Müyesser Yıldız
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Bora Kaplan Dosyasından Erdoğan ve Bakanlar Hakkındaki Suç Duyurusu

Bora Kaplan Dosyasından Erdoğan ve Bakanlar Hakkındaki Suç Duyurusu

featured
0
Paylaş

Bu köşe yazısı, Ayhan Bora Kaplan suç örgütü davası üzerinden Türkiye’deki siyaset, yargı, emniyet ve medya arasındaki karmaşık ilişkileri ele almaktadır. Gazeteci Alican Uludağ’ın tutuklanmasıyla başlayan süreç, çeşitli basın mensuplarının bir gizli tanığa ait olduğu iddia edilen telefon verileri üzerinden suçlanmasına kadar uzanmaktadır. Kaynak, emniyet müdürleri ile gazeteciler arasındaki karşılıklı suçlamaları ve savcılığın bu konudaki tartışmalı kararlarını detaylandırmaktadır. Ayrıca, Halkın Kurtuluşu Partisi tarafından üst düzey devlet yetkilileri hakkında yapılan suç duyurularının ve bu süreçteki savcılık yazışmalarının dava dosyasına nasıl girdiğine dikkat çekilmektedir. Yazar, yargı süreçlerindeki usulsüzlükleri ve delil toplama yöntemlerindeki tutarsızlıkları sorgulayarak geniş çaplı bir hukuk mücadelesini tasvir etmektedir. Metin, sonuç olarak devletin farklı kademelerindeki güç savaşlarının yargı dosyalarına yansıyan gölgelerini incelemektedir.

 

60 gündür tutuklu olan yargı muhabiri Alican Uludağ; “Cumhurbaşkanına hakaret”, “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” ve “devletin kurumlarını aşağılama” suçlamalarıyla gözaltına alındı. Gözaltına alındığı gün yaptığı son paylaşımlardan biri, Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Casperlar suç örgütü soruşturmasında dokuz polis hakkında gözaltı kararı verildiğine ilişkin açıklamasından hareketle şuydu : “Mafyanın sadece üyeleri yok; aynı zamanda siyasetçileri, bürokratları, hâkimleri, savcıları ve polisleri var…”.

Cumhurbaşkanına hakaret var mı, yok… Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma var mı, yok… Devletin kurumlarını aşağılama var mı, yok… Bu yoklarla bir yere varılamayınca, Alican’ın bir yıllık paylaşımları taranarak bunlardan “Cumhurbaşkanına hakaret” suçu çıkarıldı ve tutuklama kararı verildi. Hazırlanan iddianameyle de hakkında 20 yıla kadar hapis cezası istendi.

Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayan veya devletin kurumlarını aşağılayan aranıyorsa; şu son Gülistan Doku dosyasından fışkıranlar yedi ceddimize yeter de artar. İddialar doğruysa, dönemin Tunceli Valisi, emrindeki polislerle ve devletin imkânlarıyla adeta bir suç örgütü yöneticisi gibi cinayeti örtbas ederken hem üstlerine hem millete yalan yanlış bilgiler vermiş.

MEDYA AYAĞI KAVGASI

Kanlı canlı bir başka örnek; Ayhan Bora Kaplan suç örgütü davası. Malum; bu dava, İstinaf’ın kısmi bozma kararı ve bağlantılı dosyalar ile M7 kodlu gizli tanık Serdar Sertçelik’e ait olduğu öne sürülen bir buluntu telefona ilişkin iddianamenin birleştirilmesiyle yeniden görülmeye başlandı. 2024’teki ilk yargılamalarda da öyleydi; ama son iki haftada yapılan duruşmalarda yine çok sayıda siyasinin, yüksek yargı mensubunun ve polisin adı havalarda uçuştu. Bunlara bir de bazı gazeteciler eklendi.

Bora Kaplan operasyonunu yapan, ama MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin “darbeci” ilan etmesinin ardından bir süre tutuklu kalan ve şimdi birleştirme kararı nedeniyle Bora Kaplan’la birlikte yargılanan polisler; buluntu telefondan çıkan bazı yazışmalardan hareketle Abdurrahman Şimşek, Halit Turan, Nedim Şener, Tolga Şardan ve İsmail Saymaz’ı suç örgütüne hizmet etmekle suçladı.

