Bu makale, Fethullah Gülen örgütünü ve bu yapının 15 Temmuz 2016 tarihindeki darbe girişimine uzanan ezoterik stratejilerini derinlemesine analiz etmektedir. Yazar, örgütün dış dünyaya karşı “Ilımlı İslam” ve hoşgörü maskesi takındığını, ancak iç yapısında mesihçi ve gizemli bir hiyerarşi barındırdığını vurgular. Devletin kilit kurumlarına sızma yöntemleri, istihbarat benzeri yapılanma ve soru hırsızlığı gibi yasa dışı faaliyetler somut örneklerle açıklanmaktadır. Örgütün dini kavramları çarpıtarak müntesiplerini seçilmiş birer asker gibi yetiştirdiği ve küresel güçlerle ittifak kurduğu belirtilir. Sonuç olarak, bu iki dilli ve çift kişilikli yapının Türkiye Cumhuriyeti’nin bekasına yönelik en büyük tehditlerden biri olduğu gerçeği üzerine bir değerlendirme sunulur. Metin, liyakat ve şeffaf bir din politikasıyla bu tür yapılarla mücadele edilmesi gerektiğini savunur.
İnsanlığın temelinde kişinin kendisini başkasının yerinde hayal etmesi vardır. Merhametin özü ve ahlakın ilk adımı budur. İster çarpıtılmış dini inanç, isterse fanatiklere özgü kesinlik, isterse insanlıktan çıkarıcı nefret sebebiyle olsun, masum insanları öldüren her kim olursa olsun zalimdir, vahşidir ve teröristtir.
Giriş
Tarihî tecrübenin içinde birçok kez ince dille ve araçlarla birey ve toplum aleyhine sahnelenen politik ve stratejik faaliyet, “Mekren İstikbâra” (Nuh, 71:22) / büyük oyun / büyük hile olarak adlandırılmıştır. Eğitim ve hizmet hareketi olarak kendisini topluma kabul ettiren, uluslararası düşünce kuruluşları tarafından Ilımlı İslam söyleminin Türkiye örneği olarak takdim edilen, fakat dil, yapı ve uygulama olarak çift dilli ve çift kişilikli özelliklere sahip F. Gülen örgütü de “Mekren İstikbâra” (büyük hile / oyun) kapsamında tahlil edilmesi gereken bir örgüttür.
Bu örgütün dışa dönük (zahiri) dili ile içe dönük (batıni) dili farklıdır. Herkese açık olan yönü tasavvuf iklimini yansıtır. Bu dil; şiddete, bağnaz tutumlara ve teröre karşıdır. “160 ülkede 2000’den fazla eğitim kurumu açmış, faaliyetlerinde insani, ahlaki mülahaza, hoşgörü, uzlaşı, diyalog kavramlarından yola çıkarak faaliyet gösterdiği ülkelerin iç dinamikleriyle uyumlu olmayı, yöneticilerle iyi ilişkiler kurmayı”[1] bir hareket yöntemi olarak tatbik etmiştir. İçe dönük yönü ise kelimenin tam anlamıyla bir sırlar sistemidir. Ezoterik / batıni sırlar, sadece örgüte mensubiyeti denenmiş özel kişilere hastır. F. Gülen, örgütünü gerçeğin yalnızca seçkin ve idrak edecek kişilere verilebileceği anlayışı üzerine kurmuştur.
Dolaylı tutum ve dolaylı mesaj esastır. Dolaylı tutum, duruma göre davranma ve amaca ulaşmak için farklı davranışlar geliştirme kabiliyetini / tekniğini ifade eder. “İnsan zihnini yönlendirme bir çeşit fetih aracıdır.”[2] Dolaylı mesaj ise özel kavramlar ve semboller —sızıntı, prizma, aksiyon, samanyolu, küre, herkül gibi— üzerinden verilir. Sonsuzluk ve evrensellik üzerinden büyük bir kuşatma faaliyetine ve yöntemine gönderme yapar. Greko-Romen kültüründe Herkül, “kötülükle savaşan veya rüştünü ispat eden savaşçı figürüdür. Erilliğin pozitif ve etkin yönünü temsil eden kahramanın negatif karşılığı canidir.”[3] Kendini bir savaşçı, muhalifini ise bir cani olarak zihinlere yerleştirir. “Semboller halkın bilincine ustaca yerleştirilirse insanların hatalı yönlendirildiklerinin farkına varması neredeyse imkânsızdır.”[4]
- Sözgelimi herkese açık olan konuşma ortamında “F. Gülen, hocaefendidir. Eğitimini mürşitlerden almış, nefis terbiyesinden geçmiş bilge bir şahsiyet, insan-ı kâmildir.”[5] Sır sistemi içinde ise F. Gülen’in kod adı: Dayı’dır.[6]
- Açık dilde Sünni öğreti içinde yer alan Anadolu tasavvuf kültürünün temsilcisidir. Sır sistemi içinde ise o, mehdi Mehdinin mezhebi olmaz, tüm anlayışları kendi bünyesinde cemeden mezhepler üstü anlayışın temsilcisidir.
- Kayıtlara göre 1941 yılında Erzurum / Pasinler / Korucuk köyünde doğmuştur. “Fakat o, müntesiplerine ısrarla 10 Kasım 1938’de doğduğunu telkin eder.” [7]Bu telkinin arkasında, “biliniz fakat her ortamda konuşmayınız” kapsamında yer alan üstü örtük iddiasına göndermede bulunur. Bu iddia Mehdi-Mesih / Deccal-Süfyan kavramları ve onlara yüklenen anlamla ilişkilidir. Deccal, din karşıtı ideolojinin şahs-ı manevisini temsil eder. Süfyan ise İslam coğrafyasında hilafetin bittiği yerde ortaya çıkacak olan din karşıtı anlayışı temsil eder. Mesih ve Mehdi ise bu din karşıtı şahısların temsil ettikleri anlayışı yok edecek öğreti ve temsilcileridir. Buna göre İsa Mesih / temsil ettiği anlayış, Deccal’ı / temsil ettiği anlayışı öldürecektir. Mehdi ve temsil ettiği anlayış ise Süfyan’ı ve temsil ettiği anlayışı öldürecektir. F. Gülen üstü örtük olarak kendisini Mehdi, bazı açıklamalarında ise Mesih olarak görür. 10 Kasım 1938’de doğduğunu ısrarla telkin etmesinin sebebi, onun dünyaya gelişiyle birlikte Deccal’ın İslam coğrafyasındaki temsilcisi Süfyan’ın ölmüş olmasıdır. Mehdinin temsil ettiği öğreti, Süfyan’ın öğretisini yok edecektir. Bu yok etme safhası üç aşamada gerçekleşecektir: İtikat / Siyaset-Hilafet / Şeriat. İtikat safhası tamamlanmıştır; 15 Temmuz 2016 ezoterik darbe girişimi bu safhayı tamamlamak için yapılmıştır. Şer’i / hukuki safha ise İsevi-Müslüman ittifakıyla gerçekleştirilecektir.
Kendi anlatımına göre Kur’an’ı validesinden öğrenir. 4 yaşında Kur’an’ı hatmeder, 9-10 yaşında hıfzını tamamlar. Alvarlı Muhammed Lütfi Efendi’nin (1868-1956) tesirinde kalır. Eğitimini tasavvuf geleneğine göre sürdürür. Erzurum Kurşunlu Camii medreselerinde klasik eğitimini tamamlar. Babasının tavsiyesi üzerine Edirne’ye gider. Edirne’de yaşayan akrabası Hüseyin Top Hoca yardımcı olur. Edirne’de iki ay vaizlik ve imamlık görevi yapar. Resmî koşulların eksikliğine rağmen Diyanet’in açtığı müftülük sınavına girer. Sınavı kazanır. 1959’da Edirne’de imamlık görevine başlar.[8] İmamlık / vaizlik konusunda üzeri örtülen husus; hem Ankara hem de Edirne’de özel faaliyetlerin içinde yer alan şahısların desteğidir. Lise mezunu olup, resmî olmayan eğitimden geçmiş, fakat resmî şartları haiz olmayan Yaşar Tunagür (1924-2006) aynı yöntemle müftü olur. 1960 yılında Edirne müftüsüdür. Ardından İzmir Kestane Pazarı Müdürlüğü görevini yapar. İzmir Koleji’nin açılışına öncülük eder. 1965 tarihinde Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı olur. Soner Yalçın’ın 22 Temmuz 2016 tarihli yazısı Y. Tunagür konusunda önemli ipuçları sunar: “Kendisini yüksek mühendis olarak tanıtan Y. Tunagür aslında Tapu Kadastro memuru idi. Aynen F. Gülen gibi Komünizmle Mücadele Derneği ile irtibatlıdır. İzmir Kestane Pazarı Camii’nde vaizlik görevi yapar ve İçişleri Bakanlığı 12.8.1965 tarihli raporla zararlı faaliyetlerde bulunduğu tespitini yapar. Münfesih Mukaddesatçılar Derneği kurucularından olup Komünizmle Mücadele Derneği’nde çalışan bazı kişilerle iş birliği yapan Tunagür, rapora rağmen ve yasalara aykırı olarak Adalet Partisi Hükümeti tarafından 15.12.1965’te Diyanet İşleri Başkan Yardımcılığına atanır. Tunagür’ün, Suudilerin petrol şirketi Aramco ve Rabıta örgütleriyle ilişkisi belgelenir, birçok işin içinde yer alan Tunagür meselesi 1970 yılı sonunda TBMM gündemine taşınır. Fakat hiçbir sonuç çıkmaz. Uluslararası bağlantıları olan Tunagür, TSK’dan, Milli Savunma’dan atılanları Diyanet kadrosuna doldurma faaliyetini sürdürür. Gülen’in hamisi Yaşar Tunagür’ün arkasında kimler olduğu sır değil artık: CIA.” Örtülü ağın içinde yer alan kişilerin atanmaları, görevleri ve birbiriyle olan ilişkileri tahlil edilirse, F. Gülen’in özel bir destekle, özel bir amaç için seçildiği netleşmiş olur.
