Cesur ve adalet duygusuyla hareket eden genç bir kadının, ailesinin intikamını almak için zalim yöneticiler ve kurnaz akrabalarıyla verdiği mücadeleyi anlatır. Usta bir kılıç kullanıcısı olan bu kadın, evlilik tuzağına düşmesine ve ihanete uğramasına rağmen kararlılığından asla vazgeçmez. Çeşitli entrikaları ve tehlikeli tuzakları akıl ve kılıçla aşarak adaletin sağlanmasında kilit rol oynar. Sonunda sarayın takdirini kazanarak ülkenin huzura kavuşmasına öncülük eder ve kendi destansı hikayesini yazar.
Uzun uzun zaman önce memleketin birinin bir şehrinde şehrin Beyi, aynı şehirden oldukça güzel bir kızla evlenmek istemiş. Kız hiç düşünmeden “Olmaz” demiş. Kızın ailesi, “Kızımız istemiyorsa olmaz, Bey de olsan fark etmez” demişler. Bey bu işi gururuna yedirememiş; kızın babasını dövdürtmüş, tehdit etmiş. Kızın anasına Beyin kadın akrabaları saldırmış; kadın şifahanede yatarken çok daha ağır bir saldırıya uğramış, sabaha çıkamamış.
Kız, sokağın birinde herkesin içinde kesmiş Beyin yolunu, yapışmış yakasına: “Anamı” demiş, “akrabaların öldürdü. Sesini bile çıkarmadın. Katil kadınları ne zindana attın ne sürdün ne de kellesini aldın. Senden Bey falan olmaz! O Sultan görmez mi, duymaz mı bu şehirde senin gibi ahaliye zulmeden bir Bey olduğunu? Sana da yazıklar olsun, seni koruyan o Sultana da!“ Şehir bu olayla hem çalkalanmış hem sallanmış. Olan biten Payitaht’a kadar ulaşmış.
Aradan bir ay kadar geçmiş. Beyin adamları kızın babasının dükkânını basmışlar. “Bize karşı koydu, kılıç çekti” diye adamı dükkânının içinde öldürüp cesedini çarşının ortasına atmışlar. Kız, elinde kılıcıyla basmış Beyin konağını; Beyi elinden zor almışlar. Kız, “Bey” demiş, “dünyada evlenecek adam kalmasa yine sana varmam, haberin olsun. Bu şehirde Bey olmaya devam edersen seni bir şekilde gebertmek boynumun borcu olsun!“
Beyin adamları, “Beyim” demişler, “siz de biz de fazla ileri gittik. Zorla güzellik olmuyor. Bu kız güzel olmasına çok güzel lakin bir tarafı deli. Bu kızın emmisi memleketin en iyi kılıç ustalarından biriydi. Bu kızı belli ki o yetiştirdi. Kılıç tekniği, tutuşu aynen o. Emmisi yıllardır kayıp. Zaten haberi olsa gelip bu konağı başımıza yıkardı. Kız da ondan aşağı değil.” demişler.
Bey, kızı atmış zindana. Kız zindandayken yanına yaşlı bir kadın gelmiş: “Deli kız” demiş, “sen şu burnu havada Beye haddini bildirdin ya, herkes bunu konuşuyor; ancak anayı da babayı da kaybettin. Bey de bunu ödemeli, onun o ananı öldüren akrabaları da.” Birkaç gün sonra kız zindandan çıkmış; anasını öldüren kadınları birer ikişer yakalamış, elini ayağını kırmaya başlamış her birinin. Ahali, kızın adını “Deli Kız” takmış. “Bunun yaptığı tam anlamıyla delilik” diyorlarmış. Bazıları da “Ne delisi! Kızcağızın anasını babasını öldürsünler, o kız da delirmesin öyle mi? Güzelliği de bir işe yaramayacak. Çıksın gitsin, bir başka şehirde evlensin doğru düzgün biriyle.” diyormuş. “Bunun” demişler, “bir teyzesi vardı. Aynı böyle deli doluydu. Yalnız doğru neyse onu söylerdi. Kimsenin işine gelmedi. Doğruları dedi diye onu da birileri bir gece ortadan kaldırdı. Kadının cesedini üç gün kimse kaldırmadı.” diye anlatmışlar.
