Büyük bir şehre atanan kibirli yeni Bey, halkın dertlerine derman olduğu için çok sevilen Halden Bilen’i kıskanarak şehirden kovar ve onu savunanları cezalandırır. Olayların büyümesi üzerine Sultan duruma müdahale eder; Halden Bilen’in geçmişini bağışlasa da onu Bey’in kız kardeşiyle evlendirmek ister. Bu zoraki evlilikten kaçan Halden Bilen, yolda bir hancının kızını haramilerin elinden kurtarır ve onunla evlenir. İlerleyen yıllarda kurduğu hanlarla yoksullara ve yolculara yardım etmeyi sürdüren Halden Bilen, erdemli tavrı ve ticarete katkısı sayesinde Sultan tarafından vezir yapılırken, halktan kopuk kibirli Bey ve kardeşi gözden düşer.
Uzun uzun zaman önce memleketin birinin oldukça büyük bir şehrine, yeni bir Bey gelmiş. Şehir büyük olunca, Beyin yanında ona yardımcı olan Beyler ve Ağalarda Beyin yardımına gelmişler. Bey, beni demiş Sultanımız onca Beyin arasından seçip bu şehre gönderdi. Bey dediğiniz rastgele insanlarla oturmaz, ahaliyle içli dışlı olmaz. Daha ziyade seçici davranır. Kimse bu davranışımdan yanlış bir şeyler anlamaya, çıkarmaya. Beylerden biri, kusura kalma Beyim de demiş, Bey onu yapmaz, bunu yapmaz, Bey ne yapar? Bey hiddetlenmiş, densiz demiş, bir Beyin karşısında nasıl konuşulacağını bilmez misin? Dua et yeni başladım Beyliğe, bu davranışını olmamış, denmemiş sayıyorum. Bu son olsun. Aradan birkaç ay geçmiş, Bey ahaliyle hasbihal edeyim demiş almış yanına üç tane Beyi Bedesten, meydan, aşhaneler dolaşmaya başlamış. Ahali Beyim demişler, yanında getirmemişsin amma, Halden bilen diye bir Bey var, biz onu sever, onu sayarız. Aslında, sen gelmeden önce, onun Bey olmasını beklerdik. Beylerden biri, ne yani demiş siz şimdi, Beyimizi sevmez misiniz? Ahaliden yaşlı biri, Elbet demiş, Sultanımız güvenmiş göndermiş severiz amma, Halden bilen her sabah şehri dolaşır, kimin ne müşkülü var çözer, leb demeden leblebiyi anlar. Adeta insanların içini okur. Bey olacaksa öyle olmalı diye Sultanımıza durumu arz ettik. Lakin sen geldin Beyim. Seni az tanırız hem bize hem kendine bir mühlet tanı. Gönül ısınması diye de bir şey olduğunu unutma. Biz gönül koyarız amma, Bey koyamaz. Biz yalan yanlış konuşuruz amma Bey konuşamaz. Bey, kızdığını belli etmese de kızıl bozul olmuş, suratı sirke satar bir hale bürünmüş, sesi sinirden titriyormuş. Yanındaki Beylere, kim bu Halden bilen demiş, çağırın gelsin huzuruma. Halden bileni şehrin meydanında ahaliyle yarenlik ederken bulan Muhafızlar, Beyim demişler, Bey seni ister, yalnız fena öfkeli diye olan biteni Bey konağına gelinceye kadar anlatmışlar. Halden bilen, Bey konağında Beyin huzuruna varmış. Buyurun Beyim demiş beni istemişsiniz.
Bey de bakalım demiş ben bu şehre geleli ne kadar oldu? Halden bilen altı ayı geçti Beyim demiş. Sen ne kadardır buradasın? Halden bilen bir yıldan biraz fazla demiş. Bu ahali neden seni benden daha ziyade sever? Bey benim, seni istesem yarın bu şehirden gönderirim. Halden bilen, Beyim demiş, sevgi öyle bölüşülecek, paylaşılacak bir şey değil. Yeminle ahalinin bu teveccühünü ilk kez sizden duyuyorum. Biz Beyleriniz sizin başarınız için çalışan insanlarız. Ahali beni sizden fazla seviyor düşüncesine kapılmanızı anlayamadım. Ne diyebilirim ki. Bey halden bilen demiş, benim olduğum yerde, kimse benden öne çıkamaz, kimse beni gölgeleyemez, kimse beni pasif ve zayıf bir hale düşürmeye kalkışamaz. Halden bilen öyle bir şey nasıl olur Beyim demiş. Benim dedelerim bu şehirden, kendi şehrimizin insanlarının dertlerini çözmeye çalışmamın ne zararı var, anlayamadım. Bey, ben demiş onu bunu bilmem. Çok fazla göze batmanı, öne çıkmanı ve sivrilmeni yasaklıyorum. Senin niyetin benim yerime geçmek mi?