İlk tepki gösteren Nedim Şener oldu. Ardından iktidarın gazetesi Sabah’ın Haber Müdürü Halit Turan, kendisi ile Abdurrahman Şimşek adına bir açıklama yaptı. Ama ne açıklama!.. Kimin eli kimin cebinde; anlamak için satır satır okunması şart. Dedi ki:

Ayhan Bora Kaplan suç örgütü ile ilgili kendi sorumluluklarını örtmeye çalışan, sürekli başkalarını hedef alan emniyetçiler günlerdir konuşuyor, konuşma sırası bizde. Sabah Gazetesi Haber Koordinatörü Abdurrahman Şimşek ve kendi adıma soruyorum: Murat Çelik; Ayhan Bora Kaplan suç örgütü üç eylemden ceza aldı. Bu eylemler yapılırken siz Ankara Emniyetinde Organize Suçlarla Şube Müdür Yardımcısıydınız. Ayhan Bora Kaplan suç örgütü başkentte adam öldürüp suç işlerken siz ne iş yapıyordunuz? Ayrıca sizden önce bu örgüte yönelik soruşturma yapan mesai arkadaşlarınızın hazırladığı dosya (Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından takipsizlik verilerek kapatılan) ile operasyon yaptınız, o mesai arkadaşlarınız hiçbir şey yapmamış gibi onları ihraç etmeye çalıştınız; neden? Şevket Demircan: Senin ‘mağduriyet’ tiyatronu da hayretle izliyoruz. Sayın müdür, hafızanız mı zayıfladı? Ayhan Bora Kaplan örgütüyle ilgili bilgileri sızdıran, ‘haber yap’ diyen bizzat sizdiniz! Dün kaynaklık ettiğiniz gazeteciyi bugün kumpasla suçlamak ucuz bir taktikten ibaret. Sürekli baskı yapıyordunuz Twitter’a düşürün diye. Şimdi bizi FETÖ’ye meze etmeye mi çalışıyorsunuz? Kumpas arıyorsanız sildiğinizi sandığınız o WhatsApp kayıtlarına ve kendi notlarınıza bakın; bende hepsi ilk günkü gibi duruyor. Gerçeklerin tek bir huyu vardır: Er ya da geç ortaya çıkarlar! Ayrıca, ben dosyada delil olan çakma telefon gibi cep telefonumu poşet içerisinde bir yere bırakmam. Gerekirse seninle olan mesajları savcılıkta ve mahkemede tanık olarak göstermeye de razıyım. Ayrıca haberimiz yok sanılmasın. Abdurrahman Şimşek ve benim arka planda tüm istihbari verilerimizi topladınız, bütün irtibatlarımıza, bağlantılarımıza baktınız; bu örgüt üzerinden hiçbir sonuç alamadınız. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı da Abdurrahman Şimşek’in tüm banka, tapu kayıtlarını inceledi. HTS kayıtlarına da bakıp bu örgütün herhangi bir üyesi ile uzaktan yakından bağlantısını tespit edemedi. Dosyaya da takipsizlik kararı verildi. İftira atmayın.”

 

GAZETECİLERLE İLGİLİ KYOK KARARI

Tam bu kavganın ortasında hem Bora Kaplan suç örgütü hem de buluntu telefon iddianamesini hazırlayan Savcı Mustafa Kaya’nın 19 Şubat’ta verdiği bir kovuşturmaya yer olmadığı kararı (KYOK) taraflara tebliğ edildi. Soruşturma 2025’te açılmış. Suç tarihi 2024, suç ise “adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs” imiş. Müştekiler; dönemin Ankara Emniyet Müdür Yardımcısı Murat Çelik ile dönemin KOM Şube Müdürü Kerem Gökay Öner ile yardımcısı Şevket Demircan’mış. Şüpheliler de; Abdurrahman Şimşek, İsmail Saymaz, Nedim Şener, Tolga Şardan ve Odatv sorumlusuymuş.

Bu detayların sebebi ne mi? KYOK’ta iki gariplik var da ondan. Birincisi; polis müdürlerinin, bu gazeteciler hakkında 2024-2025 yıllarında yaptıkları haberlerden dolayı suç duyurusunda bulunmuş olması gerekir, değil mi? Ama kararda soruşturmanın; geçtiğimiz 12 Eylül’de KOM Şube Müdür Yardımcısı Şevket Demircan’ın avukatı Recep Öksüz’ün bürosunun kapısına poşet içinde bırakıldığı belirtilen ve tam 14 gün sonra savcılığa teslim edilen, Halit Turan’ın “çakma telefon” olarak nitelendirdiği buluntu telefonda yer alan paylaşımlar nedeniyle başlatıldığı belirtildi.

