A. Yağmur Tunalı
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Uyuşturulmuş toplum ve uğradığı hipnoz

Uyuşturulmuş toplum ve uğradığı hipnoz

featured
0
Paylaş

Metin, Türkiye’deki mevcut siyasi ve hukuki krizlerin toplumsal etkilerini ve iktidarın yönetim stratejilerini eleştirel bir bakış açısıyla ele almaktadır. Yazara göre, kuralların kişisel isteklere göre esnetilmesi ve hukukun üstünlüğününzayıflaması, ülkeyi derin bir kaosa ve ekonomik yoksulluğa sürüklemiştir. Toplumun bu olumsuz gidişata tepkisiz kalması bir tür zihinsel hipnoz olarak nitelendirilirken, dini değerlerin siyasi bir araç ve tekel haline getirilmesi bu sürecin ana nedenlerinden biri olarak sunulur. Anayasa Mahkemesi Başkanıgibi isimlerin adalet ve liyakat konusundaki uyarıları, sistemin içindeki hukuksuzluk itirafları ve vicdani birer feryat olarak vurgulanır. Sonuç olarak yazar, Türkiye’nin içinde bulunduğu bu sosyal ve hukuki bozgundan kurtulabilmesinin tek yolunun bilgiye, görgüye ve değişmez kurallara dayalı bir uyanış olduğunu savunmaktadır.

 

Kurallar askıya alınınca ortada sadece “Kural benim dediğimdir” kalır. Tam orada değilsek de yakınız.

İktidarın muhalefeti devamlı savunmaya iten gündem yaratma taktiği işliyor. AKP iktidarından önce krizler seçim kaybettirirdi. Tencereye dokunan krizler mutlaka hükûmet değiştirirdi. Şimdi neden olmuyor sorusu sanırım çoğumuzca soruluyor.

Görülmemiş krizler, hem de yıllardır bir arada yaşanırken ve halk yoksulluğa battıkça batarken baştakiler gitmiyorsa burada elbette hipnozlanmaktan bahsedebilirsiniz. Çünkü akılla izahı yoktur. Yalnız düz mantıkla bakınca da sorulacak sorular olacaktır. Sorulduğunu ve cevap arandığını kuvvetle söyleyemiyoruz. Bu da krizleri besleyen başka bir krizin varlığını gösteriyor.

ARTIK NE OLSA ŞAŞILMAZ MI?

Memleketi krizlerden krizlere sokanların başarısı 24 yıl başta kalmak değildir. Bu sonuçtur. Halkı nelere, nelerle, nasıl inandırdıkları ve süreçleri yönetiş usulleri ondan daha önemlidir. Tepe görüşten bakmak her şeyi açıklar. Kendilerince bir din merkezdedir. Tanrı adına konuşma hakkını ve hatta tekelini türlü yollarla ele geçirmişlerdir. İşte anlaşılacak bozgun sebepleri buradadır. Tanrı adına karar verenlere itiraz etmezseniz başınıza her şey gelir. Baksanıza memleketi batağa sürüklediği görülenler, rakiplerine hâlâ çelik çomak oynatmaya devam ediyorlar.

Sözü dosdoğru ve açıklıkla söylemek için bekleyecek zamanımız kalmadı. Bugünküler, öncelikle bilenlerle çalışmayı seçmediler. Denge-denetim ve ölçü-ayar bırakmadılar. Herkesçe anlaşılır bir ifade kullanalım; arabada freni, yani kurallara uymayı kendi isteklerine bağladılar. Devamlı kazalar ve bitmez sanılan kaos buradan derinleşti.

Bizi ilgilendiren memlekettir. Onların hedefleri ve benimsedikleri yollar memleket derdini göstermiyor. Bu gidişle varacakları “sonuç”, ne memleketin ilerlemesidir ne halkın refahıdır ne de “din ve değerlerin ihyası”dır.

