Fazıl Çetiner
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Görünmez Savaş Yarası, Bilimin Işığında Gaziliğin Tanımı

Görünmez Savaş Yarası, Bilimin Işığında Gaziliğin Tanımı

featured

Bu inceleme, savaşın ve çatışma ortamlarının askerler üzerinde bıraktığı ve “Muharebe Stres Reaksiyon Bozukluğu” olarak tanımlanan psikolojik etkileri ele almaktadır. Fiziksel yaralanmaların aksine dışarıdan fark edilemeyen bu durum, literatürde “görünmez savaş yarası” olarak adlandırılmakta ve bireylerin sosyal hayatlarını, iş becerilerini ve aile yapısını derinden sarsmaktadır. Yazar, Batılı ülkelerin aksine Türkiye’de bu rahatsızlığa sahip güvenlik görevlilerinin henüz resmi gazi statüsü ve yasal haklar kazanamadığına dikkat çekmektedir. Tarihsel süreçten güncel terörle mücadele operasyonlarına kadar geniş bir perspektif sunan kaynak, travmanın epigenetik yollarla nesillere aktarılabileceği uyarısında bulunmaktadır. Toplumsal farkındalığın artırılması gerektiğini savunan eser, bu gizli yaraların iyileştirilmesi için yasal düzenlemeler yapılması ve eğitim müfredatlarının güncellenmesi yönünde somut çözüm önerileri sunmaktadır. Sonuç olarak metin, vatan savunmasında ruhsal yara alan kahramanların da hak ettikleri değeri görmesi için bir çağrı niteliği taşımaktadır.

 

Savaş denildiğinde çoğumuzun aklına kurşun yaraları, kopan uzuvlar ve yıkılan şehirler gelir. Oysa savaşın gözle görülmeyen, fakat en az fiziksel yaralar kadar ağır sonuçlar doğuran başka bir yüzü daha vardır: görünmez savaş yarası ya da “Muharebe Stres Reaksiyon Bozukluğu”.

Türkiye yaklaşık iki buçuk asırdır farklı dönemlerde savaşlar, isyanlar ve terörle mücadele operasyonları yaşamıştır. Osmanlı Devleti’nin 18. yüzyıldaki savaşlarından başlayarak Balkan Savaşları, Çanakkale, Kurtuluş Savaşı, iç isyanlar, 40 yıldır devam eden PKK terör örgütü ile mücadele ve 11 yıldır Suriye’nin kuzeyinde yürütülen askerî harekâtlar, binlerce asker ve güvenlik görevlisini doğrudan çatışma ortamına sürüklemiştir.

Bu mücadelelerin en ağır bedelini hiç kuşkusuz şehitlerimiz ve aileleri ödemektedir. Onların ardından ise gazilerimiz gelmektedir. Ancak, “gazi” dediğimizde savaşa katılmış ve savaşta fiziki olarak yaralanma sonucu işini ve hayatını normal sürdüremeyen, mağdur kişiler aklımıza gelir. Bu gazilerimizin yaraları gözle görünür özelliktedir; ancak yarası dışarıdan görünmeyen, İngilizce “Combat Stress Reaction Disorder” olarak bilinen savaşın görünmez yarası “Muharebe Stres Reaksiyon Bozukluğu” sonucu işini yapamayan, hayatını normal sürdüremeyen “gazilerimiz” de vardır ama bilgi eksikliği nedeniyle onları hep ihmal ve inkâr etmişizdir. Amerika, İngiltere, Fransa ve Almanya gibi demokratik ülkelerde Muharebe Stres Reaksiyonu nedeniyle işini yapamayan, hayatını normal devam ettiremeyen güvenlik görevlileri de fiziksel yaralanma sonucu mağdur olmuş personel gibi gazi sayılmakta ve emeklilik hakkını elde etmektedirler. Bizim ülkemizde ise henüz toplumda bu bilinç oluşmamış ve bu konuda bir yasal düzenleme yapılmamıştır. Askerî literatürde “Muharebe Stres Reaksiyon Bozukluğu” olarak bilinen psikolojik rahatsızlık, Amerikan Psikiyatri Birliği’nin hazırladığı *“Psikiyatrik Rahatsızlıkların Tanımlandığı Rehber Kitabı”*nda “Travma Sonrası Stres Bozukluğu” olarak geçer. Özellikle Vietnam Savaşı sonrasında askerlerde görünen semptomlar nedeniyle muharebe deneyimi sonucu ortaya çıkan Stres Reaksiyon Bozukluğu ayrı bir rahatsızlık olarak tartışılsa da rehber kitaba Travma Sonrası Stres Reaksiyon Bozukluğu’nun kapsamına dâhil edilmiştir.

