Özkendirci’nin bu yazısı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın geçmişteki söylemleri ile bugünkü icraatları arasındaki çelişkileri ve siyasi makas değişimlerini eleştirel bir dille karşılaştırmaktadır. Yazar, “Recep Bey” ve “Tayyip Bey” isimlendirmeleri üzerinden ekonomi, demokrasi ve dış politika gibi konularda hükümetin tutarsız politikalarını çarpıcı örneklerle ortaya koymaktadır. Kaynakta özellikle enflasyon verileri, mülki amirlerin tavırları ve yargı süreçlerindeki çifte standartlar gibi toplumsal huzursuzluk yaratan meseleler vurgulanmaktadır. Metin genel hatlarıyla, iktidarın demokratik değerlerden uzaklaştığını ve halkın ekonomik refahının yıllar içinde ciddi şekilde gerilediğini savunmaktadır. Son olarak, devlet memurlarının tarafsızlığını yitirerek siyasi otoriteye bağımlı hale gelmesi sert bir dille eleştirilerek analiz tamamlanmaktadır.
Meydanlar “açız, açız” diye bağırıyorsa; evin kirasını, suyun ve elektriğin parasını ödeyemiyorsa; “Yandım Allah” diyorsa; halkın %25’i açlık sınırı, %50’si ise yoksulluk sınırı altındaysa, bu duruma ülkeyi mevcut hükümet getirmedi mi?
Tayyip Bey: 2018 Genel Seçimleri öncesi, “Verin yetkiyi; faizle, dolarla nasıl uğraşılır görün,” dediği zaman dolar 4,50-4,75 TL, enflasyon ise %20-30 civarındaydı. Oysa enflasyon (ÜFE’ye göre) 2021’de %79,81’e, 2022’de ise %97,89’a tırmandı. Dün “Nas var, nas,” denilerek faize karşı çıkılırken; bugün dünyada faize en çok para ödeyen ikinci ülke konumundayız. 2026’nın ilk üç ayındaki enflasyon oranı şimdiden %10,04 seviyesine ulaştı. (Tabii bunda, maaş zamlarını düşük tutmak amacıyla 2025 Aralık ayı enflasyon verilerini düşük göstermenin etkisi de yadsınamaz.) Oysa hükümetin 2026 yılı için hedeflediği enflasyon oranı %16,00 idi.
*Recep Bey: “Ey CHP, sizin camide çekilmiş bir resminiz bile yok,” diyordu. (Sanki camiler fotoğraf çektirme mekanıymış gibi.)
Tayyip Bey: Milli Görüş gömleği giyerken;
Recep Bey: “Emir komuta merkezim papaz elbisesi giy derse giyerim,” moduna geçmiş.
Recep Bey: Yakınlarınca Müslüman dünyasının halifesi ilan edilirken;
Tayyip Bey: “İsrail’in güvenliği bizim için önemli,” deyip, ilk kez Yahudi olmayan birisine verilen Yahudi Üstün Hizmet Madalyası’nı almış.

*Recep Bey: 15 Temmuz akşamı FETÖ için, “Ne istediler de vermedik?” derken;
Tayyip Bey: TBMM’de 15 Temmuz darbesinin siyasi ayağının araştırılmasına karşı çıkmış; ancak çocuğunu FETÖ’nün dershanesine gönderen veliler hakkında soruşturma açmıştı.
Recep Bey: Seçim öncesi muhalefetin kurduğu Altılı Masa için, “Masanın altında DEM’liler var,” derken;
Tayyip Bey: Bugün, PKK sözcüsü DEM Partililerle ve dün “hain” dedikleri Apo’ya af çıkarma derdinde olan sözde Türk milliyetçisi MHP’ye karşı sessiz. Bunun nedeni, “Analar ağlamasın,” deyip otuz PKK’lının sözde silah bırakarak barış getirmesine olan inancı mı?
*Recep Bey: 15 Temmuz için “Milli Birlik ve Demokrasi Bayramı” demişti.
Tayyip Bey: Bugün demokrasi gereği, halkın oylarıyla seçilen muhalif belediyelere kayyum atanıyor ve belediye başkanları tutuklanıyor. (Demokrasi ve milli dayanışma böyle nasıl tesis edilecekse…)
Ben; Recep Bey ve Tayyip Bey’in dün ve bugün ne söyleyip ne yaptıklarından birkaç örnek vermeye çalıştım.
Bugün istikrarlı bir şekilde kalkınan dünyanın refah ülkelerinde, günlük değil; yıllık, hatta daha uzun vadeli planlar yapılır. Burada sadece Recep Tayyip Erdoğan’ın değil; onu bilerek ya da bilmeyerek yanıltan danışmanlarının, bakanların ve vekillerin de sorumluluğu olduğu kanısındayım.
Son olarak; Gülistan Doku cinayeti davasında, “Ben devletin valisiyim, karakolda ifade vermem,” diyen eski vali ile CHP’li vekile “Kes sesini!” diye hitap eden kaymakam için bir çift sözüm var: Sizler sahiden devletin görevlisi birer memur musunuz, yoksa iktidara sırtını dayayan canlılar mısınız?