Mehmet Edip Ören’in bu yazısı, küresel ve yerel siyasetin yarattığı belirsizliklerin toplum üzerindeki sarsıcı etkilerini ele almaktadır. Yazar, ABD ve İsrail’in Ortadoğu’daki müdahalelerini eleştirirken, kişisel çıkarları uğruna vatanına ihanet eden figürlerin tehlikesine dikkat çekmektedir. Metin, Türkiye’nin iç siyasetindeki gizli ittifakları ve belediyeler üzerinden yürütülen soruşturmaların arka planını sorgulayan iddialar barındırmaktadır. Milli birlik ve uyanış çağrısı yapan yazar, muhalefet ile iktidar arasındaki dengelerin halkın huzurunu kaçırdığını savunmaktadır. Sonuç olarak kaynak, siyasi hırsların hem bölgesel çatışmaları tetiklediğini hem de ülke geleceğini karanlık bir belirsizliğe sürüklediğini vurgulayan sert bir eleştiri sunmaktadır.
Bazen insanın içine bir his gelir. Sanki biraz sonra bir şeyler olacakmış gibi olur ya; işte ben de son yıllarda hep bu hisle doluyum.
Sadece ben mi? Karşılaştığım herkeste aynı durumu gözlüyor ve hissediyorum. Herkesin kafası çok dolu, çok karışık.
Kimse yarın neye uyanacağını tahmin edemiyor… Yahu bu milletin bir lokma huzurunu çok mu gördünüz?
14-15 yaşlarımızdan beri ömrümüz, “Ne olacak bu milletin hâli?” demekle mi geçecek?
Birilerinin ihtirası, bütün hayatların üzerine karabasan gibi mi çökecek? Son demlerimizde bile sükûn bulamayacak mıyız? Hepinize merhabalar olsun.
Türkiye birden büyüktür…
ABD+İsrail – İran savaşı, kara harekâtı olmadan hava ve deniz unsurlarınca yürütülüyor.
Şu an bir ara verilmesine rağmen İran bu açıdan çok şanslı; henüz ülkesine yabancı asker girmedi.
Yakın tarihte Irak olayını gördünüz. Yetişkin genç kızlar, ABD askerlerinin cinsel ihtiyaç ve fantezilerinin kurbanı oldu.
Milyonlarca sivil ve asker hunharca öldürüldü. Bu vahşetler pervasızca sergilenirken biz ne yaptık? Bunları yapanların ülkelerine sağ salim dönmelerine dua ettik… Elden ne gelir; imamımız dua edince kimimiz kerhen, kimimiz de yarım ağız “Amin” dedi.
Bu yüzden istesek de istemesek de suça ve vahşete ortak olduk. Allah’tan İran için aynı gaflete düşmedik.
Küçük kızlar yaşları ufak olduğundan, Iraklı ablalarının durumunda olmadı. Sadece yüzlercesinin başına bomba yağdı.
Tam da “Hacılar Kabe’de hu çeker” ilahisini okurken uçmağa vardılar.
İran’daki rejime karşı oluşumuzu ve de oradaki Türk toplumunun haklarını savunmamızı bir kenara bırakarak, hepimizin dünya siyonizmi ve onun tartışmasız uşağı ABD’ye karşı olması gerekiyor.
Allah; Trump denilen postmodern Neron’un, pedofili delinin şerrinden bütün dünyayı tez elden kurtarır inşallah.
Mühtarislerin şahsi ikbal çabalarının dünyayı nasıl bir kıyamete sürüklediği herkesin gözleri önünde cereyan ediyor… Herkes, bundan sonra olacakların uzun bir fragmanını, kerhen de olsa dikkatle seyrediyor.

İkbal hırsının hangi boyutlara ulaşacağı bu konu çerçevesinde bir kere daha karşımıza çıktı. Hatırlayın; İran’da bir ara şahlık yapmış Rıza Pehlevi vardı.
Avrupa jet sosyetesinden Prenses Süreyya ile dillere destan bir düğünle evlenmişti.