Muharebe Stres Reaksiyon Bozukluğu’nun kökeni mitolojik hikâyelere kadar gider. Gılgamış Destanı’nda Enkidu’nun ölümü sonrası Gılgamış’ta, Homeros’un İlyada Destanı’nda Patroclus’un ölümü sonrası Akhilleus’ta, Truva Savaşı sonunda Aias’ta psikolojik semptomlar ortaya çıktığı belirtilmektedir.1

  1. yüzyıldan sonra bu rahatsızlık çeşitli kavramlarla ifade edilmeye çalışıldı:
  • İlk defa zoraki askere alma sonucu İsveçliler fark ettiğinden “İsveç Rahatsızlığı”
  • Amerikan İç Savaşı’nda askerlerde görünen düzensiz kalp atışları nedeniyle “Asker Kalbi”
  • Birinci Dünya Savaşı sırasında “Bomba / Şarapnel Şoku”
  • İkinci Dünya Savaşı sırasında “Savaş Nevrozu ya da Savaş Bitkinliği”
  • Vietnam Savaşı sırasında “Vietnam Sendromu”
  • Körfez-Afganistan Savaşı sırasında “Körfez-Afganistan Sendromu”
  • Daha sonraları “Görünmez Savaş Yarası” ve sonunda askerî literatürde Muharebe Stres Reaksiyon Bozukluğu ya da Muharebe/Harekât Stres Reaksiyon Bozukluğu olarak adlandırıldı.
  • Amerikan Psikiyatri Birliğinin Rehber kitabında ise (muharebe deneyiminin neden olduğu) Travma Sonrası Stres Reaksiyon Bozukluğu olarak adlandırılır.

Travma Sonrası Stres Reaksiyon Bozukluğu sivillerde %2-4 oranında yaygın iken bu oran muharebe deneyimi olan asker ve güvenlik görevlilerinde %10-20 civarındadır. Mesela Vietnam Savaşı’na katılan Amerikan askerlerinde bu oran %20’dir. Bunlardan %4’ünün durumu oldukça ciddi, işini yapamayacak, hayatını normal devam ettiremeyecek durumdaydılar.

 Nedenleri:

  • Bizzat ölümle yüzleşmek, fiziki olarak yaralanmak.
  • Silah arkadaşının ya da düşmanın fiziki olarak yaralanmasına, vücudunun parçalanmasına, ölmesine şahit olmak. Düşman da olsa bir insana ateş etmek, yaralamak ya da öldürmek.
  • Sürekli silah ve patlama sesine maruz kalmak. Uzun süre insan kanı görmek; kan, ceset, barut koklamak.
  • Tuzaklanmış bir patlayıcıya basmak, pusuya düşmek, her an saldırıya uğrama tehlesi nedeniyle uzun süre teyakkuz durumda olmak, sürekli uykusuzluk, yorgunluk, yetersiz beslenme, ailesinden sevdiklerinden uzakta olma, aşırı sıcak, aşırı soğuk iklimde bulunmak.
  • Ne yapması gerektiğine kendisi karar veremeyip sürekli başkalarından emir-komuta almak, sürekli aynı üniformayı giymek, silah taşımak zorunda olmak gibi psikolojik özgürlüğün kısıtlanması. Travmatik bir olayı bizzat yaşamak yanında travmatik olaya şahit olmak, birilerinden dinlemek, bir yerlerden okumak da ikinci el travmaya neden olur. Ayrıca travma epigenetik yolla nesilden nesile aktarılabilir. 250 yıldır savaşan bir millet olarak bu gerçeğin farkında olmak toplum sağlığı açısından faydalı olacaktır.

