Fazıl Çetiner
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. İbrahim Anlaşması ve İbrahim Milleti

İbrahim Anlaşması ve İbrahim Milleti

featured

İbrahim Anlaşması, 2020 yılında ABD tarafından ortaya atılan ve temelinde Ortadoğu’daki enerji kaynaklarının kontrolünü ile Rusya ve Çin’in bölgedeki etkisini kırmayı hedefleyen stratejik bir projedir. Bu girişim, İsrail ile Arap dünyası arasındaki çatışmaları sonlandırarak askeri, ticari ve teknolojik iş birlikleri kurmayı amaçlasa da İsrail’in bölgesel güç olma hedeflerine de hizmet etmektedir. Yazar, halkları ikna etmek için kullanılan “İbrahim Dini” söyleminin tarihsel ve dini açıdan tutarsız olduğunu, çünkü bu inancın evrensel değil etnik köken odaklı olduğunu savunmaktadır. Metne göre, anlaşmanın dini bir temele oturtulması İbrahim soyundan gelmeyen toplumları dışlamakta ve projenin felsefi zeminini zayıflatmaktadır. Sonuç olarak kaynak, bu girişimi bölge barışından ziyade Amerikan çıkarlarını koruyan ve İsrail’in sınırlarını genişletmesine yardımcı olan siyasi bir hamle olarak nitelendirmektedir.

İbrahim Anlaşması olarak bildiğimiz ‘Abraham Accords’ 2020 yılında Donald Trump tarafından ortaya atılan bir öneridir. İbrahim Anlaşması göründüğü kadarıyla Büyük Ortadoğu Projesi’nin bir parçasıdır. Büyük Ortadoğu Projesi olarak bilinen bu proje sadece Ortadoğu ile sınırlı değil, Kuzey Afrika ve Orta Asya’ya kadar uzanan geniş çaplı bir plandır.

Projenin kapsadığı Ortadoğu, Kuzey Afrika ve Orta Asya, dünya gaz ve petrol rezervinin %50’sini elinde bulundurmaktadır. Dolayısıyla, bir Amerikan projesi olan Büyük Ortadoğu ve onun bir parçası olan İbrahim Anlaşması, dünya enerji rezervinin %50’sini elinde bulunduran bu bölgenin kontrolünü ele geçirmeyi ve elinde tutmayı amaçlar. Bu nedenle, İbrahim Anlaşması temelde (bir İsrail projesi değil) bir Amerikan projesidir. İbrahim Anlaşması, Amerika’nın bölgedeki en sadık dostu olan Yahudi İsrail ile Müslüman Araplar arasındaki çekişme ve çatışmayı sonlandırarak; bu ülkeleri siyasi, askeri, ticari, istihbarat, bilgi-teknoloji paylaşımı alanlarında bir araya getirmeyi amaçlar. Bölgede bu tahsis edildiğinde Amerika’nın bölgedeki askeri harcamaları düşecek ve rakip kabul ettiği Çin ve Rusya’nın bölgedeki nüfuzu azalacaktır. Yani, bölgede Amerika’nın çıkarlarına zarar verebilecek asıl kaygı Arap-İsrail çekişmesinden ziyade, bu çekişmeye taraf olarak bölgede nüfuzunu artırabilecek Çin ve Rusya’dır.

İbrahim Anlaşması’nın ikincil amacı, İsrail’in bir devlet olarak bölge ülkeleri tarafından tanınmasıdır. Bilindiği üzere, her ne kadar Türkiye, Kazakistan, Özbekistan, Kırgızistan, Tacikistan, Türkmenistan dahil Birleşmiş Milletler’e üye ülkelerin geneli İsrail’i bir devlet olarak tanımış olsa da Cezayir, Irak, Kuveyt, Lübnan, Libya, Umman, Katar, Suudi Arabistan, Somali, Suriye, Tunus ve Yemen halen İsrail’i resmi olarak tanımış değillerdir. İran geçmişte tanımış olsa da Humeyni Devrimi sonunda İsrail ile bütün diplomatik ilişkilerini askıya almıştır. Mısır ve Ürdün, resmi olarak tanımasalar da İsrail ile barış anlaşması imzalayarak gayriresmi de olsa İsrail’i tanımışlardır. Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn, Sudan ve Fas ise İbrahim Anlaşması’na imza koyarak İsrail’i tanımış oldular.

