Fuat Gürdoğan tarafından kaleme alınan bu metin, Türkiye’nin hem küresel güç odakları hem de içsel kimlik ayrışmaları üzerinden karşı karşıya kaldığı varoluşsal tehditleri analiz etmektedir. Yazar, ülkenin dış politikada yaşadığı istikrarsızlığın ve toplumsal yapıyı zehirleyen etnik milliyetçilik dayatmalarının ancak Atatürk’ün kapsayıcı milliyetçilik vizyonu ile aşılabileceğini savunmaktadır. Makalede, alt kimliklerin yüceltilmesinin toplumsal birliği parçaladığı vurgulanırken, çözümün Türk Milleti üst kimliği altında kenetlenmek olduğu belirtilmektedir. Türkiye’nin küresel bir aktör olabilmesi, içerideki yapay bölünmeleri reddederek Ankara merkezli bir stratejiyle öz değerlerine dönmesine bağlanmaktadır. Sonuç olarak yazar, devletin bekasının ancak her türlü ayrımcılığı dışlayan birleştirici bir şuur ve tarihi birikimle korunabileceğini ilan etmektedir.
Bugün Türkiye, küresel bir satranç tahtasının tam ortasında, her yönden baskılanan bir jeopolitik mengenenin içinde varlık mücadelesi veriyor.
Bir yanda Washington-Pekin-Moskova hattının kuralsız güç savaşları, diğer yanda Batı’nın ikiyüzlü vaatleri ile Orta Doğu’nun bitmek bilmeyen mezhepsel kaosunun arasına sıkışmış bir Ankara var.
Dış politikada bir yüzünü Avrupa’ya dönüp hüsranla karşılaşan, diğer yüzünü İslam dünyasına ve İran aksına çevirip istikrarsızlık ithal eden bu kararsızlık hali, ne yazık ki iç politikadaki fay hatlarımızı da derinleştiriyor.
İçeride ise durum en az dışarısı kadar alarm veriyor. Yıllardır bilinçli olarak kaşınan Arap, Kürt ve Türk kimlik labirentleri, toplumsal dokumuzu sinsice zehirliyor. Türkiye, emperyalist projelerin laboratuvarı haline getirilmek istenen bir “kimlik siyaseti” bataklığına çekiliyor.
Etnik kökenleri, mezhepleri ve alt kimlikleri kutsayarak ortak geleceğimizi parçalamaya çalışan bu akıl tutulmasına karşı durmanın vakti gelmiş, hatta geçmektedir.
Coğrafyamızın ve tarihimizin bize dayattığı bu çok yönlü sıkışmışlıktan kurtulmanın tek bir formülü vardır.
Muhtaç olduğumuz kudret, alt kimliklerin dayatmasında değil, Atatürk’ün inşa ettiği kapsayıcı Türk milliyetçiliğinde gizlidir.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ortaya koyduğu “Türk Milleti” kavramı, asla ırkçı ya da dışlayıcı bir şovenizm barındırmaz.
O, “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir” diyerek, bu topraklarda kader birliği yapmış her bir ferdi aynı şerefli çatının altında toplamıştır.
Bu tanım; etnik kökeni, mezhebi ne olursa olsun, bu vatanın ekmeğini yiyen, suyunu içen ve geleceğini bu bayrağın altında gören herkesi eşit ve birinci sınıf vatandaş kabul eden en büyük panzehirdir.
Bugün bizi bölmeye çalışan kimlik siyasetine karşı verilecek en asil cevap, bu birleştirici milliyetçilik şuuruna sarılmaktır.
Türkiye ne Batı’nın sömürgeci kaprislerine ne Doğu’nun mezhepçi girdaplarına ne de küresel güçlerin vekalet savaşlarına mahkumdur. Kendi içindeki yapay ayrışmaları unutup Türk birliği şiarıyla kenetlenen bir Türkiye, Avrasya coğrafyasının en büyük oyun kurucusu olmaya adaydır.
Küresel güçlerin baskısını kırmanın yolu, içeride “biz” olabilmekten ve Türk dünyası ile tarihsel, kültürel bağlarımızı modern bir vizyonla yeniden canlandırmaktan geçer.
Unutulmamalıdır ki, etnik sefalete ve kimlik dayatmalarına teslim olan devletlerin sonu haritalardan silinmektir.
Türkiye Cumhuriyeti, ne idüğü belirsiz alt kimlik tasarımlarıyla bölünebilecek bir kabile devleti değildir.
Çözüm, yüzümüzü ne sadece Brüksel’e ne de Tahran’a dönmektir. Çözüm, yüzümüzü yeniden Ankara’ya, kendi öz kaynaklarımıza ve Atatürk’ün sarsılmaz Türk milliyetçiliği vizyonuna dönmektir.
Biz bu asil şuurla ayağa kalktığımız gün, ne küresel mengenelerin bizi ezmeye gücü yetecektir ne de içimize sokulan nifak tohumlarının bu topraklarda kök salması mümkün olacaktır.
Türk milleti, sarsılsa da yıkılmayan devasa bir çınardır. Asırlık devlet aklı ve çelikten iradesiyle her oyunu bozacak kudrete sahiptir!
Türk milleti, sarsılsa da yıkılmayan devasa bir çınardır. Asırlık devlet aklı ve çelikten iradesiyle her oyunu bozacak kudrete sahiptir!