1960’lı yılların ilk dönemlerinden itibaren F. Gülen ismi tanınmaya başlar. Şöhreti artar. 1970’li yıllardan itibaren kurmayı amaçladığı cemaatin tabanı genişler. 1971’de irticai faaliyetleri sebebiyle 7 ay hapiste kalır. 2015 yılına kadar ceza aldığı tek mahkemedir. Bu tarihten sonra kendi adıyla anılan bir cemaat teşekkül etmiş olur. Genç kesim üzerinde yoğunlaşır. “Altın Nesil” başlığı, ilk konferanslarından birisi ve üzerinde sıkça durduğu bir konudur. Fikrî zemin oluşturmaya yönelik olarak üzerinde durduğu diğer bir konu, “Asrın Getirdiği Tereddütler” başlığı altında dini ve felsefi alanda tartışmalı konulardır. 1972 yılında Akyazılı Vakfı’nı kurmuş; vakıf ve toplantılar aracılığıyla “Himmet” adıyla bağış toplamıştır.[9] 1977 yılında yaptığı ülke gezileri, düzenlediği toplantılar ve vaazlar yoluyla öğrenci evi / Işık Evleri ve yurt kurma faaliyetlerine girişir. 1979’da Sızıntı adlı dergiyi çıkarmaya başlar.[10] İzmir Bozyaka semtinde kurduğu öğrenci yurdunu özel koleje çevirir. 1980 askerî darbesinden sonra 6 yıl yakalama kararıyla aranmış, fakat yakalanmamıştır. 1983 yılında Turgut Özal’ın iktidara gelmesiyle beraber, 1986 yılında yakalanmış ve kendisine isnat edilen tüm suçlardan beraat etmiştir. Beraat kararından sonra F. Gülen İstanbul’a yerleşmiş, toplumsal katmanlarda tanınması nedeniyle büyük camilerde vaaz etmeye başlamıştır. Bu süreçte iş dünyasına nüfuz etmeye ve şirketler kurmaya başlar. Zaman gazetesini satın alır. Samanyolu televizyonunu kurar. 1990 yılında SSCB’nin yıkılışını din karşıtı ideolojinin çöküşü olarak yorumlar, konuyu teolojik temalarla izah eder. Müntesiplerini Orta Asya ülkelerine ve Kafkasya’ya yönlendirir. “Eğer Kur’an’da kıble açıkça belirtilmemiş olsaydı Türkistan’a doğru namaz kılardım” diyerek yönelişi hızlandırır.
1990’lı yılların başından itibaren dünya geneline yayılarak 170 ülkede faaliyet gösterir hale gelir. Temel amacını şöyle özetlemek mümkündür: Cemaat oligarşisine dayanan totaliter bir devlet düzeni kurmak ve uluslararası düzeyde etkili bir siyasi ve iktisadi güç haline gelmektir.[11] 22 Ağustos 2000’de hakkında laik düzeni yıkmakla ilgili dava açılmış; bu davanın gerekçesi “müntesiplerini dini ayaklanmaya sevk etmek, yasa dışı faaliyetlerde bulunmak, terör örgütü kurmak, medya aracılığıyla bürokraside kendi müntesiplerine alan açmak; tebliğ, cemaat ve cihat temelinde yurt içi ve yurt dışı eğitim kurumlarında insan yetiştirmek, şirketler aracılığıyla ekonomik güç oluşturmak, devleti ele geçirmek için sızma faaliyetlerine öncelik vermek”[12] şeklinde ifade edilmiştir. Görüldüğü üzere 2000 yılında terör örgütü suçlaması yapılmıştır. Saklanan sır, darbe girişiminden 16 yıl önce ifşa edilmişti. Ne var ki bu ifşa ve karar, 21 Aralık 2000 tarihinde çıkan ve “Rahşan Affı” olarak bilinen, 4616 sayılı 23 Nisan 1999 tarihine kadar işlenen suçları şartlı salıvermeye izin veren kanun kapsamında cezasının 5 yıl ertelenmesine imkân sağlamıştır. 2006 yılında Terörle Mücadele Kanunu’ndaki değişiklikle, şiddet ve cürüm kullanarak bir teşekkül oluşturduğuna dair delil olmadığı gerekçe gösterilerek beraat etmiştir. Yargıtay tarafından da bu karar oy birliği ile onaylanmıştır.[13]
2000 yılından sonra tüm kurumlara sirayet eden bu yapı, uzun süre üzerini örttüğü gizli amacını gerçekleştirme adına “sızdığı kurumlarda uyuyan hücreleri harekete geçirmiş”, çift yönlü stratejik hamle ile tarafları birbirine tutuşturarak, her muhalif oluşumun içine kendi adamlarını dâhil ederek müthiş bir istihbarat ağı kurmuş ve zihin yönlendirme faaliyetine başlamıştır. Her alanda oyun kurma imkânını kazanan örgüt, amacına ulaşma konusunda engel gördüğü kişileri ve kurumları tasfiye etmeye başlamıştır. Uydurma belgelerle devletin kozmik odasına girmeyi başarmıştır. “30 Ekim 2014 yılında Milli Güvenlik Kurulu ilk defa “legal görünüm altında illegal faaliyet yürüten paralel yapılanmalar” olarak F. Gülen’i devlet düşmanı, Türk Devleti’nin bekasına en büyük tehdit olarak karara bağlamıştır. 28 Ekim 2015 tarihinden itibaren Türkiye Cumhuriyeti İçişleri Bakanlığı tarafından “en çok aranan teröristler listesinde” “kırmızı” kategoride yer almaktadır.”[14]
15 Temmuz 2016 akşamı gerçekleştirilen kanlı darbe girişimi; Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne, milli iradeye, ülkemizin birliğine ve bütünlüğüne karşı sahnelenen büyük bir oyundur. Büyük bir oyundur çünkü F. Gülen hareketi içeride ve dışarıda hoşgörünün timsali, radikal dini hareketlerin şiddet ve saldırı söylemine karşı geliştirilen Ilımlı İslam anlayışının Türkiye ayağı, kolonizatör Türk dervişleri, uluslararası Türk kültürünün hamileri, bekçileri, Türkiye’nin yumuşak gücü olarak takdim edilmiş ve övülmüştür. Bu övgüye mazhar olan cemaat, 15 Temmuz 2016 akşamı 8000’den fazla askerî personel, 35 savaş uçağı, 37 helikopter, 74 tank, 246 zırhlı araç ve 4000’e yakın silah kullanarak Türkiye Büyük Millet Meclisi, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi, Millî İstihbarat Teşkilatı, Ankara Emniyet Müdürlüğü, Emniyet Müdürlüğü Özel Harekât Merkezi, İstanbul Boğaziçi Köprüsü gibi devletin yönetim ve beyni mesabesinde olan kurumlara saldırmış ve tahrip etmiştir. Devletin stratejik kurumlarına saldırı, Türk Milleti’ne saldırıdır. Bu saldırı, adı anılmayan güçlere Türk Milleti’ni kurban etme saldırısıdır.
