Enflasyon bir buçuk yıldır yüzde 30 bandının üzerinde. Merkez Bankası’nın kendi anketine katılan piyasa oyuncuları bile dezenflasyon patikasına tam inanmıyor. Fitch’in notu, bütçedeki faiz yükü ve Hürmüz Boğazı’ndaki gerilim aynı anda masada — peki TCMB bu sınavdan kredibilitesini koruyarak çıkabilecek mi?
Bazı rakamlar vardır, gazete sayfalarında soğuk birer istatistik gibi durur ama aslında bir toplumun sabrının ölçüsüdür. Türkiye’de enflasyonun bir buçuk yıldır yüzde 30 bandının üzerinde inatla seyretmesi de tam olarak böyle bir rakam. Artık ne bir şok ne bir kriz anı; sıradanlaşmış, gündelik hayatın dokusuna işlemiş bir yorgunluk hali. Ve tam da bu yorgunluğun ortasında, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası kendi kredibilitesinin en zorlu sınavlarından birine hazırlanıyor.
Geçtiğimiz hafta açıklanan Temmuz ayı Piyasa Katılımcıları Anketi, bu tabloyu bir kez daha teyit etti. Yıl sonu enflasyon beklentisi yükselişini sürdürerek yüzde 29’un üzerine çıktı. Dolar/TL beklentisi yukarı revize edildi. Büyüme tahmini ise aşağı çekildi. Kısacası piyasa, “enflasyon düşüyor ama yavaş, kırılgan ve her an sekteye uğrayabilir” tezini fiyatlamaya devam ediyor. Asıl çarpıcı olan da bu: Merkez Bankası’nın kendi beklenti anketine katılan 65 reel ve finansal sektör temsilcisi bile, bankanın hedeflediği dezenflasyon patikasına tam olarak inanmış görünmüyor.
Bu güvensizliğin bir bedeli var. Enflasyon beklentisi yükseldikçe fiyatlama davranışları da buna göre şekilleniyor; işçi, işveren, kiracı, ev sahibi, herkes gelecek yılki enflasyonu bugünden fiyatlarına, sözleşmelerine, zam taleplerine yansıtıyor. Beklenti yönetimi, para politikasının belki de en az konuşulan ama en belirleyici cephesi. Ve bu cephede TCMB, sayısal hedeflerini tutturmaktan çok, “bu sefer gerçekten farklı” mesajını inandırıcı kılmakla mücadele ediyor.
İşin bir de dışarıdan bakan gözü var. Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch’in bu hafta açıklayacağı Türkiye değerlendirmesi, salt bir not güncellemesinden ibaret değil. Asıl mesele, kuruluşun enflasyonla mücadele, para politikasının tutarlılığı, rezerv yapısı ve mali disiplin konusunda yapacağı tespitler. Çünkü yatırımcı, notun kendisinden çok, o notun arkasındaki gerekçeye bakıyor. Ve bu gerekçe, Türkiye’nin risk primini, dolayısıyla borçlanma maliyetini, dolayısıyla da nihayetinde vatandaşın cebindeki alım gücünü doğrudan etkiliyor.
Bütçe tarafındaki tablo da bu sınavı daha da zorlaştırıyor. Yılın ilk beş ayında faiz harcamalarının yüzde 50’nin üzerinde artması, personel giderlerinin benzer bir hızla yükselmesi, kamu maliyesinin “sıkı duruş” söylemiyle pratikteki genişlemeci eğilimi arasındaki makası büyütüyor. Bir yandan Merkez Bankası enflasyonla mücadelede kararlılık mesajı verirken, öte yandan kamu harcamalarındaki bu ivme, o mesajın gücünü zayıflatan bir arka plan oluşturuyor. Para politikası tek başına, maliye politikasının ürettiği talep baskısını taşıyamaz; bunu tarih defalarca gösterdi.
Bölgesel jeopolitik de işin cabası. Hürmüz Boğazı’nda haftalardır süren İran-ABD gerginliği, petrol fiyatlarını yeniden 80 dolar sınırına yaklaştırdı. Enerjide dışa bağımlılığı yüksek bir ekonomi için bu, cari açık üzerinden döviz kuruna, döviz kuru üzerinden de enflasyona sirayet eden bir risk zinciri anlamına geliyor. TCMB’nin dezenflasyon programı, kendi kontrolü dışındaki bu tür dışsal şoklara karşı ne kadar dayanıklı; bunu önümüzdeki aylarda hep birlikte göreceğiz.
Peki bu tablo karşısında Merkez Bankası’nın elindeki gerçek koz ne? Sabır ve tutarlılık. Piyasanın en çok cezalandırdığı şey, faiz kararlarındaki sürpriz dönüşler ve söylem-eylem tutarsızlığıdır. Enflasyon beklentisi yüzde 20’lerin üzerinde seyrederken erken bir gevşeme sinyali, kazanılmış kısmi kredibiliteyi bir gecede eritebilir. Tersine, piyasanın “temkinli duruş sürecek” beklentisini haklı çıkaran istikrarlı bir iletişim, zamanla beklentileri de aşağı çekebilir. Bu, kısa vadede popüler olmayan ama orta vadede tek gerçekçi reçete.
Vatandaş için mesele daha somut tabii: markette dolan sepetin küçülmesi, kira sözleşmelerinin her yenilemede sıçraması, kredi kartı asgari ödemesinin büyümesi. Enflasyonla mücadelenin makro göstergelerdeki başarısı, sokaktaki bu gerçekliğe dönüşmediği sürece hiçbir anket, hiçbir kredi notu, hiçbir merkez bankası açıklaması toplumsal güveni tam olarak onaramaz. TCMB’nin asıl sınavı, belki de en çok burada: rakamları değil, güveni yeniden inşa etmek.
On sekiz aylık bu yorgunluğun bir sona ereceği doğru. Sorulması gereken soru artık “enflasyon düşecek mi” değil, “ne kadar kalıcı ve ne kadar inandırıcı düşecek”. Cevabı, önümüzdeki birkaç Para Politikası Kurulu toplantısında, Fitch’in satır aralarında ve bütçe disiplinindeki gerçek adımlarda arayacağız. Kredibilite, bir kere kaybedildiğinde yeniden kazanılması en zor sermayedir — ve Merkez Bankası şu anda tam olarak o sermayeyi biriktirme çabasında.