1950-60’larda Fransa, İsrail’in nükleer tesis kurmasına yardım etmiştir. O yıllarda İsrail’in bu tutumunu kabul etmeyen Amerika, sonraki yıllarda siyasi, askeri, güvenlik, bilim ve teknoloji alanında İsrail ile yakınlaşmıştır. İsrail, Amerika’nın yardımıyla başta Demir Kubbe gibi savunma, füze gibi saldırı silahlarına sahip olmuştur. Amerika ile yakın ilişki içinde olan İsrail, Amerika’nın Ortadoğu projesinden nemalanmakta; bölgesel bir güç olma ve topraklarını Tanrı’nın İbrahim’e söz verdiği Nil (Mısır’daki büyük ırmak) ile Fırat Nehri arasını kapsayacak şekilde genişletme çabası içindedir. İbrahim Anlaşması da bölgedeki Amerikan çıkarlarını korumak, İsrail’in hedeflerine doğru ilerlemesini kolaylaştırmak bağlamında atılmış bir adımdır.

Her ne kadar bölgedeki siyasiler İbrahim Anlaşması’na imza atsalar ya da istekli olsalar da bu projenin yürümesi ve amacına ulaşması için Arap ve İsrail halklarının birbirlerine yakınlaşması gerekmektedir. Bu nedenle, halkların ikna edilebilmesi için proje İbrahim Dini üzerine inşa edilmeye çalışılmaktadır. Ancak, İbrahim Dini’nin temel felsefesine bakıldığında bu projenin ayakları yere basmamaktadır; birincisi İbrahim Milleti diye bir millet yoktur. İkincisi, İbrahim’in dini ve onun devamı olan Yahudi dini evrensel bir din değil, İbrahim’den türeyen bir ırkın dinidir. Kutsal kitaplar dışında İbrahim hakkında bir bilgi ve bulgu yoktur. İbrahim hakkındaki bilgiler önceleri ağızdan kulağa aktarılmış, sonra yazıya geçirilmiştir. Kutsal kitaplar ve kutsal kitaplardaki bilgilerin tarihçilerin yorumlarına göre İbrahim, bugün Irak sınırları içindeki Ur Keldani halkının yaşadığı şehir devleti sınırları içinde doğup büyümüştür. Tanrı’nın emriyle, ilk eşi Hacer ve Hacer’den olma oğlu İsmail’i ve bütün akrabalarını geride bırakarak sonraki eşi Sara ve hizmetçisiyle önce Harran bölgesine gelmiş, sonra da bugünkü İsrail’in bulunduğu Kenan Ülkesi’ne göç etmiştir. Dolayısıyla İbrahim Milleti diye bir millet yoktur, İbrahim Keldani halkına mensup bir bireydir.