Bir tarafta hoşgörü timsali, derviş, şiddet ve saldırı söylemine karşı yumuşak güç, kültürümüzün hamisi, bekçisi; diğer tarafta devletin içine sızıp mayalanan, devletin silahları ile devletin stratejik kurumlarına, devlet yöneticilerine ve birlikte yaşadıkları halka saldıran bir sosyo-politik haydutluk tablosu. İki farklı tablonun birinci kısmı, gerçek amacı değer içerikli kavramlarla gizleme politikasını anlatmaktadır. Tablonun ikinci kısmı ise planlanan bir hesaplaşmayı ve bunu gerçekleştirmek için psikolojik kontrol yöntemini deneyleme eğiliminde olan kişinin, yüce soyutlanma duygusuyla inancını ve kurgusunu aynı bütünde gösterme çabasının sonucu olan çelişkidir. Sürekli hoşgörüden bahseden kişinin darbelere hayranlık duyması, onları kutsaması —Son Karakol yazısında olduğu gibi— dünyevi sultayı ele geçirme telkini ve kendini yüce bir konuma yerleştirmesi, özgürlüğün esamesinin okunmadığı bir siyasi anlayışa sürükler. “Güzellik ahlakın simgesi, yüce onun karşıtıdır. Zira güzellik kategorisi evrensellik ve sağduyuya ilişkin demokratik hislere, geniş düşünme pratiğine yol açarken yüce, bizleri böyle demokratik hislerden uzaklaştırıp ruhani bir kapanmaya hapseder.”[15] Devletin gayrişahsi yönetiminde suç ortaklığı yapar. Müntesiplerinin gerçek ile imge arasında ayrım yapma yeteneklerini köreltir.
Söz konusu iki durum arasında derin bir çelişki, bu çelişkinin dalgasına kapılmanın üç temel sebebi var. En önemli, derin ve örülmüş stratejik modeller büyük çelişkilerin, çift yönlü hamlelerin arasında saklıdır. İki dilli, çift yönlü dilin büyüsüne kapılmanın sebebi ise örgütün ezoterik bir örgüt olması, etkili bir dil ve insan algısını cezbeden sosyo-politik görüntüsü, ulusal ve uluslararası siyasi ve bürokratik destektir. Bu öyle bir destektir ki Abant toplantılarına seçenek oluşturma düşüncesiyle Ilgaz toplantıları düzenleme girişimine bizzat devletin kurumlarından baskı ve tehdit gelmiştir. Özellikle önemli bir dış desteğe sahip olan bu yapı, bulundukları devletin iç yapısına sızarak elde ettikleri ve ele geçirdikleri bilgi ve verilerle her zaman eşitler arasında öne geçme imkânı elde etmişlerdir. Bu çift dilli dalgaya kapılmanın diğer bir sebebi, herhangi bir dini, siyasi, iktisadi oluşumu bizzat kendi metinlerine dayalı olarak tahlil etmiyor oluşumuzdur. Oluşturulan ve sunulan algıyla yetiniyoruz. Bu terör örgütü başta olmak üzere birçok oluşumun kendi metinlerini semantik ve hermenötik bilgi metodolojisine dayalı tahlil edersek ne olduklarını ve ne yapmak istediklerini sağlam bir şekilde ortaya koyabiliriz.
15 Temmuz 2016 günü akşamı kalkışma ve işgal hareketine giriştiği için “Gülen hareketi dini bir cemaat değildir”[16] şeklinde değerlendirmeler yapılmaktadır. Gazetecilikten spora kadar birçok sahada faaliyet göstermesi, diğer bir deyişle ticaretle uğraşması, batıni-gizemli / ezoterik özellikler taşıması[17] gerekçe olarak sunulmaktadır. Ekonomik kazançla gerekçelendirilen bir fiil kutsal dışıdır. Burada amaç saflarına insan çekmek ve hayatın her alanına hâkim olmaktır.[18] Böyle bir gerekçe ve izaha yaslanarak “F. Gülen hareketi dini bir hareket değildir” çıkarımını yapmak bilimsel temelden yoksun bir görüştür. Bu yorum, siyasi-stratejik ve taktiksel bir yorumdur. Çünkü başından itibaren bu örgütün tüm söylemi ve ritüelleri dinidir. Söylemi ve ritüelleri dini olan bir örgüt, kalkışma ve işgal hareketine girişmez şeklindeki zımni kabul, birilerini hoşnut etmeye yönelik işlevsel gönderme olarak anlam ifade etse de tarihi ve fiili tecrübeye aykırıdır. Gülen örgütü, ezoterik özellikler taşıyan / gizemli-seçkinci-iki dilli dini bir harekettir.
Ilımlı İslam şeklinde takdim edilen bu örgütün zahiri ve dış dünyaya yönelik diline ve üretilme amacına atıf yaparak, kalkışma ve işgal hareketinin dolaylı bir bağlantının ürünü olduğunu gösterme eğiliminin de bilimsel bir değeri yoktur. Çünkü bu yorum ideolojik saf tutmanın, politik kutuplaşmanın ve uluslararası aktörlere göz kırpma ve algı oluşturma faaliyetinin bir sonucudur. Ülkemizde herhangi bir dini, siyasi, iktisadi ve benzeri bir hareket hakkında konuşurken metin tahlili yerine belli amaçlara matuf olarak oluşturulan algı üzerinden değerlendirmeler yapılmaktadır. Kelimelerin anlam derecelerine (semantik), bir metnin iç ve dış bağlamına, anlam araştırmasına (hermenötik) dayalı bir yorum bizi asıl maksadın ne olduğuna ulaştırır. Şimdi F. Gülen’den yaptığımız şu alıntıları tahlil edelim:
- Gülen, Fasıldan Fasıla 2 adlı tarihsiz eserinde (tahminen 1996-1997) şöyle der: “Bir asrı aşkın bir zamandan beri çeşitli zulüm, mağduriyet ve haksızlıklar altında sürekli inleyen bu kuşak, öylesine bilenmiştir ki; çok yakın bir gelecekte o, polatlaşan ruhuyla, kendine bu mezelletleri reva görenlerin karşılarına dikilecek ve mutlaka onlarla hesaplaşacaktır. Elverir ki, bu kuşağı elinde tutan milletler, hususiyle onların talihli idarecileri iyi bir durum değerlendirmesi yaparak vukuu muhakkak böyle bir infilak ve indifanın enkaz ve külleri altında kalmasınlar.” [19]
- Geleceği kucaklayıp planlayanlar, oturup onu bekleyeceğine, kendilerini ona asker olarak yetiştirme gayreti içine girmelidirler. Tâ ki geldiğinde hazır olan askerinin başına geçsin.[20]
- Belki şimdilik keyfi ve kemmi buudumuz yok; ama bir ceninin ana karnında iken nasıl doğabileceği kestirilebilir. Bizim durumumuz da böyle. Doğum çok yaklaşmış gibi. Bu hususta kalplerin telifi çok önemlidir. Evet, bir cemaat bugün olmazsa bile, yarın sorumsuz insanların elinden dünyanın sultasını almak zorundadır.[21]
Görüldüğü üzere din diliyle yönlendirdiği müntesiplerine yakın gelecekte hesaplaşmadan bahsetmektedir. Bunu yaparken “bu kuşağı elinde tutan milletlerin, özellikle onların talihli idarecilerinin doğru değerlendirme yaparak gerçekleşmesi kesin olan (infilak) bir patlamanın (indifa) baş gösterme / kalkışmanın enkazı ve külleri altında kalmamalarını” tembihlemektedir. Müntesiplerine zamanı geldiğinde bu kalkışma hareketine asker olarak katılma görevini vermekte, henüz cenin durumunda olan bu cemaatin, sorumsuz insanların elinden dünyanın sultasını almak zorunda olduğunu ifade etmektedir. Demek ki darbe; öteden beri hayali kurulan, kurgulanan, planlanan ve bunu gerçekleştirmek için hayatın tüm formlarında, özellikle askerî sahada gerekli zemini, ortamı oluşturmaya yönelik organize çalışmaların sonucudur.
Bir örgütün terör örgütü kapsamına alınmasının uluslararası ölçütleri bulunmaktadır: Cebir ve şiddet kullanmak, masum insanları öldürmek, seçimle gelen meşru bir yönetimi silah yoluyla düşürmek, devlet kurumlarını işgal etmek. Bu ölçütler bağlamında F. Gülen örgütü bir terör örgütüdür. Bu üniformalı teröristler devletin içine sızarak bizzat güvenlik kuvvetleri üzerinden / güvenlik kurumlarının silahlarıyla ve uluslararası güçlerin desteğiyle kalkışma hareketine girişmiş, “stratejik kurumlara ve kalkışma hareketine karşı çıkan halka saldırarak 250 masum insanı öldürmüş, 2193 vatandaşımızı ağır şekilde yaralamıştır.”[22] Bu durum kayıtlar, belgeler, verilen talimatlar ve üstlenilen roller esas alınarak tespit edilmiştir. Ne var ki bu örgüt kuruluşu, işleyişi ve dili açısından klasik terör örgütlerinden farklıdır. Devletin üst düzey bürokrasisine sızarak büyük bir gizlilik esası ile faaliyetini sürdürmüş, niyetini açık toplum olma söylemi üzerinden oluşturduğu algı örtüsü altında gizlemiştir. Bunu keşfeden ve durumun farkına varan aydınları, bürokratları ve siyasileri çeşitli tuzaklarla etkisiz hale getirmiş, bu yöntemle sonuç alamadığı şahsiyetleri öldürmüştür. Hatta siyasi-bürokratik ortamı bulandırma, dolaylı tutumla hedefini gerçekleştirme amacına matuf olarak suikast planları oluşturmuş ve gerçekleştirmiştir.