ANAYASA MAHKEMESİ BAŞKANI’NIN FERYÂDI

Anayasa Mahkemesi Başkanı’nın 65. kuruluş yıl dönümünde adalet açıklaması bu sonucu ortaya koyuyordu. Pozitif hukuk yanında “kul hakkı”nı, “haramı-helâli” hatırlattı. Dîni ağzından düşürmeyen devletin tepesindekiler ön sıralarda dinliyorlardı. Onlara ayna tuttu.

Dinleyen devletlüleri bilmem ama ürpererek söylediği açıktı. Başkan, daha önce de aynı fikri ağlayarak söylemişti. Feryat etmişti. İktidarın iletişim stratejisi gereği o ağır sözlerin üstü örtülüvermişti.

Başkan’ın kendisini uyarmakla görevli sayması çok değerlidir. Devlet hayatında, “Beni o seçti”, “O ne derse o!” denmeyeceğini biliyor. “Kurallar ne derse o” demeye çalışıyor. Bununla da yetinmiyor ve “Uymazsak yanarız” diyor. Evet, yanarız.

Hep ümitli konuşur ve yazarım. İşte bunlar da ümidin görünür yüzleridir. İyi ki “Türk Milleti adına” karar verdiklerini özellikle vurgulayarak diyeceklerini diyen bir Anayasa Mahkemesi Başkanımız var. Bu uyarı kesinlikle dost işidir ve bir vicdan kabarmasıdır.

AKIN GÜRLEK GÜRLEDİ DE

Farkına vararak mı söyledi bilmiyorum, Akın Gürlek’in MÜSİAD’ta yaptığı konuşmada dedikleri de doğruydu. “Yabancı yatırımcının Türkiye’ye gelebilmesi için hukuki güvenlik zemini oluşturmak istiyoruz…” dedi. Bu cümleler düpedüz kendi yarattıkları hukuksuzluk bozgununun itirafıydı.

Akın Gürlek, şimdiki operasyonların hemen tamamına yakınında imzası olan kişi. Şayet açıkladığı bu karara uyacaksa bugüne kadar yaptıklarının tamamen yanlış ve hukuk bakımından kusurlu olduğunu da söylemiş oluyor.

Daha önce “Önce adaletin tesisi” demişti. Etrafımda acı acı gülenleri hatırlıyorum. MÜSİAD’taki konuşmasından verdiğim bölüm yabancılarla ilgili. Onlar lâfla yetinmez. Ağır da olsa söyleyeceğim; biz belki uyu(tulu)ruz da elin adamı kanmaz. Adalet ve güven olmazsa kimse gelmez.

HUKUKSUZLUK ÇIKMAZ YOL

Hükûmet edenlerin arada bir doğruları dillendirmeleri, dediklerini yapacaklarını ve yanlışlardan döneceklerini göstermez. Bunu çok yaşadık. Ayrıca, şimdi artık dönüşün zorluğu ortada. Yaşadıklarımıza bakılırsa haksızca herkesi suçlamakta fena açıldılar. “Neden böyledir?” dersek birçok açıdan bakılabilir. Siyaseti, şu veya bu ideolojik bakışları geçelim. Görünen uygulayıcı insandır. İnsanı bozmak için o kadar uğraştılar ki..

İnsan malzememizle dökülüyoruz. Kurallar askıya alınınca ortada sadece “Kural benim dediğimdir” kalır. Tam orada değilsek de yakınız. Anayasa Mahkemesi Başkanı da bunu hatırlatıyor: “Sen kendini tek sayıyorsun ama sen-ben değil kurallar geçerli olmalıdır” demek istiyor.

Bu hallere düştük. Hep söylüyorum, memleket yeni bir sosyal bozgunun laboratuvarı hâline geldi. On binlerce sosyal bilimcisi olan bir memlekette bu kadar bozulmanın nasıl gerçekleşebildiği araştırılır. Şayet değerlendirecekler çıkarsa, siyaset de sosyoloji de diğer bütün sosyal alanlar da bu hüküm cümlelerini açacaklar. Hepimiz kendi alanımızdan olanı biteni anlamaya çalışacağız. Ve konuşacağız.

Yönetenlerin memleketi düşürdükleri yerden bizi çıkaracak, kurala-bilgiye-görgüye uyanış frenidir.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!