İkincisi, İbrahim Dini evrensel bir din değildir. İbrahim Dini, Tanrı (Yahweh) ile İbrahim ve İbrahim’in soyunu, kan bağını devam ettirecekler arasında yapılmış bir sözleşmedir. İbrahim ile Tanrı arasındaki sözleşmenin temeli şudur: İbrahim ve onun zürriyeti tek tanrı Yahweh/Yahova’ya inanacak, Tanrı da bu soyu çoğaltacak, kutsayacak ve yüceltecektir. Bu sözleşmenin işareti ise İbrahim’in ev halkı (Ehli-Beyt) çocukları ve hizmetçisinden başlamak üzere, İbrahim’in soyundan gelen tüm erkeklerin sünnet olmasıdır (fazla derinin kesilmesi). Sünnet olmayanlar bu sözleşmeyi ihlal etmiş olacaktır¹. O yıllarda sözleşme işareti olarak kadınlardan bir beklenti söz konusu değildir; çünkü ilk kadın erkeğin kaburgasından yaratılmış, erkeğin bir parçasıdır ve kadın erkeğe tabidir. Ancak bu durum Yahudiler için Roma İmparatorluğu’nun etkisi ile değişmiş, İbrahim’in soyunun takibi erkekten kadına geçmiştir. Çünkü o zamanlar genetik test mümkün olmadığından bir çocuğun hangi babadan olduğunu tespit etmek mümkün değildi ama çocuğu doğuran ana bellidir. Bundan dolayı bugün babası Yahudi olsa dahi, Yahudi anneden doğmayan çocuk gerçek anlamda Yahudi sayılmaz. Yahudi anneden doğmayan kişi Yahudi dinini kabul edebilir, Yahudi toplumuna katılabilir ama hiçbir zaman gerçek bir Yahudi olarak muamele görmez. Buradan da anlaşılacağı üzere Yahudi inancına göre İbrahim Dini, sadece İbrahim’den türeyen bir ırka mahsus etnik bir dindir. Tevrat’ın Genesis 17 bölümüne göre İbrahim’in Tanrısı, İbrahim’in mensup olduğu millet bir yana, İbrahim’in oğulları arasında da ayrımcılık yapar. İbrahim Tanrı ile sözleşme yaparken “Aramızdaki bu sözleşme benden hizmetçime miras kalacak” deyince Tanrı: “Hayır, bu sözleşme senin kanını taşıyanlara miras kalacak. İsmail’i de kutsayıp koruyacağım, onun neslinin de çoğalmasını, güçlenmesini sağlayacağım, 12 krallık² kurmalarına yardım edeceğim ama benim asıl sözleşmem seninle Sara’dan olacak İshak ile devam edecek” der. Yani, İbrahim’in dini ve onun devamı olan Yahudi dini sadece ve sadece İbrahim’le kan-gen bağı olanlara ve özellikle İshak’tan türeyenlere mahsus bir dindir.

İnanışa göre, üç İbrahimi dinin peygamberleri Musa, İsa ve Muhammed bizzat İbrahim’in soyundan gelmektedirler. Musa ve İsa, İbrahim’in sonraki eşi Sarah’tan olma İshak’ın soyundandır. Hz. Muhammed ise İbrahim’in önceki eşi Hacer’den olma İsmail’in soyundandır. Musa Peygamber’in soy kütüğü: İbrahim, İshak, Yakup (İsrail), Levi, Kohat, Amram ve Musa şeklindedir. İsa Peygamber’in soy kütüğü: İbrahim, İshak, Yakup (İsrail), Yehuda, Kral Davut ve İsa şeklindedir. Hz. Muhammed’in soy kütüğü: İbrahim, İsmail… (birkaç nesil sonra)… Adnan, (Kureyş Kabilesi, Haşimi obası)… Abdülmuttalib, Abdullah ve Muhammed şeklindedir.