15 Temmuz sonrası resmî, gayriresmî toplantı ve çalışmalarda bu örgütün geleneksel mezhep ve yorumlar ile modern zamanlara özgü oluşumlar açısından yerini tayin etme tartışmaları yapılmıştır: Ezoterik kült cemaati, Şii-Sünni irfancı, Sufi, Mistik öğreti gibi. Bu uzun tartışmalar, söz konusu toplantılarda yer alan kişilerin tartıştıkları konunun köklerinden ve kaynaklarından habersiz olduğunu göstermektedir. Çünkü bu örgüte göre F. Gülen Mesih’tir. O bütün mezhepleri kendi nefsinde cem etmiştir, Mesih’in mezhebi olmaz. İhtiyaca göre her mezhebin görüşünden yararlanır. Onun bir metni veya konuşması tahlil edilirse her mezhep ve meşrebi yansıtan bir temanın ve göndermenin yer aldığı görülür.

15 Temmuz 2016 öncesi bu örgüt hakkında yapılan çalışma oldukça azdır. Bir kısmı olumlu, bir kısmı yüceltme, birkaçı da eleştiridir. Eleştiri yapanlar da ağır bedel ödemişlerdir. 15 Temmuz sonrasında bu konu ile ilgili çalışmalarda patlama olmuştur. Sabahtan erken kalkan, politik görüntü vermek isteyen, önceki vaziyet alma biçimini meşrulaştırma amacını güden birçok kişinin sallama yayımlar yaptığı görülmektedir. Diğer bir deyişle epistemik kirlenme söz konusudur. Bir meseleyi kirletme, anlaşılmaz hale getirme felsefi yorumda farklı anlamlar içerir. Bu durum karşısında birkaç husus üzerinde düşünmemiz gerekir:
- DİB’in (Diyanet İşleri Başkanlığı) düzenlediği ve diğer çalışmalarda yer alanlar, Gülen’in İslam üzerine yaptığı yorumların yanlış ve küfrü iltizam ettiğini söylüyorlar. Madem mesele bu kadar feci, 15 Temmuz öncesi DİB ve mensupları, bu kadar İlahiyat ve İslami İlimler fakültelerinde yer alan akademisyenler, ilim adamları nerede idi? Küfrü gerektiren sözlere neden rıza gösterdiler? Toplantılarda yer alan ve rapor düzenleyen şahıslara “küfrü iltizam eden sözlere rıza gösteren kişinin hükmü nedir” diye bir soru yöneltsek acaba ne derler?
- Bu durum gösteriyor ki ülkemizde bilim, genel olarak tüm alanlarda, özel olarak ilahiyat sahasında olağanüstü şartların kendi lehine olduğu durumlarda hadiseye uygun söz söyleme sanatıdır. Çoktan anladım ki “körler yurdunda ayna satarsan çıkmaz sokaklara dalarsın.”
- Bu örgütün iktisadi, siyasi, sanat, medya ve uluslararası örgütlerle bağlantıları üzerinde bu kadar somut belgeler var, hatta bu konuda devlet kurumlarına sunulan raporlar var. Durum bu kadar fecidir. İyi de o zaman sormazlar mı bu konulardan sorumlu olan kurumlar ve kişiler ne yapıyorlardı? “Dini grupların faaliyetleri laikliğe aykırı bulunarak eleştirildiği için raporlar dikkate alınmamıştır” şeklindeki bir gerekçe meseleyi izah etmeye yetmez. Çünkü raporlarda laiklik hassasiyetinin dışında yapılanma biçiminden / devlet kurumlarına sızma tekniklerine ve çarpık anlatılarına kadar tespitler var.
- 15 Temmuz 2016’dan önce Dinler Arası Diyalog’un faziletlerinden bahseden kişilerin birdenbire PDY / FETÖ terör örgütü analizcisi olması ne anlama gelmektedir? Aşırı ve sallama yorumlarla, hiçbir karşılığı olmayan gerekçelerle, ideolojik saf tutma tekniğinin ürettiği retorikle, bürokratik-politik sahada görüntü verme yarışıyla, ayarlı televizyon programlarının her şeyden haberdar kâhinleriyle bu örgütle mücadele edilemez.
Sır sistemi üzerine oturan bu örgüt, kendisini cemaat, hizmet hareketi, camia, Anadolu tasavvuf geleneğinin temsilcisi ve benzeri adlarla takdim eder. İslam adı altında ortaya çıkan terör hareketlerine karşı olduğunu ifade eder. İkisinin bir arada bulunmasını kabul etmez. Bir cemaat olarak kendini konumlandırdığı ideoloji: Ilımlı / Ayarlı İslam Anlayışıdır. Diğer bir deyişle Batı dünyası bu hareketi Ilımlı İslam yorumunun Türkiye ayağı olarak görür. Ilımlı İslam etiketi hedef ülkeyi işgal ederek değil, beşerî varoluşun tüm tutunma unsurlarını ele geçirme, olmazsa güç kullanma politikasını amaçlar. Ilımlı İslam söylemi oryantalist bakışın ve uluslararası siyasetin ürünüdür. Ilımlı İslam projesinin amacı: Rafine emperyalizme dönüşmüş olan küresel imparatorluğun; stratejik çıkarlarına ve jeo-politik hükümranlığına hizmet etmek, diğer bir deyişle küresel iktidarın dilini, tatbikatını, siyasi-stratejik hedeflerini meşrulaştırmaktır. Böyle olduğu halde siyasilerimiz, bürokratlarımız, aydınlarımız, din alanında ihtisas yapan akademisyenlerimiz, diyanet teşkilatımız, yazarlarımız istisnalar hariç ağırlıklı olarak üretilen bu algının etkisi altında kalmışlardır. Örgütün ve dış dünyanın adlandırma biçimi görünen durumu / tabloyu ifade etmektedir. Esasen bu örgüt mesihçi bir harekettir. Ezoterik darbe girişimi “Müslüman-İsevi / İsevi-Müslüman” ittifakının planlayıp uyguladığı bir hadisedir.
Bu ittifakın teo-stratejik bir mantığı var. Apokaliptik mesiyanik ögelere yapılan atıflar İslam kültüründe yer alan rivayetlerle desteklenir. Hristiyan inancı içine sokulmuş ezoterik ögeler İslami bir yapıymış gibi sunulur. Kendi ezoterik / sır sistemine dayalı örgütlenme biçimi mistik / büyüsel bilgi ile içselleştirilir. Harry Potter, Yüzüklerin Efendisi gibi kitaplar ve filmler yoğun olarak izlenir. Keza Matrix adlı filmde bir kıyamet planı var. Mücadelenin yapıldığı yer Zion. Zion yer altında. Oradan kasıt Agarta’dır. Agarta’dakiler gerçeğin sırrına ermiş olanlar. Dışarıdakiler sanal âlemin insanlarıdır. Orada bir de Mimar (Architect) var, o da evrenin ulu mimarı. Şimdi gerçeğin sırrına erenler seçilmiş insanlardır, bunun dışında kalan insanlar sanal âlemin insanlarıdır. Seçilmiş insanlar ve bir de evrenin ulu mimarı var. Yeminle örgüte alınan, örgüte bağlılığı sınanmış ve gerçeğin sırrına ermiş müntesipler yumağı, diğer taraftan “ruhanilerle görüşen, Hz. Peygamber ile sırdaş ve onun özel iltifatına mazhar olan, meleklere talimat veren bir kâinat imamı.”[23] Bu birleşik denklem kutsal-karizmatik figür üretme tekniği açısından son derece çarpıcıdır.
ABD 1958 yılından itibaren / Vatikan 1962 Dinler Arası Diyalog projesi üzerinden kendi amaçlarına uygun bir din algısı üretmeye başladılar. Bütün İslam coğrafyasında bu algıyı yerleştirecek aktörlerle ilişki kurdular. Başından itibaren bu ilişkinin ülkemizdeki aktörü bu örgüt olmuştur. ABD Merkez Kuvvetler (CENTCOM) Komutanı General Joseph Votel’in kanlı darbe girişiminin ardından ikili ilişkiler adına endişeli olduklarını belirtmesi ve ABD’nin bölgedeki operasyonlarının zayıflayacağını söylemesi üzerinde düşünülmesi gereken bir konudur. Votel’in: “Darbe girişiminin ardından Türk ordusundaki birçok yakın müttefikinin hapse konulduğunu” söylemesi manidardır. Keza ABD Ulusal İstihbarat Direktörü James Clapper’ın darbe girişimi sonrası “bizim bazı muhataplarımız ya tasfiye edildi ya da tutuklandı” şeklinde yaptığı değerlendirme birçok açıdan ilginç ve çarpıcıdır. Bir devleti temsil eden yetkililerin örgüt elemanlarını muhatap görmesi ve muhatabın tasfiyesi üzerine endişelenmesi çok şey anlatmaktadır. Bunun temel sebebi Mesihçi bir örgüt olmasıdır.
