Mehmet Özkendirci tarafından kaleme alınan bu metin, ülkenin ekonomik ve sosyal durumuna yönelik sert bir siyasi hiciv niteliği taşımaktadır. Yazar, toplumun bir kesimi refah içinde yaşarken halkın büyük çoğunluğunun zorluk çektiği bir düzeni ironik bir dille eleştirmektedir. Devlet imkanlarının belirli gruplara aktarılması ve yargı sisteminin muhalif sesleri bastırmak için kullanılması, metnin merkezindeki temel şikayet noktalarıdır. Cezaevine girmeyi bir “dinlenme kampı” gibi betimleyen yazar, vatandaşın üzerindeki ağır baskıyı ve ekonomik adaletsizliği alaycı bir yaklaşımla yansıtmaktadır. Son bölümde yer alan video atfı ise, yaşanan olumsuzlukların inkar edilmesine karşı toplumsal bir tepkiyi simgelemektedir. Bu kaynak, yönetim politikalarının halk nezdinde yarattığı derin huzursuzluğu ve samimiyet arayışını çarpıcı bir üslupla özetlemektedir.
Nasıl kötümser olabilirsiniz buyurdu, “Arap aslımıza tekrar dönmeliyiz” diyen çifte pasaportlu İngiliz vatandaşı Maliye Mehmet… Evet, hepimizin bir eli yağda, bir ayağımız ABD’de, bir ayağımız Rusya’da zevk i sefa sürüyoruz. ABD’de gökdelenimiz, çiftliğimiz var çok şükür. En fakirimiz 200.000 kişilik trol ordumuzda görevli, düzenli maaş alıyor. Biraz ticari zekâsı olan girişimci iş adamlarımız hiç vergi vermeden, devlet teşvikiyle holding üstüne holding kuruyorlar. Diledikleri vatan topraklarını orman, dere, tepe, köy demeden hallaç pamuğu gibi atıyorlar; jandarma ve polis karşı çıkanları gözaltına alıyor, hakimlerimiz tutukluyor. Yani dinlenme kampımıza gönderiyoruz. İçeride yeme, içme, yatma bedava. Kira derdi yok; elektrik, su, aidat parası yok. Trafik derdi yok, serseri kurşunuyla ölmek yok. Ucuzluk kuyrukları yok. Gardiyan kardeşlerimiz bir lafımızı iki etmiyorlar. Yani devletimizin şefkatli eli her an vatandaşımızın cebinde… Pardon, dil sürçmesi oldu, üzerinde…

NOT: Bu konuda Maliye Mehmet’e en güzel yanıt Erdal Özyağcılar’ın paylaştığı şu videodan geliyor: “Biz bir odadayız ikimiz. Birimiz osuruyor, oda kokuyor. Sen ‘ben yapmadım’ diyorsun. Ya sen yalan söylüyorsun ya da benim götümden haberim yok…”