Köşe yazısı, Yeni Türkiye yargısındaki eşitsizlikleri ve siyasi kayırmacılığı eleştiriyor. Aziz İhsan Aktaş örneğiyle rüşvet suçlamalarına rağmen lüks yaşam ve VIP ayrıcalıklar vurgulanırken, bir milletvekilinin yüksek maaşına rağmen geçim sıkıntısı çekmesi trajikomik bir dille sunuluyor.
25 yılda çağ atlayan Yeni Türkiye’de artık yargı sistemimiz de buna ayak uydurdu. Sahi, eski Türkiye battı mı ki yerine yenisi geldi?
704 yılla suçlanan Aziz zatı Muhterem İhsan beyefendi hazretleri, tutuksuz yargılandığı mahkemeye takım elbiseli korumalarıyla geliyor. Tıpkı Barzani’nin korumaları gibi. Burada fark, korumaların silahlarının gözükmemesi. Hemen aklınıza bir “gavurluk” gelip, VIP’lerde aranmanın biraz zor hatta imkânsız olduğu gelmesin.
İfade sonrası hâkim ve savcıların kullandığı yerden adliyeden çıkıyor. Burada eksik olan tek şey bir kırmızı halı değil mi sizce?
Söz konusu zat Aziz İhsan Aktaş, çoğunluğu AK Parti ve MHP belediyelerine iş yaptığı halde, nedense sadece CHP’li belediyelerle iş yaptığı için bu belediye başkanları ve çalışanları tutuklu yargılanıyor. Aziz Bey, lüks hayatına hiç kaçma şüphesi olmadığı gerekçesiyle dışarıda devam ediyor. Siz Aziz Bey’in yerinde olsanız, 704 yılla yargılanırken hapse atılmanızı kuzu kuzu bekler misiniz? Yoksa daha önce örneklerini gördüğümüz gibi Bodrum’dan Yunan adalarına geçip uzo içerek kafayı bulur musunuz sirtaki eşliğinde? “Yargı bağımsız” diyen bir Adalet Bakanımız var sağ olsun; yoksa yargının birileri için bağımlı olduğuna inanacaktık.
Burada trajikomik bir durum var: Aziz Bey, “Evet sadece CHP’lilere rüşvet verdim” dese suç işlemiş olmayacak mı? Malum, kanunlara göre rüşvet vermek de suç, almak gibi. Yani “yukarı tükürsem bıyık, aşağı tükürsem sakal” durumu yok. Zira Aziz Bey gerekli önlemleri önceden almış; ne bıyık ne sakal bırakmış. Şaka bir yana ama ülkede en ciddi konular bile şaka gibi. Mesela, hakkında aylardır tutanak tutulmayan CHP’lilerin hasta hasta ölümü beklerken hapiste tutulmaları… Adında “adalet” olan bir partiden bunu beklemezdik doğrusu.

Diğer güncel bir konu AK Partili Tekirdağlı “köfteci” vekile ait. Zavallı vekilimiz 500 bin lira ile geçinemediğini söylerken içimiz buruldu, kahrolduk, boğazımızda helal lokmalar tıkandı. Diyanet acilen bir yardım kampanyası açsın; her cuma cami ve Kur’an kursları için toplanan paralar, zekat ve fitreler bu Ramazan’da muhterem vekilimize gönderilsin. Fakirler nasılsa sürünmeye alışık. Köfteci vekilimiz öyle mi ya? Öyle her arabaya binemez, her evde oturamaz, markasız giyinemez, kol saati bile alamaz.
Meclis lokantası fiyatlarının zamlanması köfteci vekilimizi ziyadesiyle üzmüş. “Ne güzel okul kantinindeki tost fiyatına kuzu pirzola yiyorduk” diyor. Asilleri açlık sınırı altında yaşamaya çalışırken, onların vekilleri yetersiz maaştan şikayetçi. Sahi bu vekil, vekillik yaparak mı yoksa köfte satarak mı emekli olup emekli parası alıyor? Beyler, bayanlar; önümüz Ramazan. On bir ay zaten yarı aç yarı tok yaşayan vatandaşlar için oruç tutmak güç değil, fakat on bir ay tıka basa mide dolduran köfteci vekiller için zor. Bedelli tarifeden oruç tutmak için Diyanet yakında bir fetva verse şaşırmayalım. Hem onların bir türlü yetiremedikleri bütçelerine iyi bir gelir olur. Yani alan razı, veren razı; kime ne?
Özel bankalardan alınan faiz haram iken, devlet bankalarından alınan “helal” diye fetva verildiğini düşünürsek neden olmasın değil mi? Burası Türkiye, artık “olmaz olmaz”…