Dr. Alper Sezener
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Hakikatin Boğuluşu ve Rızanın Estetiği

Hakikatin Boğuluşu ve Rızanın Estetiği

featured
0
Paylaş

Dr. Alper Sezener tarafından kaleme alınan bu yazı, dijital çağda hakikatin gürültüyle boğulmasını ve bireyin gönüllü köleliğe dayalı rıza estetiğini eleştirel bir dille sorgulamaktadır. Yazar, bilginin derinliğini yitirerek sadece hız ve dolaşım değerine indirgendiğini, sosyal medyanın ise anlamı tüketen bir “asit banyosu” işlevi gördüğünü savunur. İnsanların artık deneyimlerini yaşamak yerine sadece görünürlük uğruna optimize ettiğini belirten çalışma, modern dünyayı kaçışı olmayan bir simülasyon ve dijital bir mezbaha olarak nitelendirir. David Cronenberg’in Videodrome filmi üzerinden teknoloji ve insan bedeninin birleşmesine atıf yapılarak, sistemin artık zihnimizin içine sızdığı vurgulanır. Metnin temel önerisi, bu kontrolsüz akışı durduracak soylu bir “Kesinti” iradesi göstererek sessizliğin özgürleştirici gücüne geri dönmektir. Bu bağlamda eser, sahte imajlardan arınarak özgün bir benlik ve düşünceye ulaşmanın yollarını aramaktadır.

 

Sözün bir zamanlar ontolojik bir ağırlığı, bir menşei vardı; bir gelenekten, bir disiplinden ya da ideolojik bir yarılmadan süzülerek gelirdi. Bugün ise söz her yerden geliyor ve tam da bu kontrolsüz çokluk nedeniyle hiçbir yere ait değil. Sosyal medya, anlamın inşa edildiği bir kamusal alan değil; aksine onun posasının çıkarıldığı, içeriğin biçimi boğduğu bir asit banyosudur. Umberto Eco’nun o meşhur uyarısını bugünden yeniden okumak gerek: Asıl felaket herkesin konuşabiliyor olması değil, artık kimsenin susamıyor olmasıdır. Zira susamayan zihin düşünemez; düşünemeyen özne ise dili sadece bir refleks olarak üretir. Oysa refleks, hakikatin en amansız düşmanıdır.

Bu yeni düzende bilgi, doğruluğuna göre değil, dolaşım hızına göre takdir edilir. Michel Foucault’nun bilgi-iktidar denklemi burada form değiştirir: İktidar artık bilgiyi yasaklayarak değil, onu aşırı çoğaltıp şişirerek görünmez kılar. Aşırı görünürlük, tarihin en sofistike sansür biçimidir. Her şeyin kesintisiz konuşulduğu bir uğultuda, hiçbir ses yankı bulamaz. Düşünce; durak, direnç ve zaman isterken; dijital akış bizi sadece sürükler. Sömürülen artık bedenimiz değil, bizzat dikkatimizdir.

Jacques Derrida’nın “merkez yokluğu” bir özgürleşme vaadiyken, burada sonsuz bir anlam kaymasına dönüşür; hiçbir yere varmayan, sadece bir diğerine eklemlenen parçalanmış yorumlar silsilesi içinde kimliğimizi kaybederiz. Jean Baudrillard’ın fısıldadığı o yenilgi artık mutlaklaşmıştır: Simülasyon kazandı. Gerçeklik artık temsil edilmiyor; yerine geçen imgeler tarafından boğuluyor. İnsanlar artık yaşadıklarını paylaşmıyor; sadece paylaşmaya değer bulduklarını “deneyim” kategorisine alıyorlar. Burası fikirlerin tartışıldığı bir meydan değil, anlamın cesetlerinin sergilendiği bir mezbahadır. En trajik yanılsama ise özgürlük hissidir. Algoritmanın sunduğu hazır cümleleri tekrarlayan birey, kendi sesini bulduğunu sanırken aslında sadece yankı odasının bir parçası olur. Zincirler görünmez kılındığı sürece, kimse onları kırmaya yeltenmeyecektir.

