Erol Sunat’ın bu metni, “muhtemelen” sözcüğünün zaman içerisinde uğradığı anlam kaymasını ve toplumsal güven üzerindeki etkilerini ele almaktadır. Eskiden yüksek bir olasılığı ve gerçekleşmesi beklenen durumları ifade eden bu kavram, yazara göre günümüzde belirsizlik, oyalama ve hayal kırıklığı yaratan bir araca dönüşmüştür. Metin, kesinlik içermeyen bu ifadelerin ekonomik beklentilerden iş başvurularına kadar hayatın her alanında umut tacirliği yapmak için kullanıldığını savunmaktadır. İnsanların artık bu kelimeyi duyduğunda olumlu bir sonuç beklemek yerine karamsarlığa kapıldığı ve netlik arayışının yerini bir belirsizliğin aldığı vurgulanmaktadır. Yazar, kavramın içinin boşalmasından kelimenin kendisini değil, onu bir geçiştirme yöntemi olarak kullanan insanları sorumlu tutmaktadır. Sonuç olarak eser, dilin ve vaatlerin samimiyetini yitirmesini sosyal bir eleştiri süzgecinden geçirerek sunmaktadır.
Adam bir telefon alıyor gündüz vakti. Hadi diyorlar gözün aydın olsun. Muhtemelen senin meseleyi hallettik. Şöyle derin bir oh çek artık. Çok beklemezsin yarına netleşir. Adamın içi rahat değil. Danışıyor birilerine…
Ne dediler?
Muhtemelen…
Öyleyse olmuş bitmiş gözüyle bak…
Bazıları da bugünlerde ortalık muhtemelen kavramından geçilmiyor, oldu, tamam denmeden muhtemelen laflarına aldırma, arada bir ihtiyat payı bırak…
Ertesi gün beklenen telefon bir türlü gelmek bilmiyor.
Akşama doğru muhtemelen demişlerdi, söz vermişlerdi lafları arasında bir yığın muhtemelen kavramını telafi cümlesi…
Bazen de muhtemelen denilen bir mesele hakkında içine kurt düşenlerin “muhtemelen demişlerdi, endişe etmiştim amma sonunda bana olumlu olarak döndüler” dediği anlatımlar da yok değil.
Bugün, “muhtemelen kavramı insanı iki arada bir derede bırakmamalı” diyenlerin arttığı bir görüntü hâkim.
***
Bir zamanlar bir konuda muhtemelen dendi mi, yüzde doksan olurdu, gerçekleşirdi, yüzler gülerdi.
Olmaması ise nadirdi…
Günümüzün muhtemelen kavramının ayakları yere basmıyor.
Ağırlığı kayıp…
Kavram ağır azam olsa da kavramın özünde var olan ihtimal sizi dinler gözüküyor, ancak kafası başka yerlerle meşgul. Verdiği sözleri tutmayan, verdiği sözlerde durmayan bir kavram muhtemelen.
Ve adı gibi muhtemelen gerçekleşemiyor.
Olmuyor.
Yüz güldürmüyor.
Hüsran kaynağı oluyor.
Yalancı çıkıyor.
“Muhtemelen dendi mi, yattı bizim iş, olmadı, olmayacak” demeye başlıyor insanlar.
Ne mi oldu muhtemelen kavramına?
Kavramın elbette bir suçu taksiri yok…
Muhtemelen kavramını eğip büken, işe yaramaz hale getiren, umut vermesini elinden alan inanın bizlerden başkası değil…
***
Muhtemelen bir thing gerçekleşme ihtimalinin çok yüksek olma hali… Bizi muhtemelen kavramı etrafında döndüren şeyler beklentilerimiz.
Elektrik kesiliyor, diyorlar ki muhtemelen şu saatte gelecek.
Geliyor mu?
Önce geldiği de oluyor, sonra geldiği de. Bazen tam denilen zamanda… Su kesintileri için de aynı şeyler geçerli… Muhtemelen bir enflasyonda çok yanıldı, bir de market fiyatlarında. Hem de ne yanılmak… Dibe vurdu, bir türlü kabullenmek istemedi…
Muhtemelen dediğine diyeceğine pişman oldu mu?
Kim bilir?
Muhtemelen kavramı yaz aylarında “fiyatları muhtemelen düşer” denilen bazı sebzelerin sigortası gibi…
O konularda yanılmadı.
O kuvvetli ve güçlü ihtimal muhtemelen demişti ve dediği gibi de gerçekleşti. Salatalık düştü, patlıcan düştü, biber, domates düştü… Verilere doping oldu… Zam bekleyenlere de muhtemelen soğuk duş…
Aslında çok fazla beklentisi olan insanlar değiliz.
Olması gerekenlerin olmaması, gerçekleşmemesi bizim kimyamızı bozmuş durumda.
Muhtemelen oldu olacak diye anlatılan ve ifade edilen sözlerin ardı arkası olmazsa ne yapacaksınız? Kime dökeceksiniz derdinizi? “Derdin varsa git Marko Paşa’ya anlat” denilen Marko Paşa, terki dünya etmiş, “kendi gitti ismi kaldı yadigâr” denenlerden olmuş.
