Mehmet Edip Ören
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Sen benim kim olduğumu biliyor musun?

Sen benim kim olduğumu biliyor musun?

featured
0
Paylaş

Bu makale, Türkiye’deki siyasi ve ekonomik adaletsizlikleri sert bir dille eleştiren muhalif bir köşe yazısı niteliğindedir. Yazar, yerel seçim sonuçlarına rağmen İstanbul’un yönetim yetkilerinin merkezi hükümet tarafından kısıtlanmasını ve bütçe dağılımındaki  eşitsizlikleri ön plana çıkarmaktadır. Vergi sisteminin dar gelirliyi ezip zenginleri kayırması ve hukukun kişiye göre işlemesi, “Sen benim kim olduğumu biliyor musun?” anlayışı üzerinden sorgulanmaktadır. Ayrıca, demokratik gerileme ve yönetici elitlerin ayrıcalıklı konumu ironik bir üslupla yerilerek toplumsal bir uyanış çağrısı yapılmaktadır. Sonuç olarak eser, güç zehirlenmesi ve ekonomik sömürü düzenine karşı bir tepkiyi temsil etmektedir.

 

Geldik mi, Zemherinin de ortasına. Küçüklüğümden beri merak ederim. Halk arasında “Zemheri Zürafası” diye bir tabir vardır. Zürafa, Afrika’nın tropikal bölgelerinin hayvanı iken, bizim zemheriye nasıl girmiş, anlaşılır gibi değil… Hepinize merhabalar olsun. Türkiye birden büyüktür…

Ülkemizde komplo teorileri ile, hakikat çakışık bir hal aldı. Eskiden, komplo teorisi dediğimiz olaylar, an ve an karşımıza çıkıyor, hem de daha katmerli olarak… Mahalli seçimler sonrası, ikinci kere zaferini ilan eden Ekrem İmam’ın, 2500 yıl hapisle yargılanacağını, tutuklanacağını söyleselerdi, hemen cevabı yapıştırırdık, Komplo Teorisi… Gündem bombardımanı, herkesin başını döndürmüş durumda… Aydın’da, Bayrampaşa’da, Esenyurt’ta yapılanlar, seçimle kazanılamayan belediyelere çökme durumunun dik alası, İstanbul’da uygulanıyor, hem de çaktırmadan… Çok değerli baca kiri olan Murat, seçimi kaybetti mi… Evet, açık ara kaybetti.

Peki şu an İstanbul’u kim yönetiyor… Kurum yönetiyor… Galata Kulesinden, Yerebatan Sarnıcı’ndan, Belgrat Ormanlarına kadar bütün değerler yavaş yavaş, Belediyenin elinden alınıyor. Boğaz İmar yasasına, merkezden müdahale ediliyor. En bariz örnek, Sazlıdere… Gram su israfıyla ilgili yaklaşımlar sergilenirken, Baraj havzası, imar alanı oluyor ve de su temininden muaf hale getiriliyor. Örnekler çok ama yer kısıtlı… Anlayacağınız, Baca kiri seçimi kaybetti ama İstanbul’u o yönetiyor…

Bütçe TBMM’den geçti… “Sana bana ne oluyor, Nas var” diyenler, en yüksek payı, üç trilyon olarak faize ayırdı. Acaba bu Nas, işe geldiğinde devreye giren, işimize gelmediğinde itibar edilmeyen bir şey mi… Yahu bir de savunduğunuz şeylerin (!) gereğini yapın, bir kere yahu… Bütçe’nin gelir kaynaklarını incelediniz mi… Neredeyse tamamı, dolaylı, halk tabiriyle namert vergilerinden oluşuyor… Bilo’nun anlayacağı gibi söyleyecek olursak, zenginler vergiden muaf… Onlar yatlarına, ÖTV’siz yakıt alacaklar, çiftçi traktörüne ödeyecek… Onlar, elmasa pırlantaya KDV vermeyecek, Ayşe teyze torununa bebek bezi alırken KDV ödeyecek… Onların vergi borçları silinecek uçak alacaklar, köylü Mehmet Ağa’nın traktörü haciz edilecek… İşte yıllar önce de bahsettiğim “Stockholm Sendromu” bu olsa gerek, maalesef halk, celladına aşık, yapacak fazlaca da bir şey yok… Birisinin parmaklarını şakırdatıp, trans duruma son vermesi gerekiyor… Bütçe’nin, yani bizim olmayan, yandaş zenginlerin bütçesi olan bütçede hatırı sayılı bir miktarda YİD projelerine… Hani RTnin, “Cebimizden beş kuruş çıkmayacak” dediği projeler var ya onlardan bahsediyorum… Evet beş kuruş çıkmıyor, milyarlar çıkıyor, hem de torunlarımızın da ödeyeceği biçimde…

Zenginlerin sadece vergilerden mi muafiyeti var? Tabi ki değil. Hayatın her safhasında, kanunların kıskacından kaçma hakları var… “Sen benim kim olduğumu biliyor musun?” lafı, devlet memurlarının en korktuğu cümlelerdendir. Sonu tayinlerle, sürgünle bitebilecek sonuçları barındırır… Geçtiğimiz günlerde, Yunanistan’da çok ilginç bir olay oldu… Gece uygulaması yapan trafik polisleri, bir arabayı durdurdu. İçinde Başbakan Miçotakis vardı. Kimse selam durmadı, işini yaptı, balonu üfletti, görev bitince de serbest bıraktılar… Türkiye’yi düşünebiliyor musunuz… Bir ilçedeki kıytırık partili bile, en ufak bir şeyde silahına sarılır… “Sen benim kim olduğumu biliyor musun?”

Türk Demokrasisi (!), Orta Asya demokrasilerine (!) evrilmek üzere. Sürekli okurlarım bilir. Kaçınılmaz bu süreçte, yıllar önce safımı belirtmişimdir… Bilal Oğlan yerine, yerli ve milli Emita tek tercihimdir… Emine Hanımefendi hazretleri o saraya yakışacak tek kişidir, hem de açık ara… Her ne kadar Arap da olsa, Gürcü falan değil ya, gerisini boş ver. Göğsündeki ay yıldız ve kolundaki çantayla, kalplere taht kurması muhtemeldir. Bizim de bir Emita’mız olsa fena mı olur… Hala tahsilini terbiyesini bilmiyorum. Açıklanmamasının, tevazudan kaynaklandığını düşünüyorum. Muhtemel tahminim Oxford… Urfa’da olmadığı için, bizler cahil kaldık ama Siirt’te muhtemelen varmış…

Yok, yok beklemeyin. Madara olan Maduro’dan bahsetmeyeceğim. Zaten yer gök Venezuela oldu. Bari ben bulaşmayayım. Hepiniz Allah’a emanetsiniz. Hoşça kalınız…

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!