Bu düzen, sadece yukarıdan dayatılan bir zorbalıkla değil, aşağıdan gelen gönüllü bir rızayla ayakta durur. Panoptikon artık bir kule değil, cebimizdeki ekrandır. Gözetlenmekten korkmak bir yana, görünmek için can atan birer özneye dönüştük. İnsan artık kendini sansürlemek yerine “optimize” ediyor; performans rejiminin bir neferi olarak en beğenilecek versiyonunu inşa ediyor. Mikro hazlar ve anlık bildirimler, büyük soruların ağırlığını siliyor. İtaat, bir yük olmaktan çıkıp dijital bir konfora evriliyor. Sistem, kendine yönelik en sert eleştiriyi bile bir “içerik” olarak yutup etkisizleştiriyor; öfke bile birer etikete ve estetik bir tercihe indirgeniyor.

Peki, neden kimse bu düzeni terk etmiyor? Çünkü bu düzen, bize sadece bir vitrin değil, bir benlik vaat ediyor. Kopmak, kendi imajının yok oluşunu göze almaktır; ve çoğu insan, zincirlerinden ziyade bu ontolojik boşluktan korkar. Oysa hakikat öldürülmedi; sadece gürültüyle boğuldu.

Bu devasa mekanizma yıkılmasa bile, bir “Kesinti” ile sarsılabilir. Kesinti; hızın reddi, görünürlükten feragat ve sözün haysiyetini korumak adına gösterilen o soylu susma iradesidir. Zira gerçek bir düşünce, ekranın parıltısında değil; o akış kesildiğinde başlayan tekinsiz sessizlikte filizlenir.

Burada bahsettiğimiz “gerçekliğin imgeler tarafından boğulması” ve “insanın kendini ekranın ritmine göre optimize etmesi” fikrinin sinemadaki en radikal karşılığı David Cronenberg’in Videodrome (1983) isimli filmidir. Cronenberg, daha internetin esamesinin okunmadığı bir dönemde, medyanın sadece bir araç değil, bir protez organ haline geleceğini görmüştü. Videodrome, sadece bir bilimkurgu veya korku filmi değil, medyanın insan doğasını nasıl mutasyona uğrattığına dair yazılmış en sert felsefi manifestolardan biridir. Filmde karakterin karnında açılan o kaset yuvası, anlamın fiziksel bir dışavurumudur; algoritmanın artık zihnimize değil, doğrudan sinir sistemimize sızdığının kanıtıdır.

Filmin kült mottosu “Ekran, zihnin gözüdür,” bugün “Ekran, zihnin kendisidir” noktasına evrildi. Karakterin ekranla birleşerek “Yeni Et”e (New Flesh) dönüşmesi, dijital mezbahada kendi özgünlüğünü kurban edip sistemin bir parçası olan modern insanın metaforudur. Örneğin Truman Show’da Truman bir kapıyı açıp stüdyoyu terk edebilir; ancak Videodrome evreninde kaçacak bir “dışarısı” kalmamıştır, çünkü dışarısı artık içeridedir. Özetle Videodrome; teknolojinin sadece elimizdeki telefon olmadığını, o telefonun parıltısının aslında ruhumuzda açılan bir “kaset yuvası” olduğunu 40 yıl öncesinden haykıran tekinsiz bir aynadır.

Burada önerdiğim “Kesinti” tavrı, Videodrome’un o kaotik sinyallerini durdurabilecek tek şeydir. Sistemi kapatmak yetmez; sistemin içimize yerleştirdiği o kaseti söküp atmak, yani sessizliğin o tekinsiz ama özgür boşluğuna geri dönmek gerekir. Zira ancak gürültünün fişini çektiğimizde, gerçekten bize ait olan o ilk cümleyi kurabiliriz.

Üstüne düşünelim.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!