Derdimizi dökeceğimiz ummana varmak şöyle dursun, denizlere bile varamadan, çaylar dereler kesmiş yolumuzu.
Derdimizi muhtemelen dökeceğimiz ne kapı var, ne de birileri.
Lakin, “muhtemelen dök içini, belki bir duyan olur, gören olur, ilgilenen olur” diyenler her yandalar.
Adamın teselliye değil… Adamın derdinin çözülmesine ihtiyacı var. Muhtemelen demek ne zamandan beri oyalamak oldu diye soranlara, “kusura kalma amma bayağıdır böyle” diyenler de az değil…
***

Artık, olması gereken her ne varsa onunla aramızda bir muhtemelen kavramı var.
Kesinlik yok…
Netlik yok.
Bir türlü “oldu bu iş” diyemiyoruz.
Sevinemiyoruz.
Bazen oluyor bir şeyler ne söz verilen ne umulan ne beklenen ne hayal edilen gerçekleşiyor.
Muhtemelen diye söze başlandığında, artık anlıyorsunuz ki, bu muhtemelen kelimesiyle başlayan cümle tatlıya bağlanamayacak.
Ya yine her şey ötelenecek…
Ya “bekle” denecek.
Ya da “münasip bir zamanda” diye geçiştirilecek.
Muhtemelen kavramının yanı başına bir de münasip, münasip olursa, münasipse kelimelerinden biri daha ekleniyor.
Laf ortaya düşsün diye herhalde…
Konuşan diyor ki;
Hayır demedik…
Olmaz demedik…
Bir münasibi, bir yakışığı var dedik…
Muhtemelen dedik…
Yerden göğe kadar haklısınız haklı olmasına amma…
Olur, tamam dediğinizi de henüz işitmedik.
***
Muhtemelen orta sahada sürekli top çeviren bir kavrama dönüşmüşse, olur gibi, tamam gibi kesinlik ifade eden kelimeler dile gelmez…
Hallederiz…
Ben halledeceğim, bana güven…
Kolay ederiz…
Sabrın sonu selamet…
Bekleyen derviş muradına erermiş…
Benzeri kelimeler ve ifadeler muhtemelen kavramının boşaltılmış olan içini doldurmaya çalışmakla meşguller…
Şimdi efendim, muhtemelen ipe un sermek gibi bir şey diyeceğiz; un gücenecek, ip gücenecek…
Bizim gücendiğimiz yanımıza kâr kalacak…
Adam iş için bir kapıya varacakken danışmış birilerine.
Demişler ki, “istedikleri şartların hepsine haizsin, muhtemelen bu işe seni almaları lazım.”
Ne mi olmuş?
“Muhtemelen seni alırdık amma” demişler, “şöyle oldu, böyle oldu bir başka birini aldık.” Yeni bir imkân oluştuğunda muhtemelen ilk arayacağımız sen olacaksın…
Neymiş muhtemelen?
Belli ki, yok bu işin aslını astarını bilen…
***
Son yıllarda, olması gerçekleşmesi kuvvetli bir ihtimal olan muhtemelen sökmemeye başladı.
Sökmemesi bir yana tel tel döküldüğü ortada.
Lakin, kelime pek güzel…
Anlamlı…
Kâğıda bile yazsanız kâğıtta dahi esaslı bir duruşu var.
Muhtemelen umut veren bir kavram…
Olması an meselesi, hayır denme ihtimali çok zayıf, şimdiden hayırlı olsun, oldu bu iş babında bir kavram.
Ne gibi?
Hangi birini sayalım ki…
Muhtemelen son yılların hayal kırıklığı yaratan kavramlarının en başında geliyor.
Kime muhtemelen diye başlayan sözlerle cümleler kurulduysa sonu hüsran…
Nasıl olur?
Olamaz…
Muhtemelen demişlerdi…
Dediler amma…
Oldu demediler…
“İşse yarın gelin başlayın”, bir talepse “talebiniz uygun görüldü” denmediyse ne yapsın muhtemelen?
Olmadıysa gerçekleşmediyse o anılan, “muhtemelen nazımız geçer, sözümüz yeterdi” dense de beyhude çırpınışlar kimseyi teselli etmez…
***
Önümüz Temmuz…
Muhtemelen kavramı elimizin altında, dilimizin ucunda…
Son veri muhtemelen 3 Temmuz’da açıklanacak.
Ve yine muhtemelen enflasyon düşecek…
Muhtemelen ara zam konusu gündeme gelmeyecek…
Muhtemelen seyyanen meselesi bir daha ötelenecek.
Muhtemelen temmuz ayı fena sıcak geçecek…
Zam olacak olmasına da muhtemelen o zamlarla birlikte, muhtemelen kiralar artacak, muhtemelen marketler iğneden ipliğe bütün ürünlere dokunuşlar yapacaklar.
Muhtemelen yapılan o dokunuşlar hepimize dokunacak, halimiz ahvalimiz yüzümüzden okunacak.
Sonrası bir kucak dolusu, “-ecek” ve “-acak…”