Deli kız yine çıkmış gelmiş Beyin konağına: “Adı batasıca” demiş, “senden bu şehre Bey olmaz! Ersen, yiğitsen çık karşıma!” Deli kız, ondan sonra her gün hiç sektirmeden Bey konağının önüne gelip meydan okumaya devam etmiş: “Ey Payitaht!” diyormuş, “Ey Sultan, beni duymaz mısın? Bu korkak, Bey konağına saklanmış Beyi neden burada tutarsın?” Şehrin sözü geçenleri, “Dur deli kız” demişler, “yapma, etme! Sultan Beye benzemez; senin bu davranışını kendine meydan okuma olarak kabul edebilir ya da konuyu allayıp pullarlar, kellen gider. Senin hiç mi dur durağın yok, var git evine. Belli ki Beyin gözü senden yıldı. Güzellikle hallolacak mevzuları ölüme dönüştürdü, iki ayağını bir pabuca koydu, şimdi de sokağa çıkamıyor.” Kız, “Size söz ağalar” demiş, “yarın son defa geleceğim. Yine çıkmazsa dediğinizi yapacağım, bu şehirden de çıkıp gideceğim.”

Ertesi gün deli kız yine varmış Bey konağına: “Çık artık dışarı Bey!” demiş, “Payitaht koşmadı, Sultan koşmadı imdadına!” Kızın etrafına kalabalıklar toplanmış ne olacak diye. Tam o sırada biri kalabalıkları yarmış, “Çağırdın, geldim!” demiş. Kalabalıklar bir anda diz çökmüş. Kız geriye döndüğünde bir de bakmış ki Sultan. Bey, konağından çıkmış, Sultanın önünde diz çökmüş. Sultan, “Sen” demiş, “o bahsettikleri deli kızsın. Emmin belli ki sana kılıç kullanmanın cümle inceliğini öğretmiş. Lakin bu Bey artık bu şehre lazım değil.“ demiş; Beyi almış görevinden, yerine yeni bir Bey görevlendirmiş.
Sultan, deli kızı da almış yanına; seçme birliğiyle çıkmış şehirden, akşama doğru bir han önünde durmuş. Sultan deli kızla bir şeyler konuşmuş; kız hanın önünde kalmış, Sultan birliğiyle çekmiş gitmiş. Deli kız hana girdiğinde hancı, “Senden haberim var deli kız” demiş, “İçeride senin şehrin eski Beyi, komşu diyarın Veziri ve senin emmin bir aradalar. Kim dost, kim düşman bilemedim.”
Deli kız kapıyı vurmadan girmiş içeri. Emmisi, “Güzel yeğenim” demiş, “yanlış odaya girdin herhalde.” Deli kız, “Yok emmi” demiş, “benim elimden kaçan Beyin bu odada olduğunu öğrendim, ondan sonra ne yaptığımı bilmiyorum. Teslim et şu Beyi bana da geberteyim! Anamı da babamı da o öldürttü. Bu katille ne işin var senin?” Emmisi, “Sen gel bakayım benimle” demiş, çıkmışlar dışarı. Emmisi, “Bey bana lazım” demiş. Deli kız, “Sana lazım olan bana lazım değil emmi! Kardeşini, yengeni öldürten adamla senin ne işin olabilir? O Vezir neyin nesi?” demiş. Emmisi, “Hancı” demiş, “yeğenimin karnı acıkmış, ona bir şeyler hazırla; belli ki aç karnına düşünemiyor.” Hancı, “Hanım kızım” demiş, “babanı tanırdım. Ancak emmin delinin önde gidenidir. Kimseyi takmaz da tanımaz da. Yanındakiler belli ki onun yolunda. Bırak deliliği. Sakinleş, uysal ol, söz dinle.”
Kız karnını doyurmuş ki emmisi, “Gel yeğenim” demiş, “misafirlerim gitti. İntikam dahi almaya kalksan acele etmeyeceksin; keskin sirke küpüne zarar denmiş. Bekle. Ben sana zamanı geldi dediğim an daha da sana karışmam. Seni kervan sahibi bir gençle evereceğim. Bir süre kervan muhafızlığı da yapabilirsin.” Kız, emmisine itiraz etmemiş.
Üç gün kadar sonra, memleket sınırı yakınlarında büyükçe bir şehirde buluşmuşlar. Kervansaraya heybetli, yakışıklı, herkesin ayağa kalktığı bir genç gelmiş; kızın emmisinin elini öpmüş. Deli kız delikanlıdan etkilendiyse de belli etmemeye çalışmış. Delikanlı, “Beyim” demiş, “yeğenin güzel kızmış. Sen ne dediysen öyle olacak.” Aynı akşam kervansarayda evlenmişler. Delikanlı, “Deli kız” demiş, “bu evlilik usulen bir evlilik. İşim gücüm başımdan aşkın. Yarın sabah sınırı geçiyoruz. Kervanıma muhafızlık edeceksin. Adamların senin emrinde olacaklar.” demiş; gelin kızı bir başına bırakmış, çıkmış dışarı.
