1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Erol Sunat
  4. “Kayboldum Kaybolan Yıllar İçinde”

“Kayboldum Kaybolan Yıllar İçinde”

featured

Erol Sunat’ın kaleme aldığı yazı, hayatın zorlukları ve geçip giden yıllar içinde sessizce kaybolup giden sıradan insanların derin hznünü ve çaresizliğini işlemektedir. Metinde, hayallerine ulaşamayan, ekonomik sıkıntılarla ve borçlarla boğuşan mütevazı bireylerin yaşadığı ruhsal ve maddi tükenmişlik hali gözler önüne serilmektedir. Pandemi süreci, enflasyon ve toplumsal yalnızlık gibi unsurlar bu kayboluşu daha da derinleştirirken, kimseden destek bulamayan halkın yalnızlığı vurgulanmaktadır. Emeklilerin, asgari ücretlilerin ve hayalleri çalınan kitlelerin hissettiği gönül yorgunluğu, kimsesizlik ve hayata tutunma çabası eser boyunca akıcı bir dille ele alınmaktadır. Yazar, yaşanan bunca mağduriyete rağmen fark edilmeyen ve sesleri duyulmayan bu kitlelerin asıl trajedisinin unutulmuşluk olduğunu ifade etmektedir.

Güftesi ve bestesi rahmetli Metin Eryürek’e ait olan, “Kayboldum kaybolan yıllar içinde” şarkısının mısralarını ister şarkının makamı olan Hicaz’a vurun, isterse edebiyatımızdaki mecaza…

Hepsine eyvallah…

Bize gelince…

Kaybolduk kaybolan yıllar içinde…

Aynen şarkının nakaratı gibi, “Ağladım mı güldüm mü, yaşadım mı öldüm mü / Gönlümce bir zaman yaşayamadım” diyenleriz hepimiz.

Tuttuğumuz, tutunduğumuz dallar ya elimizde kaldı ya kırıldı.

Kalbimiz de kırık bizim.

Anlatamadığımız bir gönül yorgunluğu var üzerimizde…

Gidesi yok…

Metin Eryürek diyor ki, “Bir kısa gün gibi bir ömür geçti de anlayamadım.”

Ömrümüz bir kısa gün gibi…

Rüzgâr gibi geçti denileninden…

Anlayan var mı?

Ya anlayabilen?

Ya sırrına eren?

Bu kısa bir gün gibi geçen ömrün içinde yok, yok…

Acı var… Keder var… Elem var… Gözyaşı var… Talihsizliğin dik âlâsı var… Hüzün var…

Neşe bir anlık, sevinç senede bir gün kadar.

***

Biz sadece günleri, ayları kaybetmedik…

Biz esas o kaybolan yıllar içinde kaybolduk.

Manen kaybolduk…

Madden kaybolduk…

Felek dedik…

Kader dedik…

Kara bahtım kem talihim dedik…

Bilemedik…

Kendi başımıza çözemedik…

Kime varsak çözen olmadı, gel de bakalım şu meseleye de diyen olmadı…

Yıl kayıp, biz kayıp…

Bir garip girdap…

Sokağın çıkmazı…

Derdin, sıkıntının açmazı…

Bir şekilde kaybolduk…

Arayanımız yok, aramaya çıkanımız yok, kaybolduğumuzun farkına varan yok, kayboldu diye sağa sola koşan yok.

***

Biz o kaybolanlar, kaybolmayacak olanların en önde gideniydik…

Kalabalıkların arasında kaybolup gittik, o kalabalıkların ne ruhu duydu ne haberi oldu ne de umursadı.

Aldıran da olmadı.

Biz bir değil bin hüznün içindeyiz aslında.

Erkin Koray rahmetli, “Yalnızlar rıhtımı” demişti.

Yalnızlar sokağı deyin…

Yalnızlar caddesi, yalnızlar kahvehanesi, yalnızların yolu, yalnızlar meydanı, yalnızlar çarşısı deyin…

Açılmayan kapıların var olduğu bir çıkmaz sokakta kaybolmuşuz biz…

Her arzusu, her hayali yarım kalmış, kaldıkça her şeyi içine atmış insan ne yapar?

Kaybolur, o kaybolan yılların içinde…

Bize kaybolan o yıllarımızı kim geri verecek?

Kim teselli edecek?

Yaşadığımız onca mağduriyetin önüne kim geçecek?

***

Kayıp yıllarımı üst üste koysam buradan memlekete yol olur diyenleri duymuş olmalısınız.

Her şey gönlünce olsun derler ya hani…

İşte o her şey gönlünüzce olmuyor.

