Yazar Mehmet Edip Ören, bu metinde Türkiye’nin Ege Denizi’ndeki egemenlik haklarını ve mevcut ekonomik gıda krizini sert bir dille eleştirmektedir. Uluslararası anlaşmalara göre Türkiye’ye ait olması gereken birçok adanın Yunan yerleşimine açılmasına ve “Mavi Vatan” stratejisinden geri adım atılmasına tepki göstermektedir. Dış politikadaki tavizlerin yanı sıra, ülkenin bir zamanlar sahip olduğu tarımsal kendine yetebilme özelliğini kaybettiği ve fahiş gıda enflasyonuyla karşı karşıya kaldığı vurgulanmaktadır. Metin genelinde, milli menfaatlerin korunması noktasında siyasi iradenin gösterdiği zafiyetler ve hayvancılık ile tarımın bitirilmesi üzerine derin bir kaygı dile getirilmektedir. Son olarak yazar, toplumun farklı kesimleri arasındaki maaş zammı adaletsizliklerine değinerek iktidarın ekonomi politikalarını sorgulamaktadır.
Günlerin hızla aktığı, bizim de ona nazire edercesine daha hızla menzile yaklaştığımız bir gün, gene beraberiz. Herhalde şu an için başımıza gelebilecek en iyi şey de bu. Hepinize merhabalar olsun. Türkiye birden büyüktür…
Bugün, hazırlanan ve uygulanan suni gündemlerden dolayı fark bile etmediğiniz bir konuyla başlamak istiyorum… Değerli Abla’mızın, Başbakan olduğu dönemlere uzanan olayımızı hepiniz hatırlar. O Abla’mız ne demişti… “O bayrak inecek, o asker gidecek!” Gerçekten de öyle oldu. O bayrak indi, o asker de gitti… Çoğunuz Kardak Krizini hatırladı… Peki sonra neler oldu? Hiç sormayın… Köyün, Hurşit, Bulamaç, Keçi, Nergizcik, Formoz, Solçor, Koçbebe, Ardacıklar, Gavdis, Marathi, Dhia, Dionisades, Gaidhouranisi, Kotfanuzi, Venedik, Kaolimnoz… Kimse başını falan kaşımaya başlayıp, “Bu adam dellendi mi, bu laflar da neyin nesi?” demesin… Aklım başımda, hepsini de bilerek yazdım… Yazılan isimlerin hepsi sahillerimizin biraz ilerisinde, inci taneleri gibi dizilmiş güzel mi güzel adacıklar. Diğer Yunan adalarından farkı ise anlaşmalara göre bize ait oluşları… Daha önce bir kere daha yazmıştım ama bin kere daha yazmak gerekiyor… Biz, kayalık denilen Kardak için her şeyi göze almış iken, Yunan Lideri Simitis’le tercümansız konuşan bir Başbakan’dan sonra, bu adaların hepsi Yunan yerleşim yeri oldu. Ahalisi oluştu, yerel seçimler yapıldı, şapeller bile açıldı, resmî yetkililer boy boy poz verdi, alay edercesine mangal partileri bile yaptılar… Bu olan biten karşısında sadece sustuk. Bir müzik notası bile veremedik… Gel zaman git zaman Cihat Yaycı isimli şerefli bir Amiralimiz “Mavi Vatan” tezini ortaya attı. Bizim için hayati olan bu konu, iç siyasette de karşılık buldu. Mavi Vatan, iç hukuk konusu olsun diye teklifler verildi. Tam aklımız başına geldi, nereden dönersek kârdır derken, teklif TBMM’den geri çekildi… “Ben ne dersem yapıyor” diyen ABD Başkanı Trump’ın konuyla bir alakası var mı bilemiyorum ama tahmin ediyorum. Bir karış vatan toprağı için oluk oluk kan akıtmaktan çekinmeyen milletin bir ferdi olarak merak ediyorum: Kim, hangi hakla, nasıl olur da buralardan vazgeçer? Bunları düşünürken, Azerbaycan Milletvekili Sayın Neriman Nerimanoğlu aklıma geldi… Olay sadece Ege’de bize ait olan adalarla kalsa iyi de, öyle değil. Akdeniz’i tamamen Yahudi-Rum sistemine bıraktık. AB’nin basit bir tepkisine karşılık, oradaki sondaj gemilerimizi çektik. Biri taaa Somali’ye gitti, diğerini zar zor boğazdan geçirip Karadeniz’e yolladık. Yani tam tabiriyle kuyruğumuzu kısıp kaçtık… Konu çok geniş, 3-5 yazıyla da çözülecek gibi değil. Bu sebeple şimdilik bu kadar ama “Ferdi olarak araştırın” diyerek son veriyorum.

Sevgili okurlarım. Bu günlerde ne petrol ne de doğal gaz müjdesi alamıyoruz. Acaba depolayacak yerimiz kalmadı diye yeni sondajlar mı yapılmıyor? Bir de Ay meselemiz vardı. Sert inecektik, sonra yumuşak inecektik; acaba bu CHP’nin Mutlakiyet Butlan işinin arasına karışıp gitti de haberimiz mi olmadı… Lütfen birileri bizi aydınlatsın. Eğer gidecek adam bulunamıyorsa, Türkonotumuz Gezeravcı da tırstıysa açıklansın; en azından Ca-Ce iki arkadaşını alır gider, bizler de ayakta alkışlarız.
Yeni nesle, hele hele AKP’den başka bir iktidar görmemiş 20-30 yaş aralığındaki gençlere söylesek fantastik film gibi gelir… Biz, bir zamanlar gıda açısından dünyada kendi kendine yeten yedi ülkeden biri idik. Mercimekten nohuda, pirinçten buğdaya kadar her şeyi dışarıdan alıyoruz. AKP’li yandaşlar para kazanabilsin diye neredeyse ülke içinde besicilik yasak hâle gelmek üzere. Son olarak süt fiyatlarındaki düşüklük de netice verir, geri kalan hayvanlar da mezbahaya yollanırsa bir kapı daha açılacak. Tereyağında başladığı gibi her türlü peynir, yoğurt vs. de dışarıdan gelecek… Bu felaketin bir de faydası var: Hile yapmadan ticaret yapamayan dini bütün kardeşlerimiz boşta kalacak! Çünkü Avrupalılar hilesiz hurdasız mallarını bizle de paylaşacaklar. Ne de olsa gâvurlar, anlamazlar katakulliden… Fayda bunla da sınırlı değil. Londra dâhil olmak üzere her yerde gıda fiyatları bizden ucuz. Böylece halkımız Yunanistan’a gidip alışveriş yapmak zorunda kalmayacak. Bu tezimi doğrular bir araştırma geçtiğimiz günlerde yayınlandı. Son beş yılda gıda enflasyonunda dünya ortalaması %101 iken, bu oran bizde %833. Yani bir tarım ülkesi de olan yurdumuzda her şey, dünyadakinin sekiz katından fazla pahalanmış. Ne dersiniz, aradaki bu fark nereye gidiyor? Ben işin içinden çıkamadım. “AKP’li yandaşların cebine gidiyor” diyenler ağırlıkta, sizler ne dersiniz…
Final vakti. Geri zekâlı bazı meslektaşlarımı uyarayım… Bağ-Kur ve SSK’lılar %18, memur emeklisi %13 zam aldı… Hadi şimdi de eşitliği sağlamak için ayağa kalksanıza… Hepinizi Allah’a emanet ediyorum. Hoşça kalınız.
