Erol Sunat’ın bu yazısı, enflasyon verileri ile halkın gerçek geçim sıkıntısı arasındaki derin uçurumu eleştirel bir dille ele almaktadır. Yazar, resmi rakamların maaş zamları öncesinde trajikomik bir düşüş sergilediğini ancak bu durumun market raflarına veya faturalara yansımadığını vurgular. Emekliler, işçiler ve dar gelirliler için hayatın her geçen gün zorlaştığı, temel ihtiyaçların dahi tane ile alınmaya başlandığı karamsar bir tablo çizilir. Metinde, enflasyonun kağıt üzerinde düşmesine rağmen halkın alım gücünün erimeye devam ettiği ironik ve sitemkar bir anlatımla sunulur. Sonuç olarak, toplumun büyük bir kesiminin ekonomik dar boğazda hayatta kalma mücadelesi verdiği gerçeği ön plana çıkarılır.
Uzun olur gemilerin direği diye bir türkümüz vardı… Yanık olur emeklinin yüreği… diye devam etti…
Hâlâ emeklinin yüreği yanık.
Hâlâ asgari ücretlinin yüreği yanık…
Hâlâ işçinin yüreği yanık…
Hâlâ çiftçinin yüreği yanık…
Hâlâ köylünün, fakirin fukaranın, yoksulun, işsizin, atanamayanların yüreği yanık…
Hâlâ bu yangın sönmedi… Memleketin dört yanına, dört bucağına ulaştı…
Enflasyon bir koca sene içerisinde ilk altı ve ikinci altı ayların beşinci ve altıncı ayında mutlaka düşüyor.
Ya sıfır virgül diye başlıyor bu rakamlar ya da bir virgül diye…
Ya bire varamıyor ya da ikiye…
Ve böyle devam ediyor bu hikâye…
Sonrası, yüreği yanan yanana…
***
Enflasyon soruyor hem de pek bir istekli…
Ben kimin enflasyonu olayım diye…
Enflasyon kimin enflasyonu?
Kimin enflasyonu olduğunu bilmese sorar mı?
Yeminle sormaz.
Ne seninle ne sensiz mi diyecek, yoksa sensiz olmaz mı diyecek, varın tahmin edin gerisini…
Rakamlar ne diyor?
Enflasyon paldır küldür düştü…
Hani hoppala deniyor ya böyle ani düşüşlere…
Biz hoppala demekten, enflasyon “düştüm” demekten yoruldu…
Bilindiği üzere, bu enflasyon düşme faslı her daim maaş zamlarına yakın gerçekleşiyor.
Yine öyle oldu.
Trajikomik bir şekilde düşüverdi…
O düştü…
Zam miktarı da düştü.
Yani elimize geçmesi muhtemel para…
Mum yak da ara denileninden…
***
Ne diyorduk?
Enflasyon sert düştü. Bir sefer daha düşecek. Bir virgül seksen mi olur, bir virgül elli filan mı?
O düşecek…
“Düştü” denecek…
Yine hiçbir şey değişmeyecek…
Elimize geçinceye kadar eriyip gidecek yine…
Bu enflasyon var ya bu enflasyon…
“Ben sizin enflasyonunuzum” diye diye kaldı başımıza…
Bakmaz yaşımıza…
Var mı fiyatlardan bir düşen, bir şaşıran, aklından bir güzellik geçen…
Bir zamanlar belki…
Eski çamlar bardak oldu demişler…
Keşke demişler…
Ahir zamana kaldık demişler…
Demişler de demişler…
***

Bu enflasyon kimin?
Dahası kimin üzerine doğru atıldı da o üzerine atılan yere düşmesin diye kaptı yakaladı, düşmekten kurtarmaya kalktı?
Yetmedi, ikisi birden düştüler, kapaklandılar yere.
Alta kalanın canı çıksın demiş olacaklar ki, yere yapışan, perişan kim mi?
Biz tabii…
Enflasyon üzerimizde örtü, yorgan değilse de yaz geldi pike oldu. Pike yaptı üzerimize enflasyondan bir örtü; neticede enflasyondan bir pikemiz oldu.