Gönlümüze göre ne bir iş bulabildik ne de iş kurabildik.

İnanın çok şey istemedik şu hayattan.

Ne katta gözümüz oldu ne yatta, ne milyonluk arabalarda ne de bizi yanlış mecralara sevk edecek parada pulda…

Biz mütevazı olmaya azami dikkat eden, övünmeyi, böbürlenmeyi sevmeyen, kanaat etmesini bilen, şükreden Türk milletinin evlatlarıyız.

Ömrübillah çalıştık, didindik; iyi kötü bir evimiz, bir de ayağımızı yerden kesen bir arabamız olsun istedik.

Avrupalının çok kolay sahip olabildiği ev ve araba gibi mevzulara bizim bir ömrümüz yetmedi.

Borcumuz harcımız çocuklarımıza bizden miras olarak kaldı.

Ne vardı bu işleri bu kadar zorlaştıracak?

İnanın istenseydi ne ev derdimiz olurdu ne de araba…

Bizim halimiz; ağladık mı güldük mü, yaşadık mı öldük mü bilemediğimiz bir hal ve ahvalin tam da ortası.

Kaybolan yılların arasında kaybolduğumuz anlar böyle anlar.

***

Kapımıza haciz geldiği; ele güne, konu komşuya, hısım akrabaya karşı oldukça zor durumlarda kaldığımız…

Borca battığımız, tepetaklak geldiğimiz, darbeyi nereden ve kimden yediğimizi bilemediğimiz, iflas ettiğimiz, battığımız…

Dibe vurduğumuz, dibin dibini görüp iki seksen yere uzandığımız, kendimize gelemediğimiz, kaybolduğumuz, yerin dibine girdiğimiz o yıllar, o anlar, o dönemler.

Biz bütün bunları hak etmedik.

Söyle derdini diyen oldu da söylemedik mi?

Tut elimi diyen oldu da tutmadık mı?

Gönlümüzü almaya gelen oldu da gurur ve kibre kapılıp reddedenlerden mi olduk?

Açtık gönlümüzün ve hanemizin kapısını bekledik.

Değil kapımızı çalmak, eşiğine dahi gelen olmadı.

Arsız değiliz, yüzsüz değiliz, edepsiz hiç değiliz.

Arada yıllar kayboldu. Mevsimler birbirine karıştı. Baharı görmeden yaz geldi geçti dememiz o yüzdendi. Yılların kaybolduğu yerde biz de o kaybolan yıllarla birlikte kaybolduk.

Sele karıştık, yele karıştık, savrulduk…

***

Biz kendi halimizde yalansız, riyasız, hasetlik fesatlık bilmeyen, kıskançlıktan uzak, doğru düzgün insanlarız.

Sadece biz kaybolmadık kaybolan yıllarda. Bizi tanıyan, bilen, seven, anlayan, dinleyen insanlar da kayboldu.

Bir şekilde kaybolduk her sene sürpriz yapan değişik iklimlerde, sonu tek rakamla çift rakamla biten senelerde.

Kaybolmanın ne ötesi var ne berisi…

Tarifi kayıp, anlamı kayıp, manası kayıp…

Kaybolduk pandemide, kaybolduk karantinalarda, kaybolduk yoğun bakımlarda, hele o entübe edilme denen çıkmaz sokaklarda.

Öldü dediler…

Hayata tutunamadı dediler…

Ömrü bu kadarmış dediler…

Sevdiklerimizi gömerken bile…

***

Bizi kaybolmuşluğun ortasında bir başımıza bıraktılar gittiler.

Kaybolanlardan bir daha geri dönemeyenler oldu. Acıları, kayıpları içimize çöktü; onları andıkça, düşündükçe gözlerimiz doluyor.

Sonra enflasyonlu seneler başladı. Bir daha kaybolduk…

Yetmedi…

Derdimizi dinlemeyenler, derdimize derman olmayanlar, halimizi sormayanlar, bizi görmekten, duymaktan imtina edenlerin yüzünden kendi sokağımızda, kendi hanemizde de kaybolduk.

O kaybolan yılların içinde kaybolurken, neredeydiler o bizi düşündüğünü ve sevdiğini söyleyenler?

Biz kaybolduk kaybolmasına, doğrudur.

Bizi o kaybolan yıllarda kaybedenler de bizi kaybettiler, farkında değiller.

Biz kaybolan yılların kaybolmuşlarıyız.

Adımız emekli, adımız asgari ücretli, adımız işten çıkarılmış, adımız aylardır maaşını alamamış, adımız atanamamış, adımız hayalleri elinden alınmış…

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!