Erol Sunat
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Eziyet Sultanın Hikayesi

Eziyet Sultanın Hikayesi

featured

Bu anlatı, çevresindekilere zulmetmekten zevk alan ve halk arasında Eziyet Sultan olarak bilinen varlıklı bir kadının ibretlik değişimini konu alan bir halk hikâyesidir. Kahramanımız, aile üyelerine ve şehir sakinlerine karşı sergilediği acımasız tutumu nedeniyle sevilmeyen biriyken, hayatın akışı ve ailesinin kararlı duruşu onu geçmişiyle yüzleşmeye zorlar. Gizli kalmış aile sırlarının açığa çıkması ve Şehir Beyi ile kocasının müdahaleleri sonucunda, karakteri büyük bir ahlaki dönüşüm geçirir. Hikâyenin sonunda tüm kötü alışkanlıklarını terk eden kadın, başka bir şehre yerleşerek hayatını iyiliğe ve muhtaçlara yardıma adar. “Meziyet Sultan” ismini alarak sürdürdüğü bu yeni yaşam, insan doğasının değişebileceğine dair güçlü bir mesaj vermektedir. Eser, toplumsal ilişkilerde merhametin ve dürüstlüğün önemini vurgulayan geleneksel bir kıssa niteliği taşır.

Uzun uzun zaman önce memleketin birinin bir şehrinde çevresine eziyet etmeyi pek seven bir kadın varmış. Kadın bu eziyetini bazen gülen yüzle, bazen emrivaki, bazen zoraki bir şekilde yaparken, bu işten tarifsiz bir zevk alıyormuş. Şehirde bulunduğu konumdan dolayı kimse ona ses çıkarmıyor, şehirde ona hayran olan insanların sayısı da artıyormuş. Kimse “kurtulun şu kadından” demediği gibi, adına eziyet sultan dedikleri kadını baş tacı ediyorlarmış. Eziyet Sultan güzel bir kadınmış; bir dediğini iki etmeyen, şehrin en varlıklı insanlarından biri olan kocası, kervanların başında olan bir oğlu ve anasına hiç benzemeyen merhametli ve vicdanlı bir kızı varmış. Eziyet Sultan konağındaki çalışanlara, evlatlarına, iyi geçinemediği kardeşlerine, şehirde onlara ait olan dükkânlardaki çalışanlara varıncaya kadar eli de dili de uzanırmış. Şehirde ne olduysa ona getiren bir alay da kadın varmış. Her sabah gelirler, bir gün önce şehirde ne oldu ne bitti anlatırlar, akçelerini alıp konaktan ayrılarlarmış. Eziyet Sultan’ın şehirde bilmediği neredeyse mahrem sırlar dahi kalmamış. O da bu bildiklerini kimine eziyet için, kimine baskı için, kimine tehdit için kullanmakta bir an bile tereddüt etmezmiş.