Semptomları

  • Anksiyete, depresyon, panik
  • Sürekli kaygı, korku, kötü şeyler olacakmış beklentisi
  • Dalgınlık, dikkatini toplayamama, sürekli travmatik olayı düşünme
  • Karar vermede zorlanma
  • Baş ağrısı
  • Suçluluk, utanma hissi
  • Herhangi bir ses ve patlamaya karşı ani irkilme
  • Soğuk terleme, ağızda kuruluk
  • Duygularda körelme; hiçbir şeyden zevk almama
  • İştahda değişme, bağırsak sorunları, mide bulantısı, istifra, ülser
  • Kalp çarpıntısı, yüksek nabız ve kan basıncı, göğüste daralma
  • Sürekli idrara çıkma
  • Uyku sorunu, uyuyamama ya da uzun süre uyuma, kabus görme
  • Yorgunluk, bitkinlik hissi
  • Huzursuzluk, gerginlik, yerinde duramama, sürekli dolaşma, yer değiştirme, ellerde titreme
  • Alınganlık, ruh halinin çabuk değişmesi
  • Öfke, patlamaya hazır olma, kendini kaybetme, birden patlama
  • Uygunsuz lafa girme, beklenmedik cevaplar verme
  • Travmatik olayı tekrar canlı gibi yaşama
  • Travmatik olayı hatırlatıcı yer, kişi ve konulardan kaçınmaİleri Safhada,
  • Kendini tanıyamama, kendini başka bir kişiymiş gibi algılama
  • Hayal görme, hayali ses işitme
  • Kendini başkalarından tamamen farklı hissetmek
  • Kendini bir başkasıymış gibi dışarıdan izleme
  • Gerçeklerden kopma – hayal aleminde yaşama
  • Çok iyi bildiği bazı bilgi ve becerileri unutma ama bunun farkında olmama.

 

Sonuçları

Zihinsel olarak dikkat ve hafıza sorunu vardır; planlama, yargılama, karar verme, problem çözme kapasitesi daralır. Sürekli dalgın ve yorgundur. Trafik ya da iş kazası ihtimali yüksektir. Normal işini yürütemez; sürekli yorgun, bitkindir, dalgındır, hata yapma ihtimali yüksektir. Sürekli izin isteme, rapor alma eğilimindedir. Bu yüzden iş bulmakta ve işini yapmakta zorlanabilir.

Empati yeteneği, hoşgörü, tahammül sınırları daralır. Eleştiriye tahammülü yoktur, alıngandır; amirleri, iş arkadaşlarıyla sorunlar yaşayabilir. Aile içi ve arkadaşlarıyla sosyal sorunlar yaşayabilir. Yaşadığı sosyal sorunlar işini kaybetmesine, eşinden ayrılmasına, arkadaşlarından uzaklaşıp yalnızlaşmasına neden olabilir. Gerek psikolojik nedenlerden gerek boşanma sonunda ebeveynlik görevini yerine getiremez. Bu durum da çocukların normal gelişimini olumsuz yönde etkiler. Eskiden haz aldığı aktivitelerden haz alamaz. Bedensel ve zihinsel bir meşguliyetin olmaması nedeniyle zihin sürekli travmatik anılar ve olumsuzluklarla meşguldür. Bu düşünceler de sürekli stres sistemini tetiklediğinden başta kalp ve damar hastalıkları, diyabet gibi fiziksel sağlığı bozulur. Tüm bu olumsuzluklar döner, mevcut psikolojik sorunları kötüleştirir. Güvenlik güçlerine mensup kişilerin stres reaksiyon bozukluğu, depresyon, anksiyete gibi psikolojik rahatsızlıklar geliştirmesi sivillere kıyasla 4.5 kat daha fazladır. İleri safhada; suçluluk, mahcubiyet, vicdan azabı gibi nedenlerle intihar eğilimi ya da öfke nedeniyle cinayet eğilimi olabilir. Normalde olumsuz duyguların zirve yaptığı anlarda her insanın zihninden intihar etme, cinayet işleme düşüncesi geçebilir ancak gerekli alet ve edevata ulaşılamadığından bu düşünceler fiiliyata dökülemez. Duygular, deniz dalgası gibi kabarıp alçaldığından ertelenmiş düşünceler duygular sakinleştiğinde unutulur. Ancak, silah taşıyan güvenlik güçleri için durum farklıdır; olumsuz duyguların zirve yaptığı anda intihar etmek ya da cinayet işlemek için silah her zaman mevcuttur. Tüm bu sorunlarla baş etmekte zorlanan güvenlik güçlerine mensup kişilerin sivillere kıyasla alkol-psikoaktif madde kullanma ve bağımlılık oranı (4.5 kat), psikolojik rahatsızlık (4.5 kat), intihar etme oranı (2.5 kat) kıyasla çok daha yüksektir.

