos’u yeni Kanada Başpiskoposu yaptı.
Ya yurt içindeki durum? Bursa, Isparta, Kütahya, İzmir, Trabzon, Balıkesir/Marmara Adası, Antalya, Burdur, Gümüşhane başta olmak üzere onlarca ilimize metropolit veya başpiskopos atadı.
Dahası; çok şaşırtıcı, ancak ülke gündeminin yoğunluğundan dolayı yazmaya fırsat bulamadığımız öyle bir atama yaptı ki!.. Geçtiğimiz aralıkta Gregorius, “Ancyra” yani Başkentimiz Ankara’nın ve buradaki bölgenin metropoliti olarak seçildi. Yani bir anlamda Ankara’ya da “elçi” görevlendiren Bartholomeos, takdis töreninde Gregorius’a şunları söyledi:
“‘Hasadın bol olduğu’ bir metropolün başına geçiyorsunuz. Diplomatik misyonlardaki Ortodoks inananların yanı sıra, ülkenin başkentinde farklı milliyetten on binden fazla Ortodoks insan yaşıyor ve çalışıyor.”
Bu atamaya bizim kadar şaşıran bir başka isim, çeşitli medya organlarının Atina temsilciliğini yapan ve şimdi T24’te yazan, Rum kökenli Türk gazeteci Stelyo Berberakis oldu. Ay başında Türkiye’ye geldiğinde bunu öğrenen Berberakis şunları yazdı:
“Şaşırdığım başka bir şey, Ankara’da yaşayan İstanbul kökenli Rumların sayısı 40 aileden son yıllarda bir-iki aileye düşmüşken, İstanbul Fener Patrikhanesinin Ankara’ya bir Metropolit tayin etmesi oldu. ‘Niçin’ diye sorduğumda, ‘Ankara’da yalnız bir iki Rum Ortodoks ailesi yok ki, savaş yüzünden yüzlerce Rus, Ukraynalı, Moldovya ve Romanyalı Ankara’ya geldi. Onlar da Ortodoks oldukları için Patrikhane bir din adamını görevlendirmiş’ cevabını aldım. ‘Peki Ortodoksların Ankara’da kilisesi yok ki’ diye sorduğumda ‘Fransa büyükelçiliğinin Ankara kalesi yöresinde kullandığı Katolik kilisesini Ortodoksların da ibadet etmesi için patrikhaneye tahsis ettiğini’ öğrendim.”
Patrik Bartholomeos’un, Erdoğan’ın geçen yılki Cumhuriyet Bayramı programına, 1,5 ay sonra “Ancyra metropoliti” olarak atayacağı Gregorius’la birlikte katıldığını kaydedip bir başka metropolitliğe dikkat çekelim. Meğer “Ikonium” yani Konya’da bile metropolitlik açmış. Bundan da, hayatını kaybeden metropolit Theoliptos için 23 Haziran’da Patrikhane’de yapılan cenaze töreni vesilesiyle haberdar olduk.
103’üncü yıl dönümünde Lozan’ın ne denli korunup kollandığı ayan beyan ortada. Öyleyse, Türk Milleti olarak Atatürkçü Düşünce Derneği’nin şu çağrısına kulak vererek, ne yapıp edip bunun hayata geçirilmesini sağlamamız gerekiyor:
“Laik, üniter, ulus devletimizin ve vatanımızın bütünlüğünün Batı emperyalizmi tarafından 100 yıl önce olduğu gibi yine ve bu kez BOP ile hedef alındığı bu dönemde, Cumhuriyetin ilk yıllarında ‘Lozan Barış Günü’ olarak kutlanan 24 Temmuz, TBMM tarafından tekrar ‘Lozan Bayramı’ ve resmî tatil kabul edilerek Türk Milleti’nin Lozan’ı sonsuza dek koruma, savunma ve hiçbir iç ve dış bedhahın tek sözcüğüne bile dokunmasına izin vermeme kararlılığı bütün dünyaya gösterilmelidir.”