Soruşturmanın gerekçesi; “silahlı suç örgütü tarafından, Ankara 32. Ağır Ceza Mahkemesinde görülmekte olan kamu davasını hukuka aykırı olarak etkilemek amacıyla birtakım basın mensubu kişilere silahlı suç örgütünün amaçlarına uygun haber yaptırıldığına dair oluşan suç şüphesi” olarak açıklandı. Devamında da şöyle denildi:

Yapılan açık kaynak araştırmalarında şüphelilerin değişik dönemlerde Bora Kaplan silahlı suç örgütü ile ilgili haberler yaptıkları ancak bu haberlerin bizzat silahlı suç örgütünün faaliyeti kapsamında, silahlı suç örgütünün yönlendirmesiyle ve silahlı suç örgütüne yardım amacıyla yaptıklarına dair, haklarında yeterli ve inandırıcı delil elde edilemeyen şüpheliler hakkında ayrı ayrı kovuşturma yapılmasına yer olmadığına dair karar verilmesi gerektiği anlaşılmakla…

Buradan da anlaşılan o ki; savcı, buluntu telefondaki yazışmayı bulur bulmaz gazeteciler hakkında kendiliğinden soruşturma başlatmış, soruşturmayı 4.5 ayda sonuçlandırmış, üç polis müdürünün şikâyeti var veya yok, müştekileri de kendisi belirlemiş. Ama daha önemlisi; savcı, o buluntu telefondaki yazışmaların doğru olduğu kanaatiyle yaklaşık 100 sayfalık iddianame hazırlamışken, gazeteciler hakkındaki bu kararla bir anlamda yazışmaların gerçek dışı olduğunu söylemiş olmuyor mu?

Nitekim Şevket Demircan’ın avukatı Recep Öksüz, karara hemen itiraz edip buluntu telefondaki mesajlarla birlikte; 2024’ten beri Abdurrahman Şimşek, İsmail Saymaz, Nedim Şener, Tolga Şardan ve Odatv’nin yaptığı haberler ile paylaşımları sıraladıktan sonra söz konusu kararın kaldırılıp haklarında kamu davası açılması talebiyle şunları kaydetti:

Müvekkil dahil diğer emniyet yetkilileri hakkında sınır tanımayan ve akılları zorlayan yalan ve yanlış bir karalama çabası içine girmişlerdir. Tüm şüpheliler; aynı zamanda tek bir yerden düğmelerine basılmış, ağız birliği etmiş gibi adeta ortak hareket etmişler, aynı hususları tekrar tekrar gündemde tutarak kamuoyu nezdinde mahkemeyi etkilemeye teşebbüs etmişlerdir. Tüm şüpheliler; bilerek ve isteyerek kasten müvekkil ve arkadaşlarını neredeyse ‘vatan haini’ ilan etmişlerdir.

 

GAZETECİLERDEN VE BULUNTU TELEFONDAN ŞİKÂYETÇİ OLMADIĞI HALDE

Kovuşturmaya yer yok kararındaki ikinci gariplik şu: Bu gelişmeler üzerine dönemin KOM Şube Müdürü Kerem Gökay Öner’ın avukatı Suna Öztaşdönderen’den de dikkat çekici iki itiraz geldi. Davaya bakan Ankara 32. Ağır Ceza Mahkemesi’ne dilekçe veren Av. Öztaşdönderen, öncelikle KYOK kararı hakkında şunlara dikkat çekti:

Müvekkilin müşteki sıfatıyla bazı gazeteciler hakkında şikâyetçi olduğu izlenimi oluşturulmuş ve bu doğrultuda kamuoyunda bununla ilgili değerlendirme yapıldığı görülmüştür. Ancak müvekkilin söz konusu soruşturma kapsamında adı geçen şüpheli gazetecilere yönelik herhangi bir şikâyeti bulunmamaktadır. Bu husus açık ve kesindir. Buna rağmen müvekkilin, herhangi bir şikâyeti olmaksızın müşteki sıfatıyla soruşturma dosyasına dahil edilmiş gibi gösterilmesi ve bu hususun kamuoyuna yansıyan haber içeriklerine konu edilmesi, müvekkilin kamuoyunda hedef gösterilmesine ve itibarının zedelenmesine yol açabilecek niteliktedir.

Ardından buluntu telefona ilişkin şu açıklamayı yaptı:

12 Eylül 2025 tarihinde Av. Recep Öksüz’e ait hukuk bürosu önüne bırakılan ve poşet içerisinde bulunduğu belirtilen, Serdar Sertçelik’e ait olduğu iddia edilen telefon ile ilgili olarak yapılan suç duyurusuna müvekkil katılmamış, suç duyurusunda bulunulurken müvekkile bilgi verilmemiştir. Bu olay bakımından da müvekkilin herhangi bir şikâyeti bulunmadığı gibi, müşteki sıfatı da söz konusu değildir.