Eziyet Sultan şehrin hatırlı ailelerinden birinin kızını oğluna istemiş. Kızın ailesi “olmaz, vermem kızımız ezilir” diye ısrar ettiyse de kız, Eziyet Sultan’ın oğlunu seviyormuş. Bir aya kalmadan evlenmişler. Eziyet Sultan huysuz ve geçimsiz bir kadın olunca, daha ertesi gün, “kalk bakalım gelin hanım” demiş, “aş pişecek, bulaşıklar yıkanacak. Seni gelin aldım diye çalışanlardan bazılarına izin verdim. Senin durumuna bakacağım.” Oğlu, “anam” demiş, “bu kız ağa kızı, daha evinde aş pişirmiş değil. Koca ev. Bu evde kazanla aş pişer, hakkından gelemez.” Eziyet Sultan, “bana gelin olmak öyle kolay değil” demiş. Oğlu, “sana gelin gelmedi, bana geldi” demiş, “bırak hatunumla uğraşmayı. Geri çağır o bile bile gönderdiğin aşçılarını.” Eziyet Sultan, “kimsenin lafı” demiş, “benim lafımı geçemez. Karın mutfakla tanışacak, yüzleşecek; yemek yapamayan bulaşık yıkar, onu da bilmiyorsa yer siler, köşe bucak toplar, avluyu süpürür. Çalışana iş mi yok? Ben ona öyle işler bulurum ki şaşar kalırsın.” Oğlu, “benim hatunum” demiş, “bu evde hiçbir iş yapmayacak.” Oğlu sert sözlü, dediğini yapan biriymiş. Eziyet Sultan bırakmış gelinin yakasını. On beş gün kadar sonra kızı evlenmiş. Kızın kocasının ailesi kenar mahallelerden birinde yaşayan bir aileymiş. Ancak delikanlı ahalinin çok sevdiği dürüst, düzgün, çalışkan bir gençmiş. Eziyet Sultan aileye, “kızım” demiş, “oğlunuzu seviyor. Düğün masrafları bana ait. Biliyorsunuz benim oldukça büyük bir konağım var. Bunlar yeni evli, kendilerini toparlayana kadar konakta kalsınlar. Ayrılmak istediğinde alsın karısını gitsin, ne karışırım ne de ardını arar sorarım.” Düğün bitmiş, hemen ertesi gün Eziyet Sultan, “damat” demiş, “düğün dernek bitti, bu evde herkes gibi sen de çalışacaksın. Ne diyorsam onu yapacaksın.” Kızı, “dur ana” demiş, “elini çek kocamdan. Yengemin ve kocamın bu ev içinde çalışmasına ihtiyacımız mı var? Evin çalışanlarına, bugüne kadar bize, zavallı babama yaptığın eziyetler yetmedi mi? Dur artık!” Kızın bu oldukça yüksek perdeden çıkışı karşısında Eziyet Sultan birkaç adım geri atmış. Kocası, “çocuklarıma karışma” demiş, “ha bir gün de birilerine eziyet etme.” O günlerde dengeler Eziyet Sultan’ın lehine değilmiş. Ancak aradığı fırsat için çok fazla beklememiş. Kocası, Memleket Sultanı’nın verdiği bir görevle Payitaht’a gitmiş. Oğlu kervanlarının başına geçmiş, şehirden ayrılmış. Her ikisi de giderken Eziyet Sultan’ın ağzından söz almışlar. Eziyet Sultan, “söz” demiş, “onlar şehrin kapısından çıkıp giderlerken biter, geri geldiklerinde başlar.” Kızını komşu şehirdeki akrabalarının düğününe gönderdikten sonra, “gelin” demiş, “gel bakalım gir mutfağa.” Gelin üç gün sonra yer silmeye, avluyu süpürmeye başlamış. “Ana” demiş, “ben hamileyim, yapma.” “Hiçbir şey olmaz” demiş, “yavaş yavaş sil lakin kaytarma.” Gelin öyle yapınca da beceriksiz, iş bilmez, kabiliyetsiz, bir yer silemeyen kadın mı olur diye insanların içinde gelinini yerden yere vuruyormuş. Komşular, “Eziyet” demişler, “yapma, yarın oğlun geldiğinde alır karısını gider.” Eziyet Sultan, “onu da geldiğinde düşünürüz” diyormuş.

