Erol Sunat
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Tok Sözlünün Hikayesi

Tok Sözlünün Hikayesi

featured

Bu köşe yazısı, sivri dilli ve tok sözlü bir kadının sebep olduğu karmaşayı ve ardından gelen ibretlik dönüşümünü konu alan bir halk hikâyesidir. Sözleriyle çevresindeki hayatları altüst eden başkahraman, bir uçurumdan atılarak ölüme terk edilmesine rağmen hayatta kalmayı ve gizemli bir şekilde geri dönmeyi başarır. Geçmişin intikamını almak yerine Bey’in eşi olan kadın, bilgelerden aldığı nasihatlerle yıkıcı tavrını terk ederek toplumsal huzurun anahtarı haline gelir. Hikâye boyunca dedikodu, iftira ve ailevi çatışmaların yarattığı tahribat işlenirken, sonunda nezaketin ve doğruluğun kazandığı vurgulanır. Anlatı, hatalardan ders çıkarmanın önemine değinen geleneksel bir kıssa niteliği taşıyarak sona erer.

 

Uzun uzun zaman önce memleketin birinin bir şehrinde tok sözlü bir kadın varmış. Onun bu tok sözlülüğü, suya sabuna dokunmayacak türden olsa belki herkes razıymış. Kadın için bazıları “lafını sözünü esirgemez” derken, bazıları “tok sözde bir yere kadar”, bazıları “ne dediğini bilmiyor”, bazıları ise “edepsizin önde gideni” derlermiş. Kadın ağzını açtığında ne kocasını tanırmış ne anasını babasını ne de hısım akrabasını.

Şehrin saygı duyduğu kadınlardan biri, “Dur” demiş, “söylediklerin bir süre önce doğru şeylerdi. Lakin, konuştuklarına tevatürler ekledin, yorumlar kattın, her şeyi bizzat gözünle görmüş gibi anlatmaya başladın. Lafların insanları ezip geçmeye, yaralamaya, kalpleri kırmaya, insanların yuvalarını tarumar etmeye başladı. Dur artık! Bu tok sözler haddini aştı; bu edep bilmezliğe, bu fütursuzluğa yarın öyle bir dur derler ki ya kellenden olursun ya da bir daha geri dönülemeyecek bir sürgün yerinde bulursun kendini. Sen bu cesareti kimden alıyorsun, de bakayım?”

Kadın, “Ben” demiş, “küçüklüğümden beri böyleyim. Lafımı sakınmam. Doğru bildiğimi söylerim. Beni dokuz köyden dokuz şehirden kovacaklarmış, varsın kovsunlar, giderken yanımda yarısından fazlasını götürürüm.”

Tok sözlü, “Bak anam” demiş, “adım çıkmış tok sözlüye, doğru söylersin. Çok laf yalansız olmaz derler, doğru derler. Bu şehir var ya bu şehir… Yalana bayılıyor. Dedikoduya, gıybete ölüp gidiyor. Belki inanmazsın bana, uçan kuşun kanadından ne havadisler gelir, ne havadisler tahmin dahi edemezsin. Bu havadislerin doğruluğunu araştıracak zamanım dahi yok. Benim işim lafları eğmek bükmek, harmanlamak, allayıp pullamak; alıcı kıyamet gibi. Az biraz deşele, neler yok neler.”

Yaşlı kadın, “Sonunu iyi düşün” demiş, “ben senin sonunu iyi görmüyorum. Kocan almış başını gitmiş. Oğlun geçen sene katılmış bir kervana. Nerede olduğu belli değil. Kızının kocası almış kızını uzak bir diyara gitmiş diye anlatıyorlar.”

Tok sözlü, “Anam” demiş, “ne güzel söyledin. Bana ayak bağı olacak kim var, hepsinden kurtuldum. Bu şehirde şanım var, şöhretim var. Yerim var, yenim var, sermişim postumu; altın akçen desen abartmış olurum. Birkaç konak, iki han, on kadar dükkânım var diyeyim de sen bil yeter.”

Yaşlı kadın, “Bey” demiş, “aleyhinde söylediklerinden dolayı burnundan soluyor.”

