Bu metin, Nadim Macit tarafından kaleme alınan ve Türkiye’deki aydın tipleriniiki tarihsel kıssa üzerinden inceleyen bir eleştiri yazısıdır. Yazar, Bizans’ı korumak için dua eden Cibali Baba örneğiyle, dış güçlerin çıkarlarına hizmet eden ve milli değerlere yabancılaşan etki ajanlarını tarif etmektedir. İkinci olarak, okunan fermanın içeriğinden habersiz şekilde ezbere dua eden Arif Efendifigürü üzerinden, liyakatsiz ve dünyadan kopuk medya figürlerieleştirilmektedir. Kaynak, bu tür aydın yaklaşımlarının toplumsal kimyayı bozduğunu ve milli birliği tehdit eden bir stratejik manipülasyon aracı olduğunu savunur. Sonuç olarak yazar, toplumun ve özellikle gençliğin bu tahrik dolu oyunlara karşı basiretli olması gerektiğini vurgular.
Yeni aydın tipini anlatmak için iki tarihi olaydan bahsedeceğim.
Birinci Olay: Cibali Baba / Cebe Ali Kıssası İstanbul’un fethi sırasında Bizans tarafında yaşayan ve kendi anlayışı çerçevesinde Bizanslılara İslam’ı anlatan Cibali Baba, Osmanlı ordusu Bizans’a top atınca “Ya Rabbi, gavurcuklarımı koru” diye dua edermiş. Surların içindeki Bizans halkına ve askerlerine ekmek dağıtırmış. “Bunlarla birlikte yaşadım, bir geçmişim oldu. Bunları çok sevdim, sen bunları koru,” dermiş. Cibali Baba kıssası özet olarak böyle. Fakat hemen belirtelim ki anlatılan olay her ne kadar tasavvufi derinlikle, evrensel merhametle izah edilse de hem savaşın ruhuna hem de İslam’a aykırıdır. Fakat burada meselemiz başka; derdimiz bu olayın teolojik değerini tartışmak değil, bir davranış biçimini ortaya koymaktır.
Cibali Baba Tipi Aydın: Ülkemizde bir aydın tipi ortaya çıktı; meczup desen, meczuba yazık. Birilerinin etki ajanıdesen, insaniyetimize ve lisanımıza yazık. Fakat ortada bir sorun olduğu kesin. Bir olayın arkasından “hepimiz Ermeni’yiz” diyor. İsrail-ABD ittifakı İran’a saldırıyor, okula saldırıyor, 168 çocuğu öldürüyor; Cibali meşrep aydın: “Biz Sünni’yiz, onlar Şii” diyor. Hatta ABD askerlerine dua ediyor. 55 bin masum insanı öldüren terörist başına temenna çekiyor. Karşı çıkanı tehdit ediyor. ABD Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack; demokrasi size göre değil, güçlü her şeyin krala, padişaha bağlı olduğu monarşik sistem size göre diyerek ayar çekiyor, ses yok. Başka bir olayın arkasından başka bir şeyiz diyor, yine ses yok. İç muhalefete her şey müstahak, dışarıdan gelen ayara tebessüm!
Kurumsal şiddet toplumsal alana yayılıyor. Ortaokul düzeyinde, henüz 16 yaşında bir çocuk beş tabanca ile okul basıyor, sekiz çocuk ve bir öğretmen öldürüyor; yirmi beş yıldır ülkeyi yöneten iktidar sorumlu değil, Türkiye Cumhuriyeti devlet sistemi sorumlu. Bu nasıl bir saptırmadır? Sapma, gücün boşa harcanmasıdır. Saptırma ise gücün kötüye kullanılmasıdır. Saptırma daha etkilidir; çünkü saptırma yolu tahrip eder, her olayın mahiyetini değiştirerek başka şekle sokar. Nitekim bu olay, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı kutlamamaya gerekçe yapılıyor. Bu da yetmiyor, millete has ne kadar sembolik değer varsa onlara karşı çıkıyor. Dışarıdan taşınan ve intikal eden her şeyi övüyor ve kutsuyor.