Nihayetinde de; Kerem Gökay Öner adına dosyada müşteki sıfatına dayanak yapılan şikâyet dilekçelerinin bir örneğinin verilmesini, ayrıca herhangi bir şikâyeti bulunmamasına rağmen Öner’in müşteki olarak gösterilmesinin gerekçesinin ilgili Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan sorulmasını istedi.

 

POLİS “SORUŞTURAMAYIZ” DEYİNCE

Konumuz mafya-siyaset-yargı-medya dörtgeni olduğuna göre, Bora Kaplan dosyasındaki dikkat çekici bir başka ayrıntıyı aktaralım. Malum buluntu telefonla ilgili olarak Ankara İl Jandarma Komutanlığı Siber Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü’nün hazırladığı raporda; Av. Cengiz Haliç ile Serdar Sertçelik arasında gerçekleştiği belirtilen ve kimi MHP’lilerin adının yanı sıra, MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin polisleri “darbeci” ilan ettiği konuşmasını bu isimlerin hazırladığı şeklindeki yazışmalar da yer almış, ancak iddianameye yansıtılmamıştı. Bu ayrıntıyı ortaya çıkaran gazeteci İsmail Arı’nın tutuklanmasından kısa bir süre sonra ise MHP’de adeta deprem yaşanmıştı.

Yeni ayrıntıya gelirsek; buluntu telefona ilişkin 70 klasörlük soruşturma dosyasından, Halkın Kurtuluşu Partisi’nin (HKP) Mayıs 2021’de Erdoğan, Süleyman Soylu, Mehmet Ağar, Tansu Çiller, Korkut Eken, Sadık Soylu, Binali Yıldırım, Erkam Yıldırım, Halil Falyalı, Sedat Peker ve Atilla Peker hakkında; “suç işlemek amacıyla silahlı örgüt kurma, yönetme, üye olma, örgüte yardım etme, kasten adam öldürme, uyuşturucu madde ticareti ve kamu görevlisinin suçu bildirmemesi” suçlamalarıyla yaptığı bir suç duyurusu çıktı.

Sadece bu değil; soruşturma Savcısı Mustafa Kaya’nın KOM Şube’ye 2022 yılında yazdığı üç ilginç müzekkerenin yer aldığı görüldü. Ekindeki evrak tespit edilemediği için HKP’nin suç duyurusuyla ilgisi olup olmadığı anlaşılamayan müzekkerelerden 11 Nisan 2022 tarihli olanında, ihbarda bulunulan hususlarla ilgili araştırma yapılması isteniyordu.

Ardından 23 Mayıs’ta yine KOM Şube’ye gönderilen yazıda şu ifadeler dikkat çekti:

…Müşteki vekili tarafından sunulan dilekçede parlamenterlerin de isminin geçtiği; parlamenterlerin özel soruşturma usulüne tabi olması sebebiyle bu hususun tereddüt oluşturduğu bildirilmiş olmakla birlikte; …parlamenter sıfatına sahip olan kişiler hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Parlamenter Bürosu tarafından evrakın yürütüldüğü… bu sebep ile …parlamenterler hakkında herhangi bir soruşturma işleminin ve araştırmanın yapılmaması, buna mukabil parlamenter olmayan diğer kişiler bakımından gerekli araştırmanın yapılması… rica olunur.

Özetlersek; polisler savcılığa gelmiş, “Parlamenterler hakkında soruşturma yapamayız” uyarısında bulunmuş, Savcı da, “Tamam, onlar hakkındaki soruşturmayı Parlamenter Bürosu yürütüyor, siz diğerlerini araştırın” demiştir. Ama sonrasında 3 Haziran’da, bu defa tüm müzekkereleri hiçbir işlem yapılmadan işlemsiz iade edilmesini istemiştir.

Bu durumda bize şunları sormak kalıyor: HKP’nin suç duyurusu, Bora Kaplan dosyasında ne arıyor? 2022 tarihli müzekkereler şayet bu suç duyurusuyla ilgiliyse; Parlamenter Büro’nun Erdoğan ve bakanlar hakkında yürüttüğü bir soruşturma mı var? Milletvekili olmayanlar hakkındaki soruşturmadan vaz mı geçildi; öyleyse sebebi ne?

Cuma günkü duruşmada Bora Kaplan’ın, HKP’nin suç duyurusunu ve o yazışmaları mahkemeye sunup, “İşte, böyle çalışıyor” diyerek savcıdan şikâyetçi olduğunu da kaydedelim.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!