Kervan sınırı geçmiş. Bir saat kadar sonra haramiler kervana saldırmışlar. Kervan sahibi bir tepenin üstüne çıkmış; kervan muhafızlarının yarıdan fazlası haramilere karşı koymamışlar. Deli kız, yanındaki az sayıda muhafızla haramilerle akşama kadar savaşmış. Sonunda kervan da meydanda olanlar da teslim olmuşlar. Deli kız, haramibaşı tarafından ertesi gün esir pazarında satılığa çıkarılmış. Satıcı, “İlk elli altın verene satılacak!” demiş. Oradan yüzü sarılı biri “Elli altın!” demiş, deli kızı satın almış.
Konak gibi bir yere geldiklerinde deli kız bir de bakmış ki o diyarın Veziri. Vezir, “Seni” demiş, “görür görmez etkilenmiştim. Kocam dediğin adam senin yanına gelmeden seni boşadı. Al, boşanma vesikası sende kalsın. Kocan olacak adama bir kervan verdim. Anlayacağın bir kervana bana gelin geldin. Biraz sonra seninle evleneceğim.” Deli kız, “Vezir Hazretleri” demiş, “emmim bu işin neresinde? O hiçbir şey demez mi? Belli ki kocam bildiğim adamla senin aranda bir kervana el değiştirmişim.” Vezir, “Emmin bu mevzuyu bilmiyor, onu düğünüme çağıracağım” demiş. Deli kız kalkmış ayağa; çevik bir hareketle hançerini dayamış Vezirin boynuna. Önce kocası bildiği adamın yerini öğrenmiş, sonra Veziri saf dışı bırakmış. Önüne çıkan muhafızları devirip eline bir kılıç geçirmiş, bir de at bulmuş; gecenin karanlığında sınıra doğru sabaha kadar at sürmüş. Yüzünü gözleri hariç kapattıktan sonra aradığı kervanı bulmuş; onu Vezire satan, habersizce boşayan kocasının karşısına dikilmiş: “Kervancı” demiş, “duydum ki sınırı geçecekmişsin; benim de o taraflarda işim var.”
Kervancı, “Elli akçe hatun” demiş. Deli kız, “Bende emanet bir vesikan var, önce onu vereyim; akçe kolay” demiş. Eski koca vesikayı gördüğünde “Sen ha!” demiş; bu sözler son sözleri olmuş. Deli kız akçe kesesini çıkarır gibi yapmış, çekmiş kılıcını; kervan sahibinin kellesi kervanın mola verdiği alanın ortasına düşmüş. Kervan muhafızlarından bazıları, “Bu, bize muhafızlık yapan o kahraman hatundan başkası değildir. Hanımım, emrindeyiz!“ demişler.
Kervan hızlı bir şekilde sınırı geçmiş, sınır boyunda bir şehre gelmiş. Kervana gelen biri kervan sahibini aradığını söyleyince deli kız, “De bakalım ne diyeceksen” demiş, “Kervan benim, sahibi de benim. Eski sahibi kocamdı, dün öldü. Neyi var neyi yok bana kaldı. Kimden ne haber getirdiysen gelsin, burada görüşelim.” Çok geçmeden deli kız bir de bakmış ki gelen emmisi! “Emmi” demiş, “duydum düğüne gidecekmişsin; sen ve benim eski koca… Yalnız ne yeni ne de eski koca hayatta değil. Yaptım birkaç delilik; iyi de sen bu işlerin neresindesin? Beni aldığı gün boşayan, bir kervana komşu diyarın Vezirine satan kocayla ne görüşecektin; yoksa düğüne beraber mi gelecektiniz?”
Tam o sırada Bey çıkagelmiş oraya. Deli kız, “Seni kim çağırdı?” demiş, “Lakin iyi oldu; senin gibisine kendi ayağıyla ölüme geldi derler.” Kızın emmisi araya girmiş, Beyi çekmiş almış kız kılıcına davranmadan: “Yeğenim, bir plan yapmıştım; plan bozuldu.” demiş. Deli kız, “Bende senin gibi bir emmi varken sen daha ne planlar yaparsın ne planlar!” demiş. Deli kız kervanın yönünü Payitaht’a çevirmiş. Emmi, yanındaki Beye ve adamlarına, “Bu kervan Payitaht’a ulaşmamalı, yeğenimi bana sağ getirin” demiş. Harami kılığına giren emminin adamları, Beyin komutasında günde en az iki kez kervana saldırmış. Deli kız eline geçirdiği Beyi yerden yere çarpmış, öldü diye bir pınar başında bırakmış.