Benim enflasyonum oldu.
Düşse de şaşsa da haddini aşsa da takılsa da “ben olmasam haliniz haraptı” gibi kelamlar etse de…
Yapacak bir şey yok…
Diyecek de…
“Düştü” diyorlar…
İtirazımız yok…
O düşmeyi biz neden hissetmedik, hissetmiyoruz diyenleri de dinleyen yok, dikkate alan yok.
***
Enflasyonun düşmüş hali, bir virgül yetmiş bir…
“Bana öyle gelmiyor mu” dediniz?
Sokak şöyle…
Market böyle…
Doğruyu sen söyle…
Kıstas çok…
Çeldirici çok…
Kulp daha da çok…
Rakamlardan kalp çizdiler, olmadı…
Rakam söz verdi; tutmadı, tutamadı…
“Eğrisi doğrusu ne?” dediler.
Bilemediler…
Kestiremediler…
Tahmin edemediler…
Dillendiremediler…
“Silemedim gönlümden” diyordu ya o şarkı…
Silinmedi, kazındı baş belası enflasyon; üzerimize yapıştı kaldı tutkal misali.
Çıkmıyor, gitmiyor, yakamızı bırakmıyor.
***
Bir de diyorlar ki, enflasyon sizi pek sevdi bırakası yok; aşk böyle bir şey galiba…
Enflasyon sert düşünce…
Acıyanlarımız oldu…
“Ah yazık” dediler…
“Kolu kanadı kırılmasaydı bari…”
Ne gezer efendim.
Enflasyon lastik top gibi bir şey.
Düşer, zıplar havaya…
Kırılan kol kanat bizimkisi…
Enflasyon düştü, zıpladı, kurtardı kendini.
Bizim durumumuz ciddi…
Düşüşümüz riskli…
Kırık ihtimali yüksek…
Kırık, çıkık, sıyrık, yara bere…
Geçtik cümle denizi, geçirmez bizi dere…
***
Düşme denen kavram rakamlarla ya hısım ya da akraba.
Asker arkadaşı da olabilir diyeceğiz; “fazla abarttın, işin cılkını çıkardın” diyecekler.
Lakin canciğer kuzu sarması olmaları gözden kaçacak gibi değil…
Enflasyon düşüyor…
Gözlerimiz doluyor.
“Bu ne sevgi ah… Bu ne ızdırap” diyerekten…
Rakamlar eğilmeye ve bükülmeye uygun hale geliyor diye anlatılıyor.
Güneş balçıkla sıvanıyor… Mızrak çuvala sığıyor…
Merkür gözlerini kapıyor. Uranüs gezmeye gidiyor… Jüpiter “ben kaçtım” deyip kaçıyor.
Satürn “benim Neptün’e verilmiş bir kahve sözüm var” ediyor.
Velhasılıkelam…
Enflasyonun düştüğünü hisseden yok…
Et düşmedi, süt düşmedi, yağ düşmedi, peynir zeytin düşmedi…
Ne düştü?
Enflasyon…
Bir virgül yetmiş bire…
Dere geliyor dere yalelel yalelel…
***
Mademki düşüyor enflasyon, düşebiliyor…
Elektrik neden düşmüyor, su neden düşmüyor?
Çarşı pazarda ucuzlayan bir iki ürüne bakıp “düşecek” demiştik, “düştü” demek yetmiyor.
Sanki kira düştü…
Sanki market fiyatları “olmaz böyle şey” diye fiyat indirimlerini gözümüzün içine soktu…
Hava sıcak, yandık yanacağımız kadar, kandık kanacağımız kadar…
Her şeyin asgarisine indik…
Pazardan aldığımız sebze ve meyve ikinci el…
Alınan birer ikişer…
Kilo sanılmasın…
Tane ile birer birer…
Giyim ikinci el…
Bit pazarlarına nur yağınca, her taraf bit pazarına döndü tabiri caizse…
Hayatında hiç bu kadar zorlanmadı Türk milleti…
İyi ki arada düşüyor enflasyon, ya düşmeseydi…!