Kızın ailesi basmış konağı, Eziyet’i iyice hırpalamışlar; kızın anası saçlarından yakalayıp yerlerde sürümüş Eziyet’i. Kızını alıp götürmüş. Damat ise ailenin taş ocağında taş kırıyor, taş taşıyor, ocakta yatıyor, aç susuz bir hayat sürüyormuş. Çalışanlara eziyet eden taş ocağının sorumlusunu bir yumrukta yere sermiş. Taş ocağında köle gibi çalışanların hepsini serbest bırakmış. Eziyet’in eziyet eden adamlarını getirip Şehrin Beyi’ne teslim etmiş. Eziyet bu olay üzerine şehri ayağa kaldırdıysa da ahali, “Beyim” demişler, “damat olmasaydı bizim çocuklarımızın ölüsü gelirdi. Dinleme şu kadını. Yok eğer dinlersen, bu kadın bundan böyle ne olacağını kendi düşünsün.” Eziyet Sultan’ın burnu biraz sürtüldü diye düşünenler yanıldıklarını çabuk anlamışlar. Şehirde aileye ait aşhanelerde, dükkânlarda çalışanlar kan ağlıyormuş. Şehrin Beyi olaylara çok fazla müdahale eden biri değilmiş. Eziyet Sultan’ın akrabası olduğunu söyleyenler de varmış. Eziyet Sultan, “Beyim” demiş, “damadımın yaptıkları bana fena dokundu.” Bey, “Eziyet” demiş, “bir daha taş ocağını şikâyete gelirsen o ocağı kapatırım. Çalışanları sabahtan akşama kadar köle gibi nasıl çalıştırırsın? Hem de haklarını vermeden. Hiç mi Allah’tan korkmazsın? Bugün herkesin alacağı akçeyi benim huzurumda vereceksin.” Eziyet Sultan ahalinin tepkisini görünce herkesin hakkını ödemiş; Bey konağından kendi konağına gelince de “yemin olsun” demiş, “damat bunun hesabını sana soracağım.” Yanındakiler, “hanımım” demişler, “damadın sıradan biri değil. Adamı kılıçta yenen yok. Attığı ok geri dönmez diyorlar. Sultanın ordusundaymış, senin kıza âşık olunca şehirde kalmış.” Eziyet Sultan, “gelin de elimden kurtuldu” demiş, “benim bu işleri telafi etmem lazım.” Kendine göre plan kurarken aylar sonra kocası ve oğlu çıkıp gelmişler. Ertesi gün de kızı şehre girmiş. Konakta kavgalar olmuş. Oğlu, karısının ailesinin yanına varmış, orada kalmış. Kızı da kocasının kaldığı kenar mahallelerdeki koca evine koşarak gitmiş. Eziyet Sultan’ın kocası, “dur be kadın” demiş, “sen ne zaman duracaksın? Ha bir gün de birine bir iyilik et.” Kocası Bey’le görüşüp taş ocağını yeniden açmış. Çağırmış damadını; “ocağın sorumlusu sensin” demiş, “sana söz, ölsem bile Eziyet’e hiçbir şeyi teslim etmeyeceksin.” Damat, taş ocağından kurtardığı çalışanları çağırmış; onlara iki kat akçe vermiş. Taş ocağı birkaç ay sonra oldukça faal çalışan, herkesin dilinde olan bir yere dönüşmüş. Eziyet Sultan ise ne olursa olsun memnun olmuyormuş. Bu arada gelin kızın bir oğlu olmuş, kendi kızının da birkaç ay sonra bir kızı. Eziyet Sultan’ın gözü dönmüş; “benim” diyormuş, “bu çocuklerin yuvalarını dağıtmam lazım.” Bu dedikodular Bey’e kadar ulaşmış. Bey, “Eziyet” demiş, “hiçbir ana senin yaptığını yapmaz. Senin bu adamla evlendiğinde ben bu şehirde yoktum. Çocukların küçükken bu şehre geldim.” Eziyet Sultan, “Beyim” demiş, “bir harami baskınında kervanda çok insan öldü. İki küçük çocuk gelip ‘ana’ diye bana sarıldılar. Babaları ağır yaralıydı. Aylarca adama baktım. Çocuklar bana alıştı. Babam beni istemediğim birine vermeye kalkmıştı, kimse bana yardımcı olmadı. Bana kardeşlerim, hısım akrabam çok eziyet ettiler. O günden sonra bende onlara karşı ne vicdan kaldı ne merhamet. Şehre ilk gelen kervanla şehrdenden kaçtım. O kervan aynı kervandı. Sonunda adam kendine geldi. ‘Çocuklarıma analık eder misin?’ dedi. Çocuklar ‘ana’ diye beni bırakmıyorlardı. Olmayan vicdanım geri geldi. O kervan baskınında anaları ölmüştü. Onun örtüsü benim örtümün aynısıydı. Yıllar sonra ‘sen bizim anamız değildin amma, biz seni çok sevdik’ dediler. Ben onları sevebildim mi? İnan bunu kendime çok sordum Beyim. Lakin adamı sevdim, yalan değil. Ondan bir çocuğum olsun da çok istedim. Çocuğum olmadı. Çocukların babası şehrin en zenginlerinin varisiydi. Bir anlaşma yapıldı. Beylik sizin sülalede, zenginlik onlarda kaldı. Benim ailem zengin biriyle evlendim diye ses etmediler, çocukları da benim çocuğum sandılar. Ben de bana eziyet eden bu şehre eziyet etme yolunu seçtim. ‘İyi etmedin’ diyebilirsin. Kocam beni sever. Onunla el ele verdim. Çocuklarını büyüttüm, evlendirdim. Lakin eziyete meyyal bir yapım var. Ne etsem geri adım atamıyorum.” Bey, “akraba” demiş, “damadınla fazla uğraşma, bilmediğin meseleler var. Delikanlı sana kılıç çekmesin, çekerse sana yazık olur.” Eziyet Sultan kafası bir hayli karışık, dönmüş konağına. Şehrin Beyi çağırmış Eziyet Sultan’ın kocasını; “sen beni, ben seni sevmeyiz” demiş, “sırrınızı Eziyet Sultan’dan öğrendim. Benim sülale böyle bir şey olduğunu bilse o Eziyet’i sürükler alırdı senin elinden; çocukları da çok küçükmüş diye acıdılar, vazgeçtiler.” Eziyet’in kocası, “Bey” demiş, “damadımın senin evladın olduğunu da ben bilirim. Eziyet Sultan’ın baba bir seninle kardeş olduğunu da. Damadım konusunda Sultan’a söz verdim. Çok mert bir yiğit. Sultan’ın bir süre fedailiğini yapmış. Sultan onun hakkında ‘başka düşüncelerim var’ dedi. Bir bakmışsın senin yerine Bey olmuş.” Bey, “nasipten öte yol gitmez” demiş, “ancak bu mevzuyu bilmemesi lazım. En azından şimdilik.” Eziyet’in şehrin Ağası olan kocası konağına döndüğünde, “Eziyet” demiş, “bana bir söz ver. Bundan böyle ne oğlumun ne de kızımın işine karışma; dolayısıyla gelinimin ve damadımın da. Senin eziyet etme şeklin bugünden itibaren ateşle oynamaya döndü. Gel ne konakta çalışanlara ne de şehirdeki insanlara eziyet etme. Sana her gün dedikodu malzemesi getiren kadınları bilirim. Yarından itibaren hiçbiri bu konağın eşiğinden içeri adım atamayacaklar. Yarın seninle kervanla şehirden gidiyoruz. Bir ay mı olur, üç ay mı olur, bir sene mi olur bilmem.” Eziyet, “bu şehirde” demiş, “itiraz edemeyeceğim iki kişiden biri sensin, diğeri ağabey bildiğim Bey” demiş. Ağa, “zaten ağabeyin” demiş, “bildiğimi sanki bilmezsin.” Ertesi sabah Eziyet ve kocası kervana katılmışlar. Kervan çıkmış gitmiş şehirden…