Mesihçi bir örgüt olması, “İsevi-Müslüman / Müslüman-İsevi” çıkarımıyla aynı anda hem Müslüman hem Hristiyan olmanın mümkün olduğunu iddia eder. Bu örgütün Hristiyan dünya ile kurduğu bağlantı önemli teolojik-politik-stratejik bir arka plana dayanmaktadır. Bu arka plan ihmal edildiğinde bu örgütün oluşum-gelişim seyri ve bundan sonra izleyeceği yöntem anlaşılamaz. Bu teo-politik model, modern zamanların dil sistemi içinde üretilmiş bir modeldir. İnşa edilen sembolik evren; dini evren ile din karşıtı evrenin şahs-ı manevisinin mücadelesini anlatır. Bu hareket planı zayıf, hatta mevzu / uydurma haberlere atıf yapılarak kurulur. Hareketin seyri, aşamaları ve geleceği sayısal ifadeler / şifrelerle somutlaştırılır. Şifreler ve sayısal kodlamalar farklı aşamaları belirler. Fikrî aşamadan siyasi üstünlük kurma aşamasına geçildiği inancına dayalı olarak bölgesel ve uluslararası alanda çetin bir mücadeleye girişilmiştir. Bu mücadele seçilmiş Müslüman bir hareket ile İsevilerin ittifakı ile yapılacak ve gerçekleştirilecektir. Bu ilahi bir plandır, bu plana bağlı kutsiler ilahi görevin gereği olarak üzerlerine düşeni yapacaklardır. Ezoterik darbe girişimini; ABD ve ana kıta Avrupa ülkelerinin desteği ve amaçları, onlarla diyalog ve ittifak içine giren sözde kutsilerin ürettikleri inanç ve hareket planı açısından okuduğumuzda anlarız.
Ezoterik / sır sistemi üzerine kurulu bir örgüt olması, üstü örtük bağlantılar kurması, kendine özel bir ajanda, kapalı örgütlenmenin içinde gizli haberleşme programı, hiyerarşik hücre düzeni oluşturması ve göz okuma sistemiyle “Sır Oda’daki bilgisayara korsan yazılımla uzaktan erişim sağlayıp ÖSYM tarafından düzenlenen son 15 yıla ait soruları çalması”[24] nedeniyle 15 Temmuz 2016 darbe girişimini Ezoterik Darbe Girişiminin F-Hali şeklinde tanımladık. Ezoterik karakterli dini yapıların tarihî hedefleri ve gelecek tasarımları vardır. Bu örgüt de tarihi hedeflerini ve gelecek tasarımlarını dini ifadelere ve dini ifadelerin sayısal değerine, şifrelere atıf yaparak kurgular. Hatta bu yapıların kıyamet raporları hazırladığına ilişkin çalışmalar var. Vaiz Jack Van Impe bir kıyamet raporu hazırlamış ve meseleyle ilgilenmesi için Bush, Ulusal Güvenlik Danışmanı Condoleezza Rice’ı görevlendirmiştir. Aynı şekilde söz konusu yapının kıyamete ilişkin tarihlemeler yaptığı kaynaklarında mevcuttur. F. Gülen’in tasarladığı Mesihçi hareket İslam dünyasına özgüdür. Bu yorumda Mesih-Deccal / Mehdi-Süfyan çok özel bağlama yerleştirilir. Bu özel bağlam hem işleyişi hem de sonuçları itibariyle Türkiye-Batı dünyasını ilgilendirir. Hilafetin bittiği yerde, dolayısıyla İslam coğrafyasında dinsizliği tasfiye etme, batı dünyası ile ittifak kurarak din karşıtı ideolojinin temsilcisi görülen devletleri etkisiz hale getirmek amaçlanır. Bu Tanrı’nın planıdır. Buna engel olan veya engel olmaya yeltenen her fert ve toplum, her dini ve siyasi anlayış tasfiye edilir. Dolayısıyla mevcut sistem ve bunun kurumlarıyla mücadele etmek Mesihçi-Mehdiyet inancının gereği görülür. Sistemin ana omurgasını ordu ve diğer stratejik kurumlar oluşturduğu için bu kurumlar mutlak manada değiştirilmeli ve ele geçirilmelidir. Kendilerini bu misyon ile biçimlendirmiş bir yapının başta ordu olmak üzere bütün kurumlara sızmak istemesi tabiidir.
Bu örgütte istihbarat yöntemi ve dili hâkimdir. İstihbarat elde etmek amacıyla yapılan operasyonlar tanım gereği gizlidir ve halkın denetimine kapalıdır. İstihbarat elde etmek demek, alınacak kararlar ve yapılacak işler için gereken enformasyonun elde edilmesi demektir.[25] Enerjisini ve gayretini ötekinin / muhalifin haline aşina olmaya sarf eden örgüt, elde ettiği bilgiyi tutum geliştirme ve tehdit için kullanmaktadır. Ayrıca hareket planını sayısal şifreler ve kodlamalar üzerine kurar. Sayı ve şifrelerle kodlanan bir zihniyetin sembolik nitelikli teknolojiyle buluşması anılan niteliği güçlendirmiş ve hızlı sıçrama yapmasına yol açmıştır. Çünkü bu örgüt, herhangi bir ortamda, devlet ve toplum yapısında harekete geçmek için %60 taraftar gücüne ulaşmayı zorunlu görür. Eğer bu ölçüt esas alındı ise “Ergenekon / Balyoz ve benzeri davalarda” deneme yaptı. Hem zihinleri yönlendirmede hem de uygulamada başarılı oldu. Ardından devleti ele geçirmeyi planladı.
Ezoterik darbe girişiminin F-Hali başlığı örgütün yapısı, dili, anlatıları ve geliştirdiği harekât planı, simgesel stratejisinin bir parçası olan “dile getirilemez ittifakla” bağlantılı bir konudur. Ezoterik bir darbe girişimi, sır sistemine dayalı bir yapının darbe girişimi karşılığında kullanılmaktadır. Sır sistemine dayalı olduğunu gösteren birçok unsur bulunmaktadır. Örgüte yeni katılan gençlere önce telkin ve medya, kaset aracılığıyla beyin yıkama süreci başlar. Zihin biçimlendirmenin ardından 18 maddelik bir yemin metni Kur’an’a el basılarak okutulur ve yemin ettirilir. Örgüt bununla “bilinç paketlemesi” yaparak sadık bir kitle oluşturmayı hedefler. Öğrencileri öğretmen, subay, polis, hukukçu ve benzeri alanlara yönlendirir. Bunun sebebi şöyle ifade edilir: “Adliye, mülkiye veya başka hayati bir müessesede bizim arkadaşlarımızın mevcudiyeti öyle ferdi mevcudiyetler şeklinde ele alınıp değerlendirilmemelidir. Yani bunlar gelecek adına bizim o ünitelerde garantimizdir. Bir ölçüde onlar bizim varlığımızın teminatıdır.”[26]
Hedef ve amaca uygun tip yetiştirme adına düzenlenen yemin metni psikolojik kontrol yöntemi uygulamanın bir aracı olarak kullanılır. Amaç; ortak algı kalıbı üretmek, ortak davada ortak düşmana karşı birleşme duygusunu yerleştirmektir. Ayrıca müntesibi, sıradan adam konumuna düşmemesi için tüm benliğiyle teslim almaktır. Ne var ki bizzat metnin kendisi şiddetin şeffaf ekranıdır. Metin öylesine hassas meseleleri içeriyor ki, dini hassasiyete sahip bir ferdin bunlara karşı gelmesi çok zordur. Aksi bir tutum geliştirme durumunda nasıl bir psikolojik baskı altında kalacağının farkındadır. Örgüt başından itibaren kurumsal şiddet uyguladığı halde barış, hoşgörü ve diyalogun temsilcisi sayılması nasıl bir enformatik propagandaya tabi tutulduğumuzu göstermektedir. Yemin metni şöyle:
- Gücümün yettiği kadar Kur’an’ı hayatımın amacı edineceğime, kardeşlerime karşı sadakat izinde bulunacağıma, halkın ve talebe arkadaşların izzet ve onurlarını izzetim ve onurum kadar yükseltmeye çalışacağıma, kusurlarımın hatırlatılması karşısında memnuniyet izhar edeceğime, dâhilden ve hariçten gelen bilumum taarruz ve tenkitleri nefsime yapılmış gibi reddedeceğime, bilumum karar listesindeki esaslara riayette bulunacağıma, hizmet adına uhdeme aldığım vazifeleri veya kararla bana tahmil edilen mükellefiyetleri itirazsız yerine getirmeye çalışacağıma, Kur’an’a bağlılıktan hiçbir surette ayrılmayacağıma, münferit hareket edip bu kararlara muhalif davrandığım an ihtiyarımla bu kadrodan kendimi ıskat edip herhangi bir talebe gibi dershanede vazifeme devam edeceğime, vallahi-billahi kasemleriyle yemin ediyor ve bu yeminin kesintisiz olmasına Cenab-ı Hakk’ı istişhatta bulunuyorum.[27]
Yemini yerine getiremeyen örgüt kadrosuna giremeyip “herhangi bir talebe” konumuna düşüyor. Yönetici kadro seçkin, en tepede bulunan yüce / kâinat imamı, kadroya alınanlar da seçilen kişilerden oluşuyor. Seçilmiş kişilerden oluşan bir hareket, sürekli olarak birini dışarı atarak kendisini arındırır. Seçilmiş zeki, sadık mümin müntesipler sıradan, kayıtsız ve günahkâr insanları rahatça öldürebilir. Sadece kendi müntesiplerini cennetlik gören, başkalarını aşağılayan her din anlayışı ferdi ve kurumsal şiddet üretir. Bir dervişin Herkül’e dönüşme süreci esas itibariyle darbenin planlandığı zamana işaret eder.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 2014 / 37666 sayılı FETÖ çatı iddianamesinde yer alan belgeye göre örgüt, piramit şeklinde inşa edilmiştir. Ezoterik örgütlerin birçoğunda yapılanma piramit şeklindedir. Dünyevi güçler ile kozmik güçleri bir araya getirmek ve bu sayede güçlerin verimli iş birliğini sağlamak anlamını ifade etmektedir. Piramit, üst tepe noktasından aşağıya doğru kozmik ve ruhani bir kaynaktan tesirin aşağıya doğru inişini ve kozmik hiyerarşiyi ifade eder.