 

Sonuç

Ciddi semptomlara rağmen bir uzmana başvurup teşhis olmadan sanki hiçbir hastalığınız yokmuş gibi hayatınıza devam edebilirsiniz, ancak bu hastalığın ilerlemesine, hayatınızın kısalmasına neden olur. Benzer şekilde, sıcak çatışmaya katılmış ya da katılmamış, savaş bölgesinde bulunmuş kişiler semptomlara rağmen bir psikiyatra gitmeden psikolojik rahatsızlıklarla hayatına devam etmeye çalışabilir, aileler bunun bilincinde olmayabilir, devlet bu sorunu görmezden gelebilir; ancak bu durum kişinin, ailesinin ve toplumun sosyo-ekonomik, fizyolojik bütün hayatını olumsuz yönde etkilemeye devam eder.

Görünmez savaş yarası bir kusur, bir yetersizlik, bir korkaklık göstergesi değildir. İnsanoğlunun bilinçli olarak kontrol edemediği korku, kaygı, vicdan azabı, merhamet, acı, suçluluk gibi duyguları vardır. Yoğun olumsuz duyguların insanlarda psikolojik rahatsızlıklara neden olması gayet normaldir. Normal olmayan, bu sorunun farkında olmamak ya da bilimsel bu gerçeği yok saymaktır.

Aziz vatanı koruma adına savaşta psikolojik yara almış ama yarası görünmeyen birçok gazimiz normal hayatını sürdüremeyecek kadar mağdur durumdadır. Bu durum onları, ailelerini, yakınlarını, çocuklarını ve içinde yaşadığı tüm toplumu olumsuz yönde etkilemektedir ama biz genelde bu sorunun farkında değilizdir. Farkında değilsek; toplum için, devlet için böyle bir sorun yoktur ve dolayısıyla onlar için hiçbir planımız, politikamız, görev ve sorumluluğumuz yoktur. Çoğu güvenlik görevlilerimiz de bu konuda yeterince eğitim almadıklarından onlar da savaşın kendilerini nasıl etkilediğinin farkında değillerdir. Savaşın insan psikolojisini nasıl etkilediğini, psikolojik rahatsızlık semptomlarının neler olduğu, belli semptomlar belli bir süre devam ettiğinde neler yapılması gerektiğini, görünmez savaş yarasının insanın hayatını olumsuz yönde nasıl etkileyebileceği konusunda asker, polis, geçici köy korucusu dâhil, Savaş Bölgesinde görev yapan, yapacak olan veya görevini tamamlamış olan herkesin, yakınlarının ve tüm toplumun bu konuda bilgilenmesi bu sorunun gündeme alınmasına vesile olacaktır.

 

Bu konuda neler yapılmalıdır:

  • Savaş ve operasyon bölgesinde stres ve travma ile başa çıkma konusu; askerî okullarda, polis okullarında, asteğmen, er-eğitim kurumlarında ve geçici köy korucusu eğitiminde müfredat olarak yerini almalıdır.
  • Komutanlar ve amirler bölgede görev yapan personelin stresini azaltıcı düzenlemeler planlamalı ve uygulamaya koymalıdır.
  • İnsanlarımız psikolojik savaş yarası olan gazilerimize karşı daha duyarlı olmalıdır.
  • Psikolojik savaş yarası nedeniyle işini yapamayan, normal hayatını sürdürmekte zorlanan güvenlik mensuplarına gazi unvanı ile emekli olabilmeleri için yasal düzenlemeler yapılmalıdır.
  • Yakın geçmişte görünmez savaş yarası nedeniyle aile düzeni yıkılmış, işini kaybetmiş, ekonomik zorluklar içindeki kişilerin mağduriyetleri giderilmelidir.
  • Savaş bölgesinde bulunmuş, psikolojik yara almış bütün kişiler haklarını elde etmek için bir dernek kurarak bir çatı altında haklarını elde etmek için birlikte hareket etmelidirler.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!