Yazar Mehmet Edip Ören, Türkiye’nin güncel ekonomik krizini ve hükümetin mali politikalarını sert bir dille eleştirmektedir. Ülkenin yedek akçesinin tükendiğini ve yüksek faizli dış borçlara bağımlı hale gelindiğini savunan metin, kamu kaynaklarının yönetimindeki usulsüzlüklere dikkat çekmektedir. Milli kimlik ve dil hassasiyeti üzerinden Karaman’da yaşanan bir olay üzerinden toplumsal bir eleştiri sunulurken, hükümetin istihdam yükünü vatandaşın sırtına yüklediği iddia edilmektedir. Yazıda ayrıca jeopolitik riskler, ABD-İsrail ilişkileri ve küresel emperyalizmin bölge üzerindeki etkileri karamsar bir bakış açısıyla değerlendirilmektedir. Son olarak yazar, Türkiye’nin geleceğine dair endişelerini siyasi ve toplumsal çeşitlemeler aracılığıyla okuyucuya aktarmaktadır.
Yepyeni bir aya girdik. Toprağın bereket fışkırdığı, ahmakların bolca ıslandığı, umutların tepe yaptığı Nisan’a hoş geldik; inşallah hoş da çıkarız.
Hepinize merhabalar olsun. Türkiye birden büyüktür…
Sanki şu ana kadar hep tutmuş gibi, şimdi ise jeopolitik sebeplerden dolayı risk altına giren ekonomik değerlerin menfi yönde etkileneceği dile getirilmeye başlandı… Orkestranın başkemancısı Memoş Efendi, kendileri çok renkli bir şahsiyettir.
Kürt asıllı İngiliz vatandaşı, TC’nin her türlü mali varlıklarının teslim edildiği, yerli ve milli yaklaşımlara tıpatıp uyan çok değerli bir zat-ı muhteremdir.
Sandık ortamına girilip seçim ekonomisi uygulanmaya başladığında; ikinci kere “çaldı, çırptı vs.” suçlamalarıyla bütün pislikler üzerine yüklenerek affedileceği beklenmektedir… Etrafımız ateş çemberi ama ateş içinde bizden başka kimse yok… Ukrayna’nın, Rusya’nın, İran’ın vb. enflasyon rakamlarına düşsek, öğle ezanında havai fişekler patlatacağız… Peki bunların sebebini bileniniz var mı? En başta ülkelerin merkez bankalarının bir yedek akçesi olur.
Bu para; savaş, afet vb. gibi beklenmedik durumlarda kullanılmak için bekletilir. RT ne yaptı? Yedek akçemizi bitirdi.
Şu an elli takla atarak, en yüksek faizden aldığımız dolarlardan başka bir şeyimiz yok.
Anlayacağınız, memleketin dibini kazıdılar… Yetmiyor; her yere maden ruhsatı verip tabiatımızı, yeraltı sularımızı da bozuyorlar… O da yetmiyor; daha önce vergilerimizle yapılan köprü ve otoyolları da satmaya niyetliler.
O parayı da yiyip borcu gene torunlarımızın üstüne yıkacaklar… Bütün bunlara rağmen elimizdeki pırlanta gibi bir durumu da göz ardı edemeyiz… “Ama abi bunlar Müslüman (!)” Ey vatandaş, ey beyinsiz Türkmen; sen böyle dedikçe başımızı beladan kurtarmamız asla mümkün olmaz…
Geçtiğimiz günlerde bir olay oldu ki hayretin ötesi. Bir ülkenin ulusal marşı, o ülkede yapılan bir anmada yabancı bir dilde okundu.
Okunduğu yer, Karaman. Bu il; Karamanoğlu Mehmet Bey’in “Bundan sonra çarşıda, sokakta, dergâhta Türkçeden başka bir dil konuşulmayacak” dediği ve her yıl Dil Bayramı’nın kutlandığı il.