Yedi katmandan oluşan dikey yapılanmanın birinci katı, halk tabakasıdır. Örgüte iman ve gönül bağı ile bağlı olanlardır. İkinci kat, sadık tabakadır. Okul, dershane, yurt, banka, gazete, vakıf ve kurum görevlilerinden oluşan sadık kesimdir. Üçüncü kat, ideolojik örgütlenme tabakası: Gayri resmi faaliyetlerde görev alanları ifade eder. Dördüncü kat, Teftiş Kontrol Tabakası, bütün hizmeti legal veya illegal denetleyenlerin bulunduğu katmandır. Beşinci kat, Organize Eden ve İcra Eden Tabaka: Üst düzey gizlilik gerektiren, birbirlerini çok az tanıyan, doğrudan örgüt lideri tarafından atanan, devletteki yapıyı organize edip yürüten tabaka. Altıncı kat, Has Tabaka; Örgüt lideri ile alt tabakaların irtibatını sağlayan, örgüt içi görev değişikliklerine ve azillere bakan, örgüt liderince bizzat atananları ifade eder. Yedinci tabaka; Kurmay Tabakadır: Örgüt lideri tarafından doğrudan seçilen 17 kişiden oluşan örgütün en seçkin kesimini oluşturur. [28] Bu piramidin tepesinde kâinat imamı oturur. Örgütün deşifre olmaması için tedbir, kitmanilik / gizlilik ve dolaylı tutum başta gelir. 1995 yılında müntesiplerine yaptığı şu konuşma aslında her şeyi anlatıyor.
Tüm güç merkezlerine ulaşıncaya kadar hiç kimse sizin varlığınızın farkında olmadan sistemin tüm atardamarlarında ilerlemek zorundasınız… Şartlar olgunlaşıncaya dek sizler bu şekilde yolunuza devam edeceksiniz. Eğer şartlar olgunlaşmadan bir şey yapmaya kalkışırsanız dünya başımızı ezer ve Cezayir’de, 1982’de Suriye’de, Mısır’da yıldan yıla devam eden trajediler gibi Müslümanlar her yerde zarar görür. Zaman henüz uygun değil. Tüm dünyayı omuzlayacağınız ve taşıyacağınız derecede hazır olduğunuz ve şartlarında olgunlaştığı anı beklemelisiniz. Böyle bir zaman gelinceye kadar beklemeden adım atarsanız bu durum yumurtadan civcivin çıkacağı zamanı beklemeden harekete geçmek olur ki bu civcivi yumurtada öldürmek gibi olur. Keza böyle bir durumda yapılacak iş dünya ile çatışmak olur. Bağlılığınıza ve söylenenleri gizli tutacağınıza olan inancımdan dolayı sizlere duygularımı ve düşüncelerimi ifade ediyorum. İnanıyorum ki boş su şişelerini çöpe attığınız gibi buradan ayrıldığınızda burada ifade ettiğim duygu ve düşüncelerimi de bir kenara atacaksınız. [29]
Ordu, emniyet gibi kurumlara sızarak kadrolaşır, Eğitim, medya ve sağlık gibi stratejik öneme sahip kurumları etkin eylem modelleriyle ele geçirme tekniğini uygular. Ordu, Emniyet ve Yargı gibi kurumlara “habitatına taşıdığı ve kendi hedefleri doğrultusunda yetiştirip mesleklerini belirlediği gençlerin” sızmasını sağlar. Farklı kurumların yaptığı sınav sorularını çalarak habitatına taşıdığı öğrencilere dolaylı yollarla verir. Zihni bağlılığı test edilmiş müntesiplerini başta askeriye olmak üzere, adliye, mülkiye, emniyet ve istihbarat kurum ve kuruluşlarına yerleştirir. Bu faaliyeti arka planda hissettirmeden sürdürürken prizmanın topluma görünen yüzünde sendika, vakıf, dernek ve medya kuruluşları ile hizmete adanmış gönül erleri izlenimini verir. Bankacılık, sigortacılık, turizm, enerji, gıda, sağlık, inşaat, ulaşım, lojistik, madencilik, medya, eğitim ve tekstil gibi alanlarda 9000 bin şirket kurarak mali kaynak aktarımını sağlar. Değer içerikli kavramlara aşırı vurgu yaparak kendisini ve gerçek amacını perdeler. Öyle perdeler ki cumhuriyet karşıtlığını kimseye anlatamazsın. Hatta planladığı ve gerçekleştirdiği suikastlardan söz edemezsin. Çünkü oluşturduğu algı kalıbında ikisi bir arada düşünülemez. Sır perdesini aralayan veya bir şekilde örgütten bağını koparan kişilere karşı her türlü, baskı, şantaj ve yasadışı faaliyetlere başvurur kimseye anlatamazsın.
TSK’de hiç yokmuş gibi davranır. Emniyette varlığını hissettirir. Diğer alanlarda ise “her şeyin iyisini kendisinin yaptığı” propagandasını yapar. Gücün mobilize etme özelliğini kullanır. Eğitim, sağlık, medya ve benzeri alanlarda en başarılı, kaliteli işi yaptığı algısını devlet yöneticileri ve bürokratlar başta olmak üzere tüm toplum kesimlerine pazarlar. Tüm alanlarda hücre tipi şeklinde yapılanır. Hücreler en fazla beş üyeden oluşur. 170 ülkede başta eğitim, sağlık ve ticaret alanında olmak üzere birçok alanda çalışmalar yaparak uluslararası alanda görünür hale gelir. “Yurt dışı yapılanması kıta imamları, onlara bağlı ülke imamlarından oluşmaktadır. Her ülke imamına, örgütün o ülkedeki durumuna göre yurt dışı birimleri bağlıdır. Avrupa Kıtası: Batı Avrupa İmamı, Balkanlar İmamı, Eski Doğu Bloku Ülkeleri İmamı. Amerika Kıtası: ABD-Kanada İmamı, Güney Amerika İmamı. Asya Kıtası: Türk Cumhuriyetleri İmamı, Uzak Doğu İmamı, Ortadoğu İmamı, Rusya Cumhuriyetleri İmamı. Afrika Kıtası: Afrika Kıta İmamı. Avustralya Kıtası: Avustralya Kıta İmamı.”[30]
Çatı iddianamesinde yer alan belgeye göre;

İnsan kaynağı: Etkili, duygusal vaazlarla ulaşılan insanlar, eğitim kurumlarından yetiştirilen öğrenciler. Başarı algısına dayalı Dershaneler gelen kursiyerler, fakir ve zeki öğrencileri barındırma hizmeti altında yurtlar, Işık Evleri. Bu kurumsal ağda açık olarak işlenen husus manevi değerler, F. Gülen’e bağlılık. Kapalı dil ise çok yüce mertebede bulunan F. Gülen’in Mehdi, Mesih olduğu, Hz. Muhammed ile görüştüğü fikrini işler. Bu konuda en önemli araç: Açık ve üstü kapalı F. Gülen’e nispet edilen rüyalar, menkıbeler, keşifler ve kerametler. Hz. Muhammed’in, ashabın, kutupların, velilerden bilgi ve yardım alır. Hatta cinlerden dahi bilgi alına bileceğini, uluslararası istihbarat hizmetinde kullanılabileceğini söyler. Bunu yapmaya gücü olduğunu, fakat böyle bir yöntemi kullanmadığını ifade eder. Oysa işin gerçek mahiyeti: Ulusal ve uluslararası boyutta kurduğu örgüt yapısı üzerinden elde ettiği bilgilerdir. İstihbarat bilgileridir. Her faaliyetin maddeye mütevakkıf olduğunu bir esas olarak ifade eder. Bu yönde tüm faaliyetlerini finanse etmek amacıyla banka, finans kurumları, dershane, özel eğitim kurumları, enerji, sağlık, lojistik gıda, turizm ve medya gibi alanlarda faaliyet gösteren şirketler kurar. Özellikle kamu kurumlarına yerleştirdikleri elemanlar sayesinde şirketlere kazandırılan ihalelerden alınan paylar, örgüt üyesi veya dost ve müstait konumunda olan iş adamları ve kamu görevlileri üzerinden himmet / bağış; sivil toplum kuruluşları üzerinden yapılan faaliyetleri paraya çevirme. Kutlu Doğum Haftasını büyük alanlara taşıyarak paraya dönüştürme gibi.