En Büyük Sermayemiz Basirettir: Durup düşünüyorsun, ortada yaman bir çelişki var. İzahı güç çelişkiler, başka bir oyunun sahnelendiğini gösterir. En etkili stratejik hamleler, çelişen olayların altında saklanır. Bu çelişki toplumun zihni haritasını ve kimyasını bozar. Su kaynamaya başlar. Endişem şudur ki; milliyetçi gençlik bu oyuna çekilmek isteniyor çünkü müthiş bir tahrik var. Bilelim ki eğer ortada bir sorun varsa bunu önlemek güvenlik kuvvetlerinin görevidir. Küresel aktörler ve yandaşları, milli duyarlılığa sahip insanları harcamayı çok severler; harcadıkları zaman müthiş keyif duyarlar. Kolay harcanan insan olmamak, insanın en büyük sermayesidir.
İkinci Olay: Osmanlı devlet sisteminin dayandığı esaslar 1856 Islahat Fermanı ile yıkılmıştır. Ahmet Cevdet Paşa, bu fermanın ilanından sonra Müslüman halkın yaşadığı hüznü, yabancı diplomatların ve bir de Müslüman görüntüsü altındaki alafranga çelebilerin sevincini Tezâkir adlı eserinde ayrıntılı olarak anlatır. Bilindiği üzere Osmanlı devlet geleneğinde ferman okunduktan sonra dua etmek adet idi. Islahat Fermanı Müslümanların aleyhine olduğu için Hariciye Nazırı Fuat Paşa, hatip efendinin gelmemesini tembih etmiş. Lakin Şeyhülislam Arif Efendi’nin bundan haberi olmadığı için bu defa Islahat Fermanı okunduktan sonra “Duacı efendi nerede?” diye sormuş. Teşrifatçı Nazif Efendi, “Yok, gelmedi,” diye cevap vermiş. Meclis-i Maarif azasından Arif Efendi, metropolitlerin arkasında dururken Şeyhülislam Efendi’nin nasılsa gözüne ilişmiş: “Gel Arif Efendi, dua et,” demiş. Arif Efendi ise şurada burada vaizlik etmekle ömür geçirmiş bir zat olduğu halde, özel ilişkiler nedeniyle Meclis-i Maarif azalığına memur edilmişti. Vaiz kılığıyla meclise devam eder ve cer için bazı vükela konaklarına dahi giderdi. Bu kere Şeyhülislam Efendi tarafından dua etmesi emredilince hemen metropolitlerin ve papazların safını yarıp geçerek meydana çıkıp şu duayı okumuş: “Ey kalpleri çeviren Yüce Rabbim! Halimizi en güzel hale çevir. Ümmet-i Muhammed’e merhamet eyle, Ümmet-i Muhammed’i koru, mağfiret eyle. Ümmet-i Muhammed’in düşmanlarını kahreyle.” Arif Efendi, daha önce ezberlediği ve kürsülerde okuduğu duayı okumuş.
Arif Efendi Tipi Aydın: Arif Efendi, özel ilişkiler yoluyla Meclis-i Maarif azalığına gelmiş, protokolde yerini almış ama dünyadan habersiz. Okunan Islahat Fermanı’nın içeriğini bilmiyor. Daha önce ezberlediği duayı okuyor ama anlamını bilmiyor. Son zamanlarda özel ilişkileriyle gazetelerde, televizyonlarda yer alan birçok Arif Efendi var. Daha önce ezberlediği şeyleri tekrar ediyor. Alınan kararlardan, verilen sözlerden, yapılan anlaşmalardan haberi yok. “Madem efendi emretti,” deyip ağzına geleni konuşuyor. Cercilik etmesine gerek yok, zaten pastadan payını da alıyor. Allah aşkına, şu programların bir içeriğine bakın ve karar verin; Arif Efendi bunlardan daha bilgin değil mi? En azından anlamını bilmese de dua ediyor.
Günler Nöbetleşedir: Basın ve yayını ele geçiren Arif Efendiler her gün bir hedef gösterip verip veriştiriyorlar. %50’ye yakın destek rahatlatmadı; her şeyi iyice tırmandırıyorlar. Bilmedikleri konularda konuşup her şeyi çarpıtıyorlar. Terör sorununun bitmesini Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin yıkılmasına bağlayan bir zihin nasıl bir zihindir? İnsanlara bu kadar hakaret etmek, kendine aynı şeyin yapılmasına kapı açmaktır. Hakkı ve hukuku korumak lazım. Çünkü rüzgâr her zaman aynı yönden esmez!