İbrahim’in İshak’tan torunu olan Yakup, bir gece sabaha kadar ırmağın kıyısında İlahi bir varlıkla pes etmeden güreşip mücadele ettiği için, pes etmeyen, mücadele eden anlamında İsrail unvanını kazanmıştır. İsrail Devleti ve Halkı’nın ismi buradan gelir. İnanışa göre, İbrahim’in tanrısı söz verdiği üzere İsmail ve İshak’ın neslini çoğaltmıştır; Yakup/İsrail’in 12 oğlundan 12 boy, İsmail’in 12 oğlundan 12 boy olmak üzere 24 boy türemiştir. Yahudi inancına göre ‘İbrahim Milleti’ denilen millet bu 24 boyun mensuplarını ifade eder. Bu bir zan veya sanı değil, Yahudi Dini’nin emridir. Hristiyan İnancı, Yahudi inancı gibi katı kurallı değildir. Bilindiği üzere Hristiyanlık da bir Ortadoğu dinidir. İsa, Yahudi bir aileden doğmadır ve Kudüs yakınlarında Beytüllahim (Bethlehem) denilen yerde yaşamıştır. Hristiyanlık Avrupa’ya yayılırken, özellikle İsa’nın havarilerinden Tarsuslu Pavlus’un (Paul) çabalarıyla Hristiyanlık bir ırkın dini olmaktan çıkıp evrensel bir yola girmiştir. Özellikle İbrahim’in soyundan gelmeyenlerin sünnet olarak Tanrı’yı aldatamayacağını düşünerek, sünnetin gereksiz olduğu konusu ortaya atılmıştır. Hatırlanacağı üzere İbrahim ile Tanrısı arasındaki sözleşmede Tanrı: “Ben senin soyunu sünnet kanalından takip edeceğim” demişti. Bu nedenle İbrahim ve Yahudi dini, İbrahim’in soyundan gelen ve sünnet olanlarla sınırlı idi. Başta Pavlus olmak üzere o dönemdeki din büyükleri, Hristiyanlığın İbrahim ile kan bağı olmayanlar arasında da yayılabilmesi için sünnet geleneğine son vererek Vaftiz (Baptizm) geleneğine yönelmişlerdir. “Vaftiz” Yunanca suya daldırma, temizleme, kirlerinden arındırma anlamına gelir. Yani Vaftiz bir anlamda İslam’daki ‘Kelime-i Şehadet’tir’. İslam İbrahimi bir dindir; Yahudi ve Hristiyan dinlerinin de hak din olduğunu kabul eder. Ancak, İslam’da Yahudi geleneği olan sünnet devam etmiştir; çünkü inanışa göre Kureyş, Haşimiler ve Muhammed de İbrahim soyundan gelmektedirler. İslam, Kureyş Kabilesi dışına taştığında İbrahim’in soyundan gelmeyenlerin de İslam’ı kabul etmelerine rağmen bu gelenek devam etmiştir. Ancak, İbrahim Dini ve onun yakın takipçisi Yahudi inancına göre kişi sünnet olmakla İbrahim’in soyuna dahil olamaz, Tanrı’yı aldatamaz. Zaten bugün dahi Yahudi inancına göre Yahudi anneden doğmayan kişi İbrahim’in soyundan değildir ve Yahudi olamaz. Bu gerçeklik Yahudi halkının anlayışı, dünya görüşü değil, bizzat Kutsal Kitapları’nın emridir. Dolayısıyla İbrahim Anlaşması’nın İbrahim temeli üzerine inşa edilmesi, İbrahim neslinden olan, İbrahim’le kan-gen bağı olan Arap ve İsrail halklarıyla sınırlı kalır.

Sonuçta şunu söylemek mümkündür ki; bölge barışına katkıda bulunacak siyasi, askeri, ticari, güvenlik, bilim ve teknoloji konularında iş birliği anlaşması elbette faydalı olacaktır. Buna karşı çıkmak, barış ve huzura karşı çıkmaktır. Ancak bu anlaşmanın temeline İbrahim ve İbrahim Dini’ni koyarsanız bu projenin ayakları yere basmaz.

  • İbrahim soyundan gelmeyenleri dışlamış olursunuz. Gerek İsrail halkına gerek İbrahim soyundan gelmediğinin bilincinde olan halklara ayakları yere basmayan bu felsefeyi kabul ettiremezsiniz.
  • İbrahim Anlaşması’nın İsrail, Arap ya da bölge ülkelerinden biri değil de Amerika tarafından ortaya atılması, bu anlaşmanın kimin çıkarlarına hizmet ettiğinin açık kanıtıdır.
  • Bu proje Amerika’nın yakın müttefiki olan İsrail’in bölgede güçlenmesine, Nil-Fırat ırmakları arasındaki sınırlarını genişletmesine yardım edecekse, komşu ülkelerin çıkarlarına zarar verecektir.

 

Dipnotlar:

¹ Tevrat, Genesis (Yaratılış) – Bölüm 17.

² Orijinal metindeki “6 kirallık” ifadesi tarihi/teolojik bağlamda İsmail’in 12 oğlundan türeyen “12 bey/kral/krallık” (Genesis 17:20) anlatımına işaret etmektedir. Metnin aslına sadakat adına imla düzeltilmiş fakat anlam bütünlüğü korunmuştur.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!