Kervan Payitaht’a girdiğinde Deli Kız efsanesi anlatılır olmuş. Sultan, “Deli demek; gözünü budaktan esirgemeyen demek, korkusuz demek, mangal gibi yürek taşıyan demek” diye övgüler yağdırmış. Ardından, “Emmin neden böyle bilir misin?” demiş, “Anan, emmin yerine babanı tercih etti. Emmin diyar diyar dolaştı ta ki sen büyüyünceye kadar. Memlekette ondan daha iyi kılıç kullanan neredeyse kimse yoktur. Yalnız bütün bildiklerini sana öğretti. Seni, sevdiği kadının kızı olduğun için seviyor. Anan öldüğünde elebaşı kadınları o ortadan kaldırdı, gerisi de sana kaldı. Beyi elinden zor aldılar; babanın ölümünde de onun parmağı var. Ancak Bey kendini affettirmek için bu işi planladı diyenler de oldu. Emmin bir başka diyarda olmasaydı Beyle seni evlendirecek, her ikinizi de bana karşı silah olarak kullanacaktı. Ancak sen babana benzersin; baban, babam Sultana sadıktı. Sen de benim yanımdasın. Emmin senin hayattaki tek akraban lakin kime hizmet ettiği, kimin yanında olduğu, sadakatinin kime olduğu meçhul. Öldü diye bıraktığın Bey onun has adamı; ölmedi, ayakta. Bana ölü ya da diri o ikisini getireceksin. En seçme muhafızlarım emrinde.”
Deli kız, Sultanın seçkin birliğiyle çıkmış yola. Bakmış ki birliğin başı başka havalarda. Bir handa konakladıklarında, hana deli kızın kervan muhafızları sessizce girmişler; seçkin birliğin muhafızlarını etkisiz hâle getirmişler. Deli kız birliğin başını yakalamış: “De bakalım, beni ne zaman öldürecektiniz?” demiş. Birlik başı, “Seni emmine teslim etme görevi aldım. Beni senin gibi emmin yetiştirdi. Sultanı devirip Sultanın ölen ağabeyinin oğlunu tahta çıkaracağız. Taht onun hakkı. Sen bizim bütün planlarımızı altüst ettin.” demiş. Deli kız, birlik başını ortadan kaldırdıktan sonra dönmüş muhafızlara: “Ya benimle hareket edersiniz ya da sonunuz bu hain gibi olur!” demiş.
Anlatırlar ki; Deli kız; emmisini, öldü diye bıraktığı Beyi ve Şehzadeyi yakalayıp Sultan’a teslim etmiş. Sonra da “Bana müsaade” demiş, “kervan beklemez.”
Yine anlatırlar ki; Sultan, Payitaht’tan çıkarken durdurmuş kervanı: “Beklesin kervan!” demiş; deli kızla evlenmiş, kırk gün kırk gece düğün olmuş; deli kız da memleketin Ecesi olarak darda kalanlara, yolda kalanlara Hızır misali yetişmiş.
Yine anlatırlar ki; Deli kız, kervanıyla şehir şehir dolaşmış; Sultanın verdiği görevle memleketin ne kadar çıbanbaşı olan meselesi ve insanı varsa hepsini ortadan kaldırmış; bir zaman sonra memleket huzura, barışa ve sükûna kavuşmuş.
Deli kızın hikâyesini herkes kendine göre anlatmış, kendine göre yorumlamış.
Şehir şehre, Deli kız Deli kıza, Şehrin Beyi Şehrin Beyine, ana anaya baba babaya, emmi emmiye, akraba akrabaya, Kervan sahibi kervan sahibine, Vezir Vezire, Sultan Sultana, birlik başı birlik başına, kervan muhafızı kervan muhafızına, han hana, hancı hancıya, diyar diyara, sınır sınıra, kervansaray kervansaraya, kervan kervana, konak konağa, ahali ahaliye benzer.
Bir kıssadır anlatılan; “her kıssadan bir hisse alına” denmiştir. Bu hikâyede anlatılanlarla bir benzerlik var ise tamamen tesadüften ibarettir. Ne kimse gönül koya ne de alınganlık göstere…
Sürçülisan eylediysek affola…
Bir dahaki sefere daha güzel bir hikâye anlatırız inşallah…











