Mehmet Edip Ören
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Gündem Mühendisliği ve Siyaset Senaryoları

Gündem Mühendisliği ve Siyaset Senaryoları

featured

Mehmet Edip Ören’in bu değerlendirmesi, Türkiye’nin güncel siyasal atmosferini ve iktidarın gündem mühendisliği üzerinden yürüttüğü stratejileri eleştirel bir dille ele almaktadır. Yazar, ekonomik darboğaz ve yoğun tatil takvimine rağmen suni gündemlerle halkın meşgul edildiğini, asıl amacın ise Anayasa değişikliği için gerekli milletvekili sayısına ulaşmak olduğunu savunmaktadır. Özellikle DEM Parti ile olan ilişkiler ve muhalefeti bölme çabaları üzerinden hükümetin koltuğunu koruma arzusuna dikkat çekilirken, çözüm yolu olarak milliyetçi cephenin tek bir blok halinde birleşmesi önerilmektedir. Metin ayrıca, hayata geçirilemeyen konut projeleri ve Sazlıdere Barajı örneğinde olduğu gibi yerel kaynakların yönetimindeki usulsüzlüklere de değinerek devlet idaresindeki aksaklıkları vurgulamaktadır. Sonuç olarak kaynak, Türkiye’nin demokratik geleceği ve mevcut yönetim anlayışının riskleri hakkında sert bir uyarı niteliği taşımaktadır.

 

Beleş yaşadığımız Mayıs’tan sonra, Haziran kolay geçmiyor… Bir Mayıs üç gün, 19 Mayıs dört gün, Kurban Bayramı dokuz gün… Hafta sonlarını da ilave et; sanki ayıp olmasın diye çalışmışız durumu var. Bizi gören; üretim patlamalarının, zengin doğal kaynakların olduğu, cari açığın, borç stokunun olmadığı bir ülke sanır… Hepinize merhabalar olsun. Türkiye birden büyüktür…

Gelelim Çözüm Sürecine (Çözülme Sürecine). Bazı mesaj ve davranışları iyi incelemek ve değerlendirmek durumundayız… DEM Parti bayramlaşma için ne AKP‘ye ne de CHP‘ye gitti. Bunu nasıl yorumlamak gerekir? Diyorlar ki: “Kimin oya ihtiyacı varsa, o sisteme dahil oluruz. Bizim için demokrasi, barış vs. hiçbir şey ifade etmiyor. İstediklerimiz verilirse, verenden yana tavır koyarız. Gerisi bizi hiç ilgilendirmiyor, birbirinizi yiyin durun.” Söylenmek istenen bana göre tamı tamamına bu. Yani Anadolu tabiriyle, yangından mal kaçırma veya batan geminin malları… İşin diğer tarafı bu, bir de bizim tarafı var. Biz DEM’lilere —dikkat edin Kürtlere demiyorum, PKK’nın siyasal uzantısına diyorum— biz onlara nasıl güveneceğiz? Geçtiğimiz günlerde Trump, “Parayı verince iyi savaşıyorlar” dedi. Peki, yarın bir gün gene para verilirse, bizler işaret edilip “Tu tu tu” denirse ne olacak? Birinci süreçte, polisimizin, jandarmamızın bakışı altında kimlik kontrolü yaptılar mı? Şehirleri köstebek yuvasına çevirdiler mi? Kaç şehidimize mal oldu? Şimdi ilave, yasal güvence istiyorlar… Ne dersiniz?

Geçtiğimiz günlerde A-Haber’i izledim. Daha önceleri haber yapılmayan “Kart Kripto” neredeyse tüm saatleri işgal ediyor. Her tartışma programının tek konusu… Her konuşmacı, bu Kılıçdar zatı yere göğe sığdıramıyor. Yaptıklarının, CHP’nin iyi ve düzgün bir parti olması için şart olduğu söyleniyor… İktidar partisinin, son seçimde ve anketlerde birinci konuma gelen siyasi rakibinin iyi duruma (!!!) gelmesi için bu kadar büyük bir gayret içine girmesi sizce makul bir davranış mı? Benim siyasal tecrübelerim bunun tam tersinin olacağını söylüyor, ne dersiniz? Beyler, kimse demagoji sınırlarını kat kat aşan bu safsataları seyredip boş yere hem vaktini harcamasın hem de asabını bozmasın… İşin tek bir hedefi var: Anayasa’yı, referanduma gitmeden değiştirebilecekleri sayıya, yani desteği 400 milletvekili hattına çekmek. Bu arada, rakip partileri de bölük pörçük yaparak, baskın veya baskın olmayan seçimde avantaj elde etmek. İktidar, koltuğunu korumak için tek çıkar yol olarak bunu görüyor. Bunu ben de senelerdir görüyor ve çaresini de söylüyordum ve hâlâ söylüyorum, vakit henüz geçmiş değil… Her türlü koltuk kaygılarını bir tarafa bırakmış, potansiyel oyu %30-40 arasında olan milliyetçi cephenin tek blok halinde siyasal harekete ağırlığını koymasıdır. Bu sistem oluştuğu takdirde CHP’nin esas sahipleri geçici olarak Cephe’de barınabilir; her şey yoluna girdiğinde, eski partilerini geri alıp devam edebilirler… Bu tezimi usta yazarlarımızdan Fatih Altaylı da dile getirdi. “Olur mu?” diyenlere, bunun aşağı yukarı aynısının olduğunu hatırlatmak isterim. İYİ Parti’nin grup kurması ve de CB seçimlerine adayını sokabilmesi için, bir miktar CHP MV partisinden istifa edip İYİ Parti’ye geçmedi mi? Bu konuyu bir ikazla bitirmek istiyorum. Kimse ama hiç kimse lütfen “Bunu yapamazlar” demesin. İktidarı kaybettiklerinde olacakları bilenlerin yapamayacağı hiçbir şey yok… Bir sabah kalktığımızda, bütün partilerin kapatıldığına, tek partili döneme geri dönüldüğüne bile şahit olabilirsiniz…

Yargı katalizörlüğündeki gündem mühendisliğini bir kenara bırakıp başka konulara da zaman ve satır ayıralım mı? Dünyada eşi benzeri görülmemiş bir uygulamaya daha şahit olduk. Ortada hiçbir şey yok, sadece lafı var ve de bu laf üzerine 500 bin konutun kurası çekildi. “Bir yılda deprem konutlarını yapıp halka dağıtacağız” diyenlerin, kaç bir yıl geçtikten sonra hâlâ neticeye varamadıklarını düşünecek olursanız, satılan hava cıvanın akıbetini de takdir edebilirsiniz… Konut işinde tek bir sistem çok hızlı ve düzgün çalışıyor… Sazlıdere Barajı’nı devre dışı bırakarak yapılan kaçak konutlar, olağanüstü bir hızla devam ediyor, neredeyse de bitmek üzere. Su sıkıntısını bizzat yaşayan İstanbulluların bir barajını devre dışı bırakmak nasıl bir anlayış ve zihniyettir, çözebilmek mümkün değil…

Hepiniz gene Allah’ımdasınız. Hoşça kalınız…

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!