Tok sözlü, “Beye sözüm yok anam” demiş, “sözüm kendini benim yerime koymaya çalışan hatununda. İpliğini pazara çıkardım. Yerden yere çarptım. Tok sözlünün sözü ok gibidir, öldürmez süründürür derler anacığım. Benim niyetim öldürmek değil. Kalbi tutarmış, ayılır-bayılırmış, kendini surdan aşağıya atarmış; benim meselem değil. Benim işim laf saymak. Doğruyu anlatmak mı? İçinde doğru elbet var, var amma doğruyu insanlar sevmiyor be anacığım. En güzeli yalanı doğru gibi anlatmak. Benim yaptığım da bu.”

Hani icrayı sanat diyorlar ya bazı yerlerde. Tok sözlüye, “iki kelime ver sana yirmi iki kelime yapsın” derdi beni bu işe teşvik eden kadın. Adam, Bey olmuş. Ona da yirmi iki kelime ver, iki kelime konuşamıyor. Yok anam. Adamın kolunun dengi biri olsa başka olurdu.

Yaşlı kadın, “Hayırdır” demiş, “gözün Bey hatunu olmakta mı?”

Tok sözlü, “Yok anam” demiş, “yüksek dallara konmak güzel amma, o dallar narin; çatırdaması, kırılması kolay. Benim işim aliyyülâlâ; hasmım çok, düşmanım çok, rakibim çok, lakin benim gibisi yok. Azıcık da övünmeyeyim mi?”

Yaşlı kadın, “Tok sözlü” demiş, “yüzün sirke satar gibi durma, azıcık tebessüm falan et, bir de insanların hayatlarına çok girme. İftiralardan kaçınmazsan yarın iyi anılmayacaksın.”

Tok sözlü, “Güzel anam” demiş, “bana her gün bir çuval laf gelir, ayıklamaya zamanım yok. Bazen bir bakıyorum, boş atmış dolu tutmuşum. Biraz da sezgi yeteneğim olduğunu kabul et.”

Yaşlı kadın, “Bazı günler” demiş, “ortalığı birbirine katıyorsun. Şehir o dedikoduları on gün konuşuyor. Hiç mi acımıyorsun insanlara?”

Tok sözlü, “Anam” demiş, “beni yetiştiren derdi ki, ‘acıma acınılacak hale düşersin.’ Ben üvey ana elinde büyüdüm. Vicdansız bir kadındı. Ne kadar zor iş varsa beni sürerdi. Onu babamdan ayırdım. Babam bir daha evlendi. O üvey ana başımı duvarlara çarpardı. Onu çileden çıkardım. Kafayı yedi. Başını duvarlara çarpa çarpa öldü kaldı. Kocam desen, bir gece evimizi bastı, beni zorla kaçırdı. Onu sevmediğimi herkes biliyordu. Ben de onun anasını, babasını, kardeşlerini birbirine kattım. Fitne ateşleri yaktım. Karşılarına geçip seyir baktım. Baktı ki sıra kendine geliyor, kaçtı gitti. Duydum ki beni boşamış. Ahali beni haklı buldu. Aslında beni, kötülükten başka bir şey bilmez diye anlatıyorlar. Kaç yuvayı kurtardım. Kaç kadını zalim kaynanaların ve kocalarının elinden aldım. Kaçının foyasını ortaya çıkardım sayısını unuttum.”

Yaşlı kadın, “Tok sözlü kızım” demiş, “ben sendeki o bilinmeyen güzel yönleri de bildiğimden konuşuyorum. Oldukça sıkıntılı bir noktaya doğru ilerliyorsun. Hatta gelmek üzeresin. Az yavaşla. Az soluklan. Ahaliye fazla güvenme. Bugün seni alkışlayanlar, seni şehirden göndermeye kalkar ya da öldürmeye, evini basmaya gelirler. Sevenin az, hasmın çok.”

Tok sözlü, “Anam” demiş, “sürekli alttan alıyorum, bende de sana karşı hoşgörü bitti. İster biri göndermiş olsun ister kendin gelmiş ol. Çık git konağımdan. Senin aklın sana, benim aklım bana. Anam değilsin, teyzem, halam değilsin. Kardeşim de değilsin.” Sonra emir vermiş adamlarına: “Bu kadın” demiş, “bir daha bu kapıdan içeriye girmeyecek.”