Halden bilen, haşa beyim demiş. Ben haddimi bilirim. Kim benim kapımı çalsa elimden ne geliyorsa koşarım. Bu yaptıklarımdan memnun olmanız gerekmez mi? Bey, o işler öyle olmaz demiş, kendini geriye çekeceksin. Ahali seni unutacak, beni görecek. Bey benim anladın mı, Halden bilen? Unuttum, dayanamadım, çok ısrar ettiler diye bir şey yok. Seni bu şehirden gönderirim. Halden bilen, elinden geleni ardına koyma demiş. Sen nasıl bir Beysin? Benimle iftihar edeceğine, ayağına taş bağla kendini denize at dersin. Bey demek, halkı anlamak demek, dinlemek demek, ahalinin yanında olmak demek. Senin gibi adam seçmek, ayırt etmek, herkese tepelerden bakmak değil. Bey senin demiş defterini dürerdim amma, arkana aldığın ahali var.
Halden bilen çıkmış gitmiş. Bey, kendine bağlı olan Beyleri çağırmış, bu densizle olmayacak, yürümeyecek demiş, ne yapmalı? Beylerden biri Beyim demiş, sana karşı gelmekten, Bey huzurunda saygısızlık yapmaktan bir süre görevinden al. Alırken de bu şehirde durmama cezası ver ki, kendine taraftar bulamasın. Bey hemen bu düşünceyi uygulamış. Halden bilen atlamış atına düşmüş Payitahtın yoluna. Bey, Halden bileni gönderince, bayağı bir rahatlamış. Kendinden yana çıkan Beylerini almış akşama kadar şehirde birçok yeri dolaşmış. Nihayetinde bir aşhaneye girmişler. Aşçı, beyim demiş ne istedin Halden bilenden, yanındakilerin hepsini toplasan bir Halden bilen etmez. Adam seçmesini bilmeze nasıl Beylik vermişler bizde ahali olarak ona şaşarız. Bey, aşçı demiş, çizmeden yukarı çıkarsın, had bilmezsin. Aşçı, Beyim demiş bu şehirde sen değil Sultan gelse doğru neyse bildiğimi söylerim. Senin derdin ne?
Bu şehrin bazı köşe taşlarına dokunursan zemin kayganlaşır, ayakların kayar, yanındakiler istese de seni kurtaramaz. İlk önce onlar yanından kaçar, o zaman anlarsın dünyanın kaç bucak olduğunu da iş işten geçer. Bey, atın bu aşçıyı zindana demiş. Aşçıyı atmışlar zindana. Halden bilen payitahtta bir hana inmiş. Karnını doyururken, yan masa da yemek yiyenler, memleketin en büyük şehrine Bey giden vardı ya demişler, Halden bilen diye biri Beyi duman etmiş, ahali Halden bileni korudu diye koruyanları zindana atmış, şehir karışmış, Sultan’da Beyi Payitahta çağırmış. Halden bileni sürmüş mü, şehirden çıkarmış mı ne, şehrin ahalisi yamandır, tok sözlüdür, lafını çekmez, kimseye boyun eğmez şehir kimi seviyorsa onları alacaktı yanına. Lakin istese de yapamaz, adamda gurur var, kibir var, kendini beğenmişlik var.
Hancı, sen demiş Halden bilen dedikleri misin? Seni saraydan isterler. Halden bilen bir anda kendini Vezirin karşısında bulmuş. Vezir, senin namın senden önce geldi demiş. Lakin, Sultan Beyi pek sever, özellikle o şehre gönderdi. Neden itaat etmezsin, neden Bey sözüne karşı durursun. Halden bilen, Vezir Hazretleri demiş, Bey Beyliğini bilmezse, Beyliği Kaf dağına alır çıkarırsa, ahali nasıl varacak Bey kapısına? Tam o sırada, bir muhafız, Vezir Hazretleri demiş, Sultanımız Halden bileni ister. Halden bilen Sultanın huzuruna girdiğinde, Sultan, Vezirimle ne konuştuysanız dinledim demiş. Ahali de aynı şeyleri söyler. Ahali seni Bey olarak görmek isterdi, lakin senin baban ve iki ağabeyin uzun yıllar önce, sen daha kundakta bebekken, babam Sultana karşı ayaklandılar. Dedelerinde onlara yardım etti. Sonunda isyan bastırıldı. Elebaşıların hepsi ortadan kaldırıldı. Kundakta bir tek sen sağ kalmıştın.
Seni de yine sizin akrabalardan ana baba bildiğin insanlar büyüttü. Şu olay gösterdi ki, sen o isyancılar gibi değilsin yine de seni o şehre bey olarak veremezdim. Ancak, makam ve mevki kadar insanları değiştireni görmedim. En çarpıcı örneği, seni şehir dışına gönderen Bey. Bey, kız kardeşimin damadı. Senin gibi biri karşısına çıkmasaydı, onu tanıyamayacaktım. Beyi geri aldım. Ancak seni de o şehre Bey olarak göndermiyorum. Neden mi? Çünkü seni Beyin kız kardeşiyle evlendireceğim. Halden bilen ne olduğunu anlamadan, bilmeden bir anda Beyin kız kardeşiyle evlenmekle karşı karşıya kalmış. Bu durumdan ne Bey memnunmuş ne de kız kardeşi. Halden bilen ise bir hayli şaşkınmış. Herkes Sultanın ne yapmak istediğini çözmeye çalışmış, kimse bir sonuca varamamış. Beyin kız kardeşi, ben demiş çok daha asil birileriyle evlenmeyi düşlerken, en alt seviyelerde bir Beyin karısı olamam. Yarın düğün var, istemediğim birine nasıl varayım? Buna inanamıyorum diye oturmuş ağlamış.
