Atsız Burucu’nun bu metni, bireyin gerçekleştiremediği ihtimaller ve seçilmemiş hayatlar karşısında hissettiği kronik melankoliyi ele almaktadır. Yazar, insanların kendi yaşamlarındaki zorlukları bizzat tecrübe ederken, feragat ettikleri yolların sadece idealize edilmiş hayallerine odaklanarak mutsuzlaştıklarını savunur. Modern dünyada ve sosyal medya çağında bu kıyaslama duygusunun derinleştiği, oysa her tercihin doğası gereği bir kaybı beraberinde getirdiği vurgulanmaktadır. Metne göre bilgelik, ulaşılamayan sonsuz olasılıkların yasını tutmak yerine, mevcut hayatın sorumluluğunu ve bedellerini üstlenerek onu layığıyla yaşamaktan geçer. Sonuç olarak asıl mesele kusursuz karara ulaşmak değil, yürünen yolun hakkını vererek gerçek bir aidiyet kurabilmektir.
İnsan çoğu zaman yaşadığı hayatın ağırlığını değil, yaşayamadığı hayatın hayalini taşır.
Kimi zaman bir akşam vakti, kimi zaman kalabalığın ortasında ansızın belirir bu duygu. “Acaba başka bir seçim yapsaydım ne olurdu?” sorusu sessizce zihnin bir köşesine yerleşir. İnsan yaşlandıkça bu sorunun kaybolacağını sanır. Oysa yıllar geçtikçe soru büyür, dallanır, budaklanır. Çünkü insan yalnız yaşadığı hayatın değil, yaşayamadığı bütün hayatların da yasını tutar.
Bundan yaklaşık iki yüz yıl önce Danimarkalı düşünür Søren Kierkegaard insan ruhunun bu açmazını fark etmişti. Ona göre insanın en büyük sıkıntısı yanlış karar vermek değildi. Asıl sıkıntı, seçmediği yolları zihninde kusursuzlaştırmasıydı.
Evlenen kişi bekâr kalmanın özgürlüğünü düşler. Bekâr kalan kişi ise bir aile kurmuş olmanın sıcaklığını merak eder. Çocuk sahibi olan, sahip olmadığı özgürlüğü düşünür. Çocuk sahibi olmayan ise bir çocuğun hayatına katacağı anlamı sorgular. Büyük şehirde yaşayan köye özlem duyar. Köyde yaşayan büyük şehrin imkânlarını hayal eder.
Dikkat edilirse burada ortak bir nokta vardır. İnsan seçmediği hayatın bedellerini görmez.
Bir mesleği seçtiğimizde o mesleğin stresini, yorgunluğunu ve sorunlarını her gün yaşarız. Ama seçmediğimiz mesleğin yalnızca parlak taraflarını görürüz. Başka şehirlerde yaşayan insanların yalnızlığını bilmeyiz. Başka ilişkilerin içindeki sessiz kırgınlıklardan habersizizdir. Uzaktan bakınca her şey daha güzel görünür.

Bugün toplumsal mutsuzluğun önemli nedenlerinden biri de budur. İnsanlar sahip olduklarıyla değil, sahip olmadıklarıyla kendilerini kıyaslıyorlar. Üstelik kıyasladıkları şey gerçek bir hayat değil, kendi zihinlerinde yarattıkları ideal bir senaryo.
Sosyal medya bu yanılgıyı daha da büyüttü. Artık yalnız komşumuzun değil, dünyanın dört bir yanındaki insanların vitrinlerini izliyoruz. Herkes en mutlu anını gösterirken biz kendi hayatımızın perde arkasını görüyoruz. Sonra da eksik olduğumuzu düşünüyoruz.
Oysa yetişkinlik biraz da şu gerçeği kabul etmektir: Kusursuz bir hayat yoktur.
Her tercih bir vazgeçiştir. Her kazanım bir kaybı da beraberinde getirir. Bir kapı açıldığında başka kapılar kapanır. Hayatın matematiği böyledir. İnsan aynı anda bütün ihtimalleri yaşayamaz.
Bu nedenle yaşamın amacı kusursuz kararı bulmak değildir. Çünkü böyle bir karar yoktur. Asıl mesele, hangi yükü taşımaya hazır olduğumuzu bilmektir. Hangi bedeli ödemeye razı olduğumuzu seçmektir.
Altmış yaşına geldiğinizde geriye dönüp baktığınızda şunu fark edersiniz: İnsan en çok yanlış kararlarından değil, sürekli başka hayatların hayalini kurarak kendi hayatını eksik yaşamasından zarar görüyor. Çünkü ömür sınırlıdır. Yaşanmamış ihtimaller sonsuzdur.
Belki de bilgelik, seçmediğimiz yolların arkasından bakmayı bırakıp yürüdüğümüz yolun hakkını vermektir. Çünkü sonunda hepimiz bir şeyleri kaçıracağız. Kimse her hayatı yaşayamayacak. Kimse bütün ihtimalleri tüketemeyecek.
Ama insan kendi seçtiği hayatı derinlemesine yaşayabilirse, geriye dönüp baktığında en azından şunu söyleyebilir:
“Başka bir hayat mümkün olabilirdi. Ama ben bu hayatı gerçekten yaşadım.”
Atsız Burucu (Mehmet Hoca), Camcı Çeşme, İstanbul – 24.06.2026 22:47