Tok sözlünün zehirli oklara benzeyen ağır sözleri şehrin her tarafında dolaşıyor. Kiminin işine geliyor, kimi sarsılıyor, kimi darmadağın oluyormuş. Ahalinin sayılanları Beye çıkmışlar. “Beyim” demişler, “bu şehir tok sözlü, yalancı ve iftiracı bir kadının eline düştü. Bey isen mâni ol, olmam dersen, bazı şeyleri görme, duyma, hatta şehirden birkaç günlüğüne ayrıl.” Kötüyle kötü olunmaz diye diye, kötü daha kötü olmuş. Tok sözlü, sözü nereye varır, nereyi yıkar, nereyi un ufak eder aldırmadan, hele bir de kızdıysa yıkıp geçiyormuş. Bey, bir gece çıkmış gitmiş şehirden.

Tok sözlü yine birilerine söz oklarını fırlatmaya hazırlanırken, birileri konağını basmış, tok sözlüyü şehir yakınlarındaki bir uçurumdan aşağıya fırlatmışlar. Üç gün, beş gün, on gün geçmiş; şehir kendine geldi demeye başlamış ahali. Tok sözlüyü o uçurumdan aşağıya atanlar cesedini bulamamışlar. Bazıları, “On beş gün kadar oldu” demişler, “vahşi hayvanlar alıp götürmüştür cesedini” diye meseleyi kapatmışlar. Ortalık iyice yatıştıktan sonra Bey şehre geri gelmiş.

Tok sözlüyü uçurumdan atanlar, “Beyim” demişler, “ne tok sözlü kaldı ne de onun zehirli oktan beter tok sözleri.”

Bey, herkesin saygı gösterdiği yaşlı kadını çağırtmış, “Anam” demiş, “tok sözlünün cesedini uçurumun dibinde bulamamışlar. Var mı haberin?”

Yaşlı kadın, “Ben” demiş, “senin yanına bin bir güçlükle geldim. Neyi merak edersin? Tok sözlü, senin hatunun olmak isterdi. Daha fazla güç sahibi olacağına inanırdı. Ne diyeyim Bey oğlum. Kızım gibi severdim diyeceğim inanmayacaksınız. Zaten bu şehrin başına ne geldiyse, doğrularla yolunu ayırdığından geldi.”

Bey düşünmüş kalmış yaşlı kadının ardından. Altı ay kadar geçmiş. Şehirde Beyin hatunu dahil yeni tok sözlüler türemiş. Şehir eskisi gibi olmasa da karışma emareleri göstermeye başlamış. Ahali şehir meydanından Beyin yolunu kesmiş. “Beyim” demişler, “hatunun şehrin başına tok sözlü biri olmaya çalışır. Kusura kalma amma onu da mı atalım uçurumdan aşağı?”

Bunu duyan kadının beti benzi atmış. Huylu huyundan vazgeçecek değil ya. Bey hatunu kendine rakip gördüğü kadınları ve kocalarını yerden yere çalmış. Dili engerek kadar keskin ve öldürücüymüş. Bey hatununu dışarıda yakalayan kadınlardan biri atmış kadını atına, çıkmış şehirden, varmış uçurumun dibine, açmış yüzünü: “Kimse” demiş, “benim şanımdan şöhretimden istifade edemez, kimse benim yerime geçemez.” Kadını kaldırıp uçurumdan aşağıya atmış. Kervancılar birkaç gün sonra Bey hatununun cansız bedenini getirip Beye teslim etmişler.

Bey hatununun ölüm şekli, tok sözlü olmaya niyetlenenlerin hızını kesse de, Bey “benim hatunumu mu” diyormuş, “tek bir kadın öldürebilir, tok sözlünün ta kendisi.” Bu arada tok sözlü olmaya heveslenen kadınlar birer ikişer kaybolmaya başlamışlar. Kimin cesedi bulunmuş, kimi “bir kervana katıldı gitti” denmiş, tevatür çok olunca her kafadan bir ses çıkmaya başlamış.

Tok sözlü bir gece, Bey konağına girmiş, dayamış hançerini Beyin boğazına. “Beni bildin mi Bey?” demiş, “beni herkes öldü biliyor. Yüzümde kapanması zor derin yaralar var. Beni kimse tanıyamaz. Kocam beni kaçırmadan önce senin sevdiğin bendim. Öyle olduğunu bile bile beni kaçırdı. Deden de seni eski hatununla evlendirdi. Şimdi de benimle evleneceksin.”