Halden bilen atlamış atına çekmiş gitmiş Payitahttan. Yolda ilk denk gelen handan içeri girmiş. Handa harami kılıklı beş kişi, hancının yakasına yapışmış, hancı diyorlarmış, kızını bize ver, onu esir pazarında satalım. Ya güzellikle ver ya da zorla alırız. Bu arada kız germiş yayını fırlatmış oklarını iki haramiyi yere sermiş. İşte o sırada Halden bilen diğer haramileri yere serip hancıyı ve kızını kurtarmış. Hancı yiğidim demiş, bunların ne ardı kesilir ne arkası, hayatta kızımdan başka kimsem yok. Bana hayır deme, olmaz deme, ikinizi evereyim. Al götür kızımı buradan. Baktınız anlaşamadınız. İlk vardığın şehirde boşa kızımı. En azından bu handan gitsin. Halden bilen, ben demiş anlaşılan yağmurdan kaçarken doluya tutuldum. Dönmüş kıza, razı mısın demiş. Kız, razıyım deyince evlenmişler, hemen ardından atlarına binip çekip gitmişler handan. Birkaç saat sonra hanı basan harami başı, o kızı demiş ben kendime isterdim. Demek onu evlendirdin ha…deyip, adamlarıyla hancıyı öyle bir dövmüşler ki, öldü diye hanın avlusuna atmışlar.
Harami başı dağlardan tepelerden aşarak Halden bilenin önünü kesmiş. Bey bozuntusu demiş, yanındaki kız benimdir. Ben benim olanı kimselere vermem. Halden bilen savaşa gerek yok demiş, öldür beni kız senin olsun. Harami başı inmiş atından kılıçları çarpışmaya başlamış. Bir saatten fazla çarpışmışlar, sonunda Halden bilen, harami başının kılıç tutan kolunu kesmiş almış, ardından kellesini de. Haramiler dağılıp gitmişler. Kız, sen demiş benim için ölümü göze aldın ha. Bunu aynı gün içinde ikinci kez yapıyorsun. Halden bilen olduğun belli, sen böyle herkesin halinden anlar mısın? Evet demiş Halden bilen, zaten başıma her ne geldiyse hep bu halden bilmekten geldi. Hancının kızı, sarılmış boynuna, bundan böyle sen nereye ben oraya demiş, netice de benimle evlenmedin mi? Halden bilen, ben demiş, Sultanın emrini çiğnedim. Beyin kız kardeşi, beni kendine layık görmedi. Ben de düğünden bir gün önce kaçtım Payitahttan, ilk rastladığım han sizin handı. Gerisini zaten biliyorsun.
Anlatırlar ki; Halden bilen ve karısı, karısının babasına ait hana geri dönmüşler. Daha sonraki yıllarda Halden bilen hanları doldurmuş memleketi. Sultan, meseleyi öğrenince, Beyin kız kardeşini statüsü Halden Bilenle bir ayar olmayan bir Beyle evlendirmiş. Ve onları Payitahttan uzak bir şehre göndermiş. Halden bilen hanları kapısını çalan herkese kapılarını açmış, yolda kalana, garibe, yoksula, fakir fukaraya barınak olmuş. Biz halden biliriz diyormuş hancılar. Sultan memleketin ticaretine önemli bir hizmette bulunan Halden Bileni kendine Vezir eylemiş. Halden bilen Vezir olarak memlekete huzur gelmiş, bolluk bereket gelmiş. Halden bilenin oğulları ve torunları da Halden bilen olarak anılmışlar ve halden bilme çizgisinden şaşmamışlar. Halden bilenin hikayesi, cümle halden bilmeyenlere, halden anlamayanlara misal olmuş.
Şehir şehire, Halden bilen Halden bilene, Bey Beye, İhtiyar ihtiyara, aşçı aşçıya, han hana, hancı hancıya, Hancı kızı hancı kızına, harami başı harami başına, Sultan Sultana, Vezir Vezire, Bey kız kardeşi Bey kız kardeşine, meydan meydana, saray saraya, yol yola, ahali ahaliye benzer.
Bir kıssadır anlatılan. Her kıssadan bir hisse alına denmiştir. Bu hikâyede, anlatılanlarla bir benzerlik var ise, tamamen tesadüften ibarettir. Ne kimse gönül koya ne de alınganlık göstere…
Sürçü lisan eylediysek affola…
Bir daha ki sefere daha güzel bir hikâye anlatırız inşallah…