Örgüt, devlet sırrı niteliğindeki bilgilere ulaşıp hedefleri doğrultusunda kullanmak ve casusluk yapmak amacıyla devletin en üst yetkililerini MİT ve TÜBİTAK ve benzeri kurumları, kendilerine muhalif gördükleri kişileri hiçbir sınır tanımadan teknik araçlarla takip etmiştir. [31]Tasfiye etme kapsamına aldığı kurum ve kişilere yönelik operasyon yapmanın zeminini oluşturmak için sahte belgeler ve deliller üretmiştir. Ergenekon, Balyoz, Askeri Casusluk gibi uyguladığı teknik ve stratejik modeller dışında soruşturma yoluyla hukuku silah gibi kullanarak tasfiye modeli geliştirmiştir. Çünkü istihbarat, bilim ve teknoloji, iletişim gibi kurumlarda etkin olmak önemli bir güçtür. Bunların belirli odakların tekelinde olması kontrolü mümkün olmaya bir gücün üretilmesi demektir. Çünkü “bilgi stratejik bir kaynaktır. Bu kaynağı kimin kullanacağı, ne miktarlarda tahsis edileceğine kimlerin kara vereceği önemlidir.”[32]
Bu teo-stratejik model istihbarat örgüt yapılanması şeklinde oluşturulmuş ve uygulanmıştır. Yargı ile tepedeki yüce kişi arasındaki irtibat kod adı Kartal olan Yargıtay üyesi İlyas Şahin tarafından yürütülmüştür. Yargı teşkilatı kıdem ve sicil numarasına (T1, T2, T3, T4, T5) şeklinde taşra ve devre kategorilerine göre haritalandırılmıştır. Örgüt müntesibi hâkim ve savcılara kod isim verilmiş, 5’er kişilik hücre şeklinde toplanarak faaliyetlerini sürdürmüşlerdir. Örgütün görevlendirdiği sivil imamlar olarak adlandırdıkları abilerden soruşturma ve dava dosyaları ile ilgili olarak talimat aldıkları ve uyguladıkları tespit edilmiştir. Bu yapılanma yargı alanında en üst kurumlara ve yüksek mahkeme yönetimlerine kadar nüfuz etme gücüne ulaşmıştır. Şüpheli eski HSYK Başkanvekili Danıştay ve Yargıtay üyesi seçimine nasıl müdahale edildiğini, hangi üyenin hangi dairede görev yapacağının cemaat tarafından belirlendiğini ifade etmiştir.[33]
15 Temmuz 2016 sonrasında tutuklanıp yargılanan kişilerin verdiği ifadelerden iki örnek sunmak istiyorum.
- Jandarma Genel Komutanlığı İstihbarat Başkanlığı Kurmay Albay Arif Kalkan 18 Temmuz 2016 tarihli savcılık ifadesinde “örgüt içinde Baki kod adını kullandığını darbe girişiminden 8-9 gün önce yapılan toplantıda Jandarma Kurmay Albay Mehmet Aydın’ın 3000’e yakın cemaat mensubu örgüt üyesi askerin ihraç edileceği, son kalelerinin elden gitmemesi için F. Gülen’in ihraç kararlarının görüşüleceği 30 Ağustos’taki Yüksek Askeri Şurasını istemediğini ve bu nedenle darbenin yapılmasının zorunlu ve F. Gülen’in emri olduğunu” [34]söylediğini beyan etmiştir.
- Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 2016 / 112349 sayılı iddianamesinde yer alan ve örgüt liderinin yeğeni olan M. Sait Gülen’in verdiği ifade şöyledir: 2010 yılı Temmuz ayında yapılan KPSS sınavından bir hafta önce örgüt üyesi Said kod isimli şahıs sınavda çıkacak soruların cevapları işaretli olarak bana verdi. Sınavda çıkan sorular, bana cevapları işaretli olarak verilen sorularla aynı idi.” [35]
Kuşatma hareketinden bahseden G. Fuller, Türkiye’de temel sorunun ordu olduğunu ifade eder. Sınırlarımızda oluşturulan çatışma hatları, göç dalgası, kalkışma hareketi kuşatma faaliyetinin açıkça göstergeleridir. Birinci perde ordu ve devletin stratejik kurumlarında güvensizlik üretmekti, bunu başardılar. İkinci perde ordu içinde ve toplum katmanlarda cepheleşmeyi sağlayarak iç çatışma üretmekti, bu milletin sayesinde akim kaldı. Ne var ki TSK başta olmak üzere tüm stratejik kurumlarımızın bilinçaltı altüst oldu. Şimdi bunun tedavi edilmesi, sorunların aşılması gerekiyor. Bu bölgede bir kaos stratejisi izlenmektedir. Savaş potansiyelini tüm bölge ülkelerine yaydı, şimdi derinleşmesini istiyor. Çünkü Balkanlaşan bir Ortadoğu Türkiye’yi içine çeker. Bu örgüt, kaos stratejisinin parçası yapılabilir. Kullanıma açık, eğitimli insan kaynağına ve iktisadi güce sahiptir. !5 Temmuz 2016 sonrası mesele bitmemiştir. Şöyle ki;
- Tüm faaliyetlerini yürüttüğü ABD’de yaygın bir okul yapılanması, ticaret ağı ve sahip olduğu milyarlarca dolara ulaşan bir ekonomik hacmi mevcuttur. Bu örgütün ABD’de sayıları 140’ın üzerinde okulu bulunmaktadır. Bu okullarda yaklaşık 60 bin öğrenci eğitim almaktadır. Ekonomik faaliyetleri vasıtasıyla yılda 500 milyon dolardan fazla gelir elde etmektedir. Ayrıca siyasi ve diplomatik olarak ABD’deki Temsilciler Meclisi ve Senato Üyeleri ile irtibat kurmaktadır. Türkiye karşıtı faaliyetlerini sürdürmektedir.”[36]
- AB ülkeleri FETÖ ’nün çok kuvvetli biçimde örgütlendiği ülkelerdir. 15 Temmuz darbe girişiminin ardından AB ülkelerinin gerek topraklarında yerleşik gerekse Türkiye’den firar eden örgüt müntesiplerine kucak açmış, örgütlenmeleri yönünde her türlü kolaylığı sağlamıştır. AB, örgütün, küresel örgütlenmesi içerisinde önemli merkezlerinden biri olarak seçilmiştir. Sözgelimi Almanya’da 15 Temmuz 2016 darbe girişiminden sonra sayıları kısmen azalmış olsa da eğitim alanın yanı sıra 300 dernek 3000’in üzerinde şirketi vardır. [37]
- 2016 yılı itibariyle Afrika’da yaklaşık 110 ilk ve ortaokul düzeyinde eğitim kurumuna ve üniversiteye sahip olmuştur. Keza birçok ülkede faaliyetlerini kripto eğitim ve şirketler üzerinden sürdürmektedir. [38]
- Darbe girişiminin ardından örgütün yeniden yapılanma için kelime hazinesi geliştirmiştir. Yusuf ve mağdur olarak isimlendirilen tutuklu ve hükümlü örgüt üyeleri ile ailelerine maddi yardım yapan “muavenetçi” görevlendirilmiş. Muavenet, örgüt üyelerine ve ailelerine yapılan maddi yardımlar. Muavenetçi, yapılan maddi yardımları ulaştıran kişi. Yusuf, tutuklanan ve hüküm giyen ve ceza infaz kurumunda bulunan örgüt üyeleri. Yusuf ailesi, tutuklanan veya hüküm giyen ve ceza infaz kurumunda bulunan örgüt üyelerinin ailelerine verilen ad. Mağdur, yardım yapılan örgüt üyelerine verilen ad. Mağdur Mesulü; Bir coğrafi bölgede yardım yapılan tüm örgüt üyeleri ve ailelerinden sorumlu olarak görev yapan kişi. Gaybubet evleri, örgüt üyelerinin yakalanmadan kurtulmaları amacıyla yerleştirdikleri güvenli ev. Hicret, örgüt üyelerini yakalamadan kurtulmak amacıyla yerleşmek üzere yurt dışına çıkış yapmak. Aile birleştirme, örgüt icazeti ile örgüt üyelerinin ailelerinin, yurt dışına çıkmış örgüt üyesinin bulunduğu ülkeye ulaştırılması.