Bey, ertesi gün “yabancı bir diyardan bir Beyin kızıyla evleniyor” diye tellallar çıkmış şehrin her tarafına. Beyle tok sözlü evlenmişler. Bey, “Beni” demiş, “öldürmeyeceğini nereden bileyim? Ya da benim seni öldürmeyeceğimi sen nereden bileceksin?” Her ikisi de susmuş kalmışlar.

Ahali yüzü yaralı ve gizemli yeni hatundan hazzetmemişler. Bey, “Ben” demiş, “sana anam diye bildiğim kadını getireyim. Onun kalbini kırarsan seni o uçurumdan aşağıya kendi ellerimle atarım. Ölünceye kadar da başında beklerim.”

Yaşlı kadın çıkmış gelmiş, hatta konağa yerleşmiş. Ahali, “Bu yüzü yaralı karanlık yüzlü kadın, hepimizin anam dediği kadının kızı olmasın?” demişler. Ancak bu düşüncelerinden çabuk vazgeçmişler.

Bey, “Hatunum yalnız” demiş, “yabancı olduğu bir şehirde teselli olsun diye anamızı yanına çağırdım.” Yaşlı kadın tok sözlüyle bir araya geldiklerinde, tok sözlü, “Anam” demiş, “bana aylarca nasıl baktın? Ben kendimi bilmez bir şekilde onca zaman yattım. Kendime geldiğimde seni ve kendi ailemi oldukça derin araştırdım. Sonunda senin en küçük kızın olduğum şeklinde bir bilgiye ulaştım.”

Yaşlı kadın, “Senin” demiş, “iki ağabeyin bir ablan vardı. Oldukça uzak bir diyarda sürgündeler. Şehirde herkes seni kardeşlerinle gitti sanıyor. Sen bu şehirde dik sözlü, tok sözlü, korkusuz, asi, isyankâr bir şekilde yetiştin. Oğlun ve kızın da dayıları ve halasının yanındalar. Gerçek baban hayatta değil. Bana anam diyen Beyin, Bey olan dedesi ailemizi bir hiç yüzünden dağıttı. Ona karşı çıkan oğlunu yok etti. Torunu olan şimdiki Beyi yetiştirdi ve onu şehre Bey yaptıktan sonra öldü. Bu Bey iyi biri, babası da çok iyi biriydi. Bey hatunu olmanı isterdim. Neticede oldun tok sözlü. Şimdi gelelim esas mevzuya. Şu an senden başka tok sözlü kalmadı. Engel de yok. Bey seni biliyor. Ve tabi ki ben de.”

Anlatırlar ki; Tok sözlü, Bey hatunu olduktan sonra, ağzından bir daha tok söz çıkmamış. Kim tok sözlülüğe niyetlense haddini bildirmiş. Bey, “Şehrimin kadınlarından Bey Hatunu sorumludur” diye bir buyruk yayınlamış, vermiş yetkiyi tok sözlüye. Bazı kadınlar, “Öldüğünü bilmesek, tok sözlü geri geldi, kadınların iflahını kesmeye diyeceğiz amma ispatımız yok” diyorlarmış.

Tok sözlü ve anası şehrin kadınlarıyla çok güzel diyaloglar kurmuşlar. Acı sözler, dedikodular, laf taşımalar, kalp kırmalar bitmiş. Şehrin Beyi, “O uçurumdan düştükten sonra ne oldu sana böyle?” demiş. İki oğulları bir kızları olmuş. Şehir yabancı diyarın Bey kızını bir süre sonra sevmeye başlamış. Şehirde bir daha tok sözlü bir konuşmaya ve yaklaşıma rastlanmamış.

Şehir şehire, Tok sözlü tok sözlüye, Bey Beye, Bey hatunu Bey hatununa, ana anaya, ahalinin önde gelenleri ahalinin önde gelenlerine, kervan kervana, kardeş kardeşe, üvey ana üvey anaya, dedikodu dedikoduya, konak konağa, uçurum uçuruma, han hana, dükkan dükkana, ahali ahaliye benzer.

Bir kıssadır anlatılan. Her kıssadan bir hisse alına denmiştir. Bu hikâyede, anlatılanlarla bir benzerlik var ise, tamamen tesadüften ibarettir. Ne kimse gönül koya ne de alınganlık göstere…

Sürçü lisan eylediysek affola…

Bir dahaki sefere daha güzel bir hikâye anlatırız inşallah…

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!