Atsız Burucu’nun kaleme aldığı bu metin, Türk milletinin tarihsel süreçte yaşadığı kültürel kimlik değişimini ve hafıza kaybını eleştirel bir perspektifle değerlendirmektedir. Yazar, İslam dünyasındaki erken dönem siyasi rekabetlerin ve Emevi zihniyetinin zamanla Türklerin kendi köklü değerlerini gölgede bıraktığını savunmaktadır. Türklerin İslamiyet öncesindeki kadim töre, hukuk ve sanat birikiminin unutularak, Arap kabile kültürünün ön plana çıkarılması asıl büyük kayıp olarak nitelendirilmektedir. Metne göre toplumlar için en tehlikeli durum toprak kaybetmek değil, kendi kahramanlarını ve destanlarını unutarak başkalarının hikâyelerine eklemlenmektir. Bu çerçevede eser, Türklerin kendi öz hafızasına ve kültürel benliğine yabancılaşması konusuna güçlü bir vurgu yapmaktadır.
Hz. Muhammed’in peygamberlik görevi boyunca karşısındaki en güçlü isimlerden biri Ebu Süfyan’dı. Bedir’de, Uhud’da ve Hendek’te karşı karşıya gelen taraflar yalnızca iki farklı inancı değil, aynı zamanda Mekke’nin gelecekteki yönetimini de temsil ediyordu.
İslam öncesinde Haşimoğulları ile Ümeyyeoğulları arasında Mekke’nin yönetimi ve itibarı konusunda uzun yıllara dayanan bir rekabet bulunuyordu. Peygamberin vefatından sonra ortaya çıkan siyasal gelişmeler, bu eski rekabetin farklı biçimlerde devam ettiği yönündeki tartışmaları günümüze kadar taşımıştır.
Bu çerçevede bazı araştırmacılar Emevi dönemini yalnızca bir devletleşme süreci olarak değil, aynı zamanda siyasal meşruiyet üretme süreci olarak değerlendirmektedir. Bu görüşe göre iktidarın korunması amacıyla belirli dini yorumlar desteklenmiş, devlet otoritesi ile dini otorite arasındaki bağ güçlendirilmiştir.
Bu tartışmaların ötesinde Türkler açısından bakıldığında daha önemli bir soru vardır:
Türkler ne kaybetti?
Çoğu insan fetihleri konuşur. Haritaları konuşur. Savaşları konuşur. Oysa toplumların asıl kaybı haritalarda görünmez.
Türkler, İslamiyet’i kabul etmeden önce binlerce yıllık bir devlet ve kültür birikimine sahipti. Töre sistemi vardı. Kendine özgü hukuk anlayışı vardı. Kendine özgü müzik, mimari ve sanat anlayışı vardı.

Bugün birçok kişi Arap Yarımadası’ndaki kabilelerin isimlerini ezbere bilir. Fakat Türklerin kendi sözlü hukuk sistemini, eski eğitim anlayışını veya toplumsal örgütlenmesini bilmez.
Kültürel hafıza yavaş yavaş başka merkezlere bağlandı.
Türklerin kendi kahramanları geri plana düştü. Kendi destanları unutuldu. Kendi düşünürleri ikinci plana itildi.
Bir millet geçmişini unutmaya başladığında, geleceğini de başkalarının yazdığı hikâyeler içinde aramaya başlar.
İşte Türklerin ilk büyük kaybı budur.
Toprak değil.
Hafıza.
Atsız Burucu (Mehmet Hoca), Küçük Çamlıca, İstanbul – 13.06.2026