- Dünya haritasının yedi merkezinde yeniden yapılanan örgüt, dinsel temalara atıf yapmakla birlikte hayatın temel formları olan diğer alanlara yer vermesi, kendini uluslararası sivil toplum olarak tanıtması, elinde tuttuğu ekonomik güç ve iletişim ağları örgütün farklı bir faaliyet alanı ve yöntemi geliştirdiğini göstermektedir.
Sonuç: Bilimsel Yaklaşım-Demokratik Denetim
- Örgütün lideri 1990’lardan itibaren ABD’de yaşadı ve orada öldü. Bunun özel bir anlamı var. Şu anda bu örgütün dünya çapında faaliyetlerinin merkezi durumundadır. Dolaysıyla bu mesele Türkiye açısından ciddi bir meseledir. İçyapı bu mevzuda bütünlüğünü korumalı ve sağlam güvenlik ağı oluşturmalıdır.
- Güvenlik güçlerinden mürit olmaz. Müntesiplerden ve müritlerden oluşan bir emniyet ve ordu, sadakat duyduğu kişilerden emir alırsa güvenlik ve devlet diye bir şey kalmaz. Zihni sadakate dayalı bir müntesip zümresi kalkar uluslararası siyasî ve stratejik rekabetin ve çatışmanın aracı olursa her türlü kullanıma açık hale gelir. Çünkü böyle bir yapı kimliğini kaybeder. Bir zümrenin, mukaddesatına hasım olan güçlerin müttefiki olmaya soyunması sadece bağlı bulunduğu gücün diline esir olmaz. Aynı zamanda o dilin / anlayışın / siyasetin taleplerini de yerine getirmeye başlar. Bu nedenle etik ve entelektüel laikliğin, kamusal adaletin ve liyakatin işlemesi, bu esaslara dayalı bir din politikası geliştirilmelidir.
- Din ve devlet ilişkisi açık, şeffaf ve hesap verme / denetleme esasına dayanır. Devlet inanç ve felsefi görüş arasında bir ayrım yapmaz. Ne var ki kendini gizleme ve devlet içinde yapılanma, bu yönde faaliyetlerde bulunmak ağır suçtur.
- Camiler herkese / her İslam yorumuna hitap ettiği için özel bir dini yorumu benimseyen cemaat ve tarikat orada ritüellerini sergileyemez. Bir cemaat veya tarikatın kendine özgü uygulamaları herkese açık olan camilere taşınarak topluma dayatılamaz.
- İdeolojik zulmün son kertede kendi kendini hezimete uğratan bir doğası vardır.
[1] Uluslararası Bir Tehdit Olarak FETÖ, Ankara: 2018, Polis Akademisi Yayınları, 32.
[2] Bkz: Herbert Schiller, Zihin Yönlendirenler, (Çev: Cevdet Cerit) İstanbul: 1993.
[3] Clare Gibson, Semboller Nasıl Okunur? (Çev: Cem Alpan) İstanbul: 2012, Yapı-Endüstri Merkezi Yayınları, 16.
[4] Herbert Schiller, Zihin Yönlendirenler, 42.
[5] Nevval Sevindi, Fethullah Gülen ile Global Hoşgörü ve New York Sohbeti, İstanbul: 2002, TİMAŞ Yayınları, s. 195.
[6] Can Özçelik, Kâinat İmamı Fethullah Gülen-Kod Adı: Dayı, İstanbul: 2014, Destek Yayınları.
[7] N. Sevindi, Fethullah Gülen ile Global Hoşgörü ve New York Sohbeti, 195.
[8] Latif Erdoğan, Fethullah Gülen Hocaefendi, Küçük Dünyam, 1995, AD Yayıncılık, 21-48.
[9] Akyazılı Vakfı ve Bağış konusunda bakınız: Merdan Yanardağ, Kuşatılan Türkiye: Gülen Hareketinin Perde Arkası, İstanbul: 2014, Destek Yayınları.
[10] Bkz: Necip Hablemitoğlu, Köstebek, İstanbul: 2016, Pozitif Yayınları.
[11] 15 Temmuz: Türkiye’de Gerçekleşen 15 Temmuz Darbe Girişiminin Arkasındaki Fetullahçı Terör Örgütü, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, Ankara: Ts, 7.
[12] Dursun Duyan, Yeni Nesil Terör Örgütü: Fetullahçı Terör Örgütü ve Türkiye’deki Paralel Devlet Yapılanması (Yüksek Lisans Tezi) İstanbul Arel Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul: 2018, 29-30.
[13] D. Duyan, Yeni Nesil Terör Örgütü: Fetullahçı Terör Örgütü ve Türkiye’deki Paralel Devlet Yapılanması,30.
[14] D. Duyan, Yeni Nesil Terör Örgütü: Fetullahçı Terör Örgütü ve Türkiye’deki Paralel Devlet Yapılanması, 30; Kenan Akgöllü, Fetö / PDY Terör Örgütü ile PKK / KCK Terör Örgütünün Karşılaştırılması, Yüksek Lisans Tezi) Dokuz Eylül Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, İzmir: 2020, 41.
[15] Richard Kearney, Yabancılar, Tanrılar ve Canavarlar: Ötekiliği Yorumlamak, (Çev: Barış Özkul) İstanbul: 2012, Metis Yayınları, 164-165.
[16] Hilmi Demir, Gülen Örgütü: Ezoterik Bir Kült Cemaatin Radikalleşmesi, Ankara: 2018, Ay Yayınları, s.14.
[17] H. Demir, Gülen Örgütü: Ezoterik Bir Kült Cemaatin Radikalleşmesi, 4.
[18] Bkz:Mircea Eliade, Kutsal ve Kutsal-Dışı: Dinin Doğası, (Çev: Ali Berktay) İstanbul, Alfa Yayınları: 2017, 87.
[19] M. Fethullah Gülen, Fasıldan Fasıla 2, 2. Baskı, Nil Yayınları, İstanbul: Ts, s.15.
[20] M.F. Gülen, Fasıldan Fasıla 1, 1993, s. 28.
[21] M. F. Gülen, Fasıldan Fasıla 1, 1993, s.227.
[22] 15 Temmuz: Türkiye’de Gerçekleşen 15 Temmuz Darbe Girişiminin Arkasındaki Fetullahçı Terör Örgütü, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, Ankara: Ts, 1.
[23] Bakınız: Kendi Dilinden FETÖ: Örgütlü Bir Din İstismarı, Ankara: 2017, DİB Yayınları.
[24] Uluslararası Bir Tehdit Olarak FETÖ, 33.
[25] H. Schiller, Zihin Yönlendirenler, s.65, 68.
[26] Uluslararası Bir Tehdit Olarak FETÖ, 22.
[27] Kenan Akgöllü, Fetö / PDY Terör Örgütü ile PKK / KCK Terör Örgütünün Karşılaştırılması, Yüksek Lisans Tezi) Dokuz Eylül Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, İzmir: 2020, s. 45
[28] 15 Temmuz: Türkiye’de Gerçekleşen 15 Temmuz Darbe Girişiminin Arkasındaki Fetullahçı Terör Örgütü, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, Ankara: Ts, 1.
[29] Ertuğrul Özkök, “Fetullahçılık ve Tarikat”, “Hoca Efendi Anlatıyor” Hürriyet, 23-30 Ocak 1995, Hakan Yavuz, Toward an Islamic Enlightenment: The Gulen Movement, Oxford: Oxford University Press, 2013, 42.
[30] 15 Temmuz: Türkiye’de Gerçekleşen 15 Temmuz Darbe Girişiminin Arkasındaki Fetullahçı Terör Örgütü, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, Ankara: Ts, 9.
[31] 15 Temmuz: Türkiye’de Gerçekleşen 15 Temmuz Darbe Girişiminin Arkasındaki Fetullahçı Terör Örgütü, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, Ankara: Ts, s. 15.
[32] H. Schiller, Zihin Yönlendirenler, 241.
[33] Bkz:15 Temmuz: Türkiye’de Gerçekleşen 15 Temmuz Darbe Girişiminin Arkasındaki Fethullahçı Terör Örgütü, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, Ankara: Ts,15-16.
[34] 15 Temmuz: Türkiye’de Gerçekleşen 15 Temmuz Darbe Girişiminin Arkasındaki Fetullahçı Terör Örgütü, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, Ankara: Ts, 17.
[35] 15 Temmuz: Türkiye’de Gerçekleşen 15 Temmuz Darbe Girişiminin Arkasındaki Fetullahçı Terör Örgütü, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, Ankara: Ts,19.
[36] Uluslararası Bir Tehdit Olarak FETÖ, Ankara: 2018, Polis Akademisi Yayınları, 7.
[37] Uluslararası Bir Tehdit Olarak FETÖ, 7, 51.
[38] Uluslararası Bir Tehdit Olarak FETÖ, 8.