Anlatırlar ki, Eziyet Sultan yıllarca şehrine gelmemiş. Gittiği ve kaldığı diyarlarda çocuğu olmuş diye anlatanlara rastlanmış. Eziyet Sultan’ın damadı, Bey’in babası olduğunu öğrenmiş, Eziyet’in de halası. Aradan birkaç sene daha geçmiş. Eziyet Sultan ve kocası şehre geri dönmüşler. Şehir gerilmiş. Eziyet’in bir zamanlar yanından ayrılmayanlar hemen doldurmuşlar konağı. Eziyet Sultan, “sanıyorum” demiş, “çok mevzu birikti. Bundan gayrı söz verdim kimseye eziyet etmeyeceğim. Eziyet edene göz yumanlardan da olmayacağım.” Kimsenin inanası gelmemiş. Oğlu ve kızı gelmişler, gelin ve damadı da. Eziyet Sultan, “anladım ki” demiş, “yemin etsem yine de inanan olmayacak”; kocasıyla birlikte memleketin büyük şehirlerinden birine gitmişler. O şehirde şehre diyorlarmış: “Meziyet Sultan diye bir hanım geldi. Elinden tutmadığı kadın kız, öksüz yetim kalmadı. Kocası da en büyük destekçisi.”

Şehir şehire, Eziyet Sultan Eziyet Sultan’a, Bey Ağabey Bey Ağabey’e, Ağa Ağa’ya, evlat evlada, oğul oğula, kız evlat kız evlada, kervan kervana, dedikodu dedikoduya, taş ocağı taş ocağına, ahali ahaliye benzer.

Bir kıssadır anlatılan. Her kıssadan bir hisse alına denmiştir. Bu hikâyede anlatılanlarla bir benzerlik var ise tamamen tesadüften ibarettir. Ne kimse gönül koya ne de alınganlık göstere…

Sürçü lisan eylediysek affola…

Bir dahaki sefere daha güzel bir hikâye anlatırız inşallah…

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!