Çocuk sahibi olamayışı yüzünden halkımızın “Mahzun Prenses” dediği Süreyya’nın işine son verilip yerine Farah Diba atanmıştı.
Bu sefer özlemle beklenen çocuk olayı gerçekleşmişti. Keşke gerçekleşmese, Şah çocuksuz kalsaydı.
Bunu niye yazdığımı merak edenlere hemen anlatayım: İsyanlar ve İsrail-ABD saldırıları olurken iki Rus komedyen, sürgündeki evlat Pehlevi’ye bir oyun yaptılar.
Egemen güçler adına ülke başına geçmesini istediler. O da Banker Bilo yani sazan gibi hemen atladı; “Gerekirse Haçlı Seferi oluşturun” tavsiyesinde bulundu… Düşünebiliyor musunuz?
Bir İslam ülkesi olan İran için, başına geçeceği (!) ülke için gerekirse “Haçlı Seferi” yapın dedi… Bu hepimize örnek olmalı. Demek ki birileri talimat aldıkları yerden emir gelirse papaz kıyafeti bile giyebiliyor.
Yeter ki ikbal yok olmasın.
Biraz da içeriye dönelim. Geçtiğimiz günlerde karnı sırtı belli olmayan Arınç ile Küçük Kripto (Özel) görüştüler.
Kendi beyanları; “İki Manisalı dertleştik” dediler. Sadece bir merkez; Arınç, Küçük Kripto ile hükümet arasındaki diyaloğu sağlıyor dedi.
Bu olay benim yıllarca savunduğum tezlere ters değil, hatta tamamen çakışıyor… İspatını hemen yapabilirim.
Bu diyalog sonrası Mansur Başkan’la alakalı yeni bir soruşturma izni verildi… Araya toplumu alıştırıcı, kanıksatıcı işler kasıtlı olarak sokuluyor.
Uşak Belediyesi, Marmaris Belediyesi, Üsküdar Belediyesi gibi… Taşlar yerine oturdu.
Arınç’ın Kripto’ya, “Hazır ol, önünü er geç temizleyecek, CHP’nin tek başkan adayı olarak seni bırakacağız” dediği çok net anlaşıldı.
Kafasını kuma gömenler, anlama özürlüler, “O kadar da olmaz” diyenler; Kart Kripto (Kemal Kılıç) için de söylediğimde aynı şeyleri söylemişlerdi.
Tez uyanılmaz ise “Atı alan Üsküdar’ı geçti” olur ki telafisi mümkün değil.
İstanbul Başsavcısı, Adalet Bakanı oldu. Ne diyeyim, Allah başka keder vermesin… Küçük Kripto hazretin mal varlığıyla ilgilenmeye başladı.
Tapu kayıtları havada uçuşuyor. Muhatap, cevap vermemeyi ve suskun kalmayı RT’nin talimatına bağlıyor ama bir yandaş gazeteciye suskunluğunu (!) bozuyor.
Onlar tepişip dururken başka bir soru sorayım: Kendi iddiasına göre değeri 40 milyon olan dört mülkten oluşan bir varlık mevcut, biz de öyle kabul edelim… Bu muhteremin şu ana kadar aldığı maaşların toplamı kaç para eder?
CHP, ara seçim üzerinden erken genel seçimi zorluyor.
Ümit Hoca, ATATÜRK İttifakı’na çağrı yapıyor… DEM Parti ise yangından mal kaçırma çabasında.
Hani derler ya; “Koyun can derdinde, kasap mal derdinde”… Bu bulanık havada Yüce Türk Milleti’nin kabul edemeyeceği işler dönüyor. Diyarbakır’da tek Türk bayrağının olmadığı, başka paçavraların bulundurulduğu ihanet toplantıları, kalkışma provaları yapılıyor.
İktidarın köşeye sıkışacağını bilen PKK uzantıları, verecekleri destekle hayal edemeyecekleri haklar elde etme çabaları içinde… Bu durumda, zaten başından beri olmaması gerekirken, CHP’nin ivedi olarak komisyondan çekilmesi gerekiyor. Çok dikkat, çok dikkat…
Hepiniz Allah’a emanetsiniz. Hoşça kalınız…