Mehmet Edip Ören tarafından kaleme alınan bu metin, Türkiye’deki mevcut ekonomik ve siyasi durumu sert bir dille eleştirmektedir. Yazar, hükümetin faiz politikalarındaki tutarsızlıkları ve yerli üretimin zayıflayarak ithalata bağımlı hale gelinmesini temel sorunlar olarak öne sürmektedir. Özellikle gıda fiyatlarındaki artış ve satın alma gücünün düşmesi, komşu ülkelerle yapılan kıyaslamalar üzerinden çarpıcı örneklerle anlatılmaktadır. Siyasi arenadaki söylem değişiklikleri ve geçmişte eleştirilen gruplarla kurulan yeni diyaloglar, yazar tarafından bir samimiyet sorgulaması olarak sunulmaktadır. Metin boyunca, ülkenin geçmişteki ticari canlılığını yitirdiği ve toplumsal refahın gerilediği vurgulanarak mevcut yönetim anlayışına yönelik yoğun bir sitem dile getirilmektedir. Sonuç olarak kaynak, Türkiye’nin içinden geçtiği süreci bir yönetim ve güven krizi olarak tanımlamaktadır.
Dini bütün (!) kardeşlerimizin iş başına gelmesinden sonra, hiçbir şey eskisi gibi olmadı. Ticaretin tamamı, kandırma veya yanıltma üzerine kurulu. Bu konudaki kritik kelimeleri zaman zaman satırlarımıza taşıyoruz. Bugün de “Varan”ı gündeme aldık… Sondan başlayalım. Bu kelimeyi gördüğünüz an, geri durmayıp ilgi duyduğunuz an, tezgaha düşmüşsünüz demektir. Şimdi de bir akaryakıt dağıtım şirketi aynı tuzağı, sayın halkımızın önüne koydu… Şu kadar yakıt alırsanız şuna varan, bu kadar alırsanız buna varan miktarda puan-para gibi reklamlara başladı ama o varılacak miktarlara ulaşan çıkmadı. Her neyse biz görevimizi yapıp yola çıkalım. Hepinize merhabalar olsun. Türkiye birden büyüktür…
Size bir olayı özetlemek istiyorum… “Ekonominin başı benim, ben.. Siz anlamazsınız.” dendi. “Faiz sebep, enflasyon sonuç” dendi, “Bu can bu bedende olduğu süre, faiz düşecek” dendi. Netice ne oldu, faiz dünyanın en yüksek seviyesine %50’lerin üzerine çıktı. Peki şimdi ne deniyor… “Faizin olduğu yerde bereket olmaz.” Bu söylenenler üzerinden bana birisi durumu açıklayabilir mi… Bunu, siyaset ilmiyle, ekonomi ilmiyle kim açıklayabilir, nasıl açıklar? Ben bu tutarsızlıklardan herhangi bir netice elde edemiyorum… Acaba RT, sebep olduğu olayları, gene sebep olduğu faizin sırtına mı yıkmaya uğraşıyor? Lütfen biri bana anlatsın, kafam kalın değil anlarım. Dünyanın en güzel ve stratejik ülkesini bu hale getirmenin bedeli tekrar iktidara talip olmaktır. Yerli mercimek, girdilerden dolayı 80-85 liraya satılırken, buzlar ülkesi Kanada’dan gelen mercimek nasıl 40 liraya satılıyor… Gönen’i, Osmancık’ı, Tosya’sı, Terme’si, Baldosu, Berzani’si, sarı kılçığı envai çeşit pirincimiz mevcutken, ABD’nin GDO’lu, Yunanistan’ın kalitesiz pirinçleri nasıl olur market raflarını işgal eder… Dışarıdan tereyağı, elma, portakal alma ihtiyaç mıdır, yoksa birilerini zengin etme operasyonu mudur… Küçüklüğümde, memleketim Urfa’dan her gün koyun sürüleri Suriye’ye kaçırılırdı, et herkesin dolabına ve de mutfağına girerken ne oldu da, yıllardır, Avrupa ve Amerika kıtasından ithalat yapıyoruz… Hani, bir gerizekalının dediği gibi “Paramız var da alıyoruz” desek, o da değil, paramız da yok… Olanı da, efendimizin ilelebet ikbali için harcıyoruz… Birisi bana, bu ülkede iyi olan bir şey söylesin, zenginlerin affedilen, silinen vergileri hariç… Bana bir şey daha söyleyin… Yirmi beş yıldır, ülkeyi bu duruma getiren iktidar nasıl hâlâ umut olabilir? Bu Göbels’in fevkinde bir durum… Türkiye’de siyaset günlük hale geldi diyeceğim ama o da değil. Sabah söylenen öğle değişiyor, akşam ise bambaşka bir hal alıyor. DEM Parti’nin sokağından geçenleri mahkum edenler, şimdi Apo itine statü arıyor. DEM’i kapatmayan AYM’yi kapatma teklifinde bulunan Ca-Ce, “Gerekirse iki arkadaşımı alır, İmralı’ya ben giderim” derken, ayakta alkışlayanlar hep aynı kimselerdi… Yakın zamanda MHP grup toplantısında “Başbuğ Apo” sesleri yükselirse kimse şaşırmasın…

Gelelim ekonomiye ve onun ayrılmaz parçası üretime… Çok yakın zamanlarda, Balkanlar’dan Türkiye’ye bilhassa Edirne’ye müthiş bir trafik vardı. Gelenler, kendi paralarına göre çok ucuza geldiği için, gıda dahil ne bulurlarsa alıp giderlerdi… Şimdi ise olay tam tersine döndü… Türkiye’den Yunanistan’a turlar düzenleniyor. Boş valizlerle gidenler, her türlü gıda ve et ihtiyaçlarını, Türkiye’den çok ucuza temin edip dönüyorlar… Yapılan röportajların birinde, vatandaş ekmeği bile oradan aldığını söylüyordu… Seyrederken aklıma ne geldi biliyor musunuz… Yaparsa kim yapar, tabii ki, AKP… Haydi hep birlikte söyleyelim…
İstanbullular bizzat şahitlik ettiklerinden, diğer vatandaşlar da basından bilirlerdi… Laleli denilen semt, iğne atsan yere düşmez bir yerdi. Bilhassa demir perde gerisi ülkelerin vatandaşları tekstil olarak ne bulurlarsa, adeta kapışırlardı. Sanayi, siparişlere yetişemez haldeydi. Bavulunu tıka basa dolduran ülkesinin yolunu tutardı… Bavul Ticareti lafı dilimize buralardan yerleşmişti… Şu an oralara giden var mı… İn-cin top oynuyor. Çoğu dükkan kapalı… Koro hazır mı, o zaman hep birlikte: “Yaparsa kim yapar” Bir şeyi yok etmek, devam ettirmekten zordur… AKP, zoru başaran bir parti olarak, burada da çok başarılı…
Hepiniz Allah’ıma emanet olun. Hoşça kalınız…