Sizce basit bir aymazlık mı, yoksa organize bir ihanet mi? Kimse kafasını kuma gömmesin; bu hareketlerin hepsi birer yoklama.
Ses çıkmaz ise bir adım daha, ses çıkarsa geri adım… Olayı herkes “Karamanoğlu’nun kemikleri sızladı” diye geçti.
Bana göre iki kemik sızladı; diğeri de Mehmet Akif Ersoy’un kemikleri… Üstad-ı Azam’ı biliyorsunuz; ilk başta Mısır’a gitti.
Bir müddet orada kaldıktan sonra kaçarcasına geri döndü… Döndüğünde söylediği ilk laf, “İslam’ın en mükemmeli Türkiye’de yaşanıyor” demek olmuştur… Hal böyle iken; bu işi kim yaptı, niye yaptı, netice neler oldu kimse bilmiyor.
Bana kalırsa bu i.oğlu i.lerin derhal bir uçağa konup Arap ülkelerinden birine yollanması gerekir.
Tabii ki ellerinden Türk pasaportları ve kimlikleri alınarak…

Hükümet; yapmak zorunda kaldığı, görevi olan istihdamı da vatandaşın sırtına yıkma alışkanlığından vazgeçemedi… Bir zamanlar bir taşla iki kuş vurmuştu.
Yandaşlarını eğitmen atayıp işsiz mühendislere iş güvenliği kursları açmıştı. Böylece epey miktar iş gücü maliyeti işletmelerin üstüne yıkılmıştı.
Şimdi de benzer bir uygulama gelmek üzere. Pıtırak gibi çoğalan hukuk fakültesi mezunlarının bir çoğu, icra takibinden başka bir iş yapamadan hayatlarını sürdürüyor.
Uyanık hükümetimiz, her konut alım satımında bir avukat olması gerektiğini hayata geçirmeye hazırlanıyor.
Böylece binlerce avukatın yükü, ev alıp satanların üstüne yıkılacak… Yakında peyzaj malzemesi satanların bir ziraat mühendisi barındırmaları da gündeme gelirse şaşırmayın… Oto alım-satım işlerinde makine mühendisi, bankalardaki mevduat için bir muhasebeci vs. gibi konuları da hayata geçirebilirsek; hem işsizliği bitireceğiz hem de hükümetimiz büyük bir külfetten kurtulacak…
ABD + İsrail – İran savaşı bütün şiddetiyle devam ediyor… ABD; tıpkı Vietnam’da, tıpkı Afganistan’da olduğu gibi mağlup olmak üzere.
Gönül ister ki Trump, tıpkı Sovyetler Birliği’nin Gorbaçov’u gibi olsun… ABD emperyalizmini bitirsin inşallah… Bu ne yaptığını bilmez delinin yok oluşu, İsrail’in de yok oluşu demektir.
Böylece dünya rahat bir nefes alır. İspanya Kraliçesi İzabel’in de rüyaları gerçek olur. Gerçi dünya delisi, post-modern Neron, *”Dünya Lideri”*nin kankası ama ne yapalım, o da başka birini bulsun.
Konular o kadar çok ki her birinden en az iki makale çıkar… Onun için kısa kısa çeşitlemelerle günü bağlayalım.
Trump deli meli ama bizi, daha doğrusu RT’yi çok seviyor; “Neyi istemezse istek yapmıyor” diyor.
Hayır hayır bana değil, kankasına. Dünyanın en büyük tefecisi ve de İsrail’in bir numaralı destekçisi Larry Fink, Dolmabahçe’de asrın lideriyle samimi pozlar verdi.
Hayrımıza olacağına inanan var mı?… Bakır, pardon Tenekehan, İmralı dönüşü açıkladı: “Api itine külliye yapılıyormuş.”
Mesele yok ama bin odayı geçmesin, kıskanan çıkabilir…
Bugünlük bu kadar, yarını unutmayın. Hepiniz Allah’a emanetsiniz. Hoşça kalınız…