Trikopis’in esir alındığı yerdeki şehitliğin kapısından içeri girdik. Yıllardan beri kaderine terk edildiği belli. Üç resim çektim. Aşağıya koyduğum resimlerde Halit Akmansu’nun güzel yüzü ve kısa hayatı, Anıt’ın bir kesiti, oradaki şehitlerimizden bir kısmının ad ve künyeleri var.
Üşenmedim saydım, orada BİN YÜZ SEKSİN İKİ (1182) şehidimiz var.
Göğen Köyündeki şehitliği ziyaret ettikten sonra köye saptım. Köylüler bir kahvenin önünde sohbet ediyorlardı. Üç kişinin oturduğu bir masaya varıp oturdum. Şehitliğin bakımsız olduğundan, bunun doğru olmadığından söz ettim. Birisi: “Yukarıdakiler nasılsa biz öyleyiz” dedi. Niye tören yapmıyorsunuz deyince bir başkası hemen: “Ne töreni yav! Baksana adamlar üç-dört yıldır bayramları kaldırdılar” demesin mi? Söyleyecek laf bulamadım.
Muhtarlar toplantısında muhtar valiye: “Çocuklarımızı Çanakkale’ye götürelim, geçmişimizi öğretelim” denmiş. Muhtar’a: Götürdünüz mü ya deyince: “Söyledik ama götürülmedi” yanıtını aldım. Kahvehanenin önündeki kişilere: Köyünüz ufak ama iki tane cami var, ufacık bir köye iki tane cami lazım mı dedim. Cevap: “Birisi eski olduğu için yenisini yaptık, eski cami kapalı.” İmam ve öğretmenleri sordum. Cevap: “Öğrenci az olduğu için taşımalı eğitim var; köyde öğretmen yok. Ama imam ev ev geziyor, çocuk yazıyor. İmama çocuk var, çocuk okutuyorum diye para alıyor..” Sordum: Sahtecilik mi var: İçlerinden biri “Tabii…” Bir başkası araya girdi: “Biz ne yapalım bey? Yukarıdakiler, siz Kuran okuyun. Okul olmasa da olur diyor..”

Göğen köyünden ayrıldım. Kütahya’ya giderken bir taraftan Göğenlilerin sitemleri, bir taraftan 3-4 saat önce Karacahisar köyü halkından bazılarının: “Şu yıllarda bizim köyde şehitler için tören yapılmıyor. Eskiden bugün (2 Eylül) tören yapılırdı” gibi kahırlı konuşmaları beynimi tırmalamaya başladı.
Milli kahramanlarımıza, milli tarihimize ve şehitlerimize karşı gösterilen bu ilgisizlik çok acı. Türkiye’deki sıkıntı milli kahramanlarımıza, milli tarihimize ve şehitlerimize ilgisiz kalınmakla bitmiyor ki; bunlara bir de iftiralar atılıyor, saldırılar yapılıyor. İnsandan azma fesli meczuplar, insandan türeme bazı sarıklı mahlûklar azıttılar; birer Yunan askeri olup çıktılar.
Yunan ordularının Başkomutanı Trikopis Mustafa Kemal’in büyüklüğünü gördükten sonra Atina’daki evinin salonuna Mustafa Kemal’in resmini asmış, her sabah karşısına geçip saygı duruşunda bulunmuş. Bizdeki kanserli kafalar her sabah kalkıp Atatürk’e küfrediyorlar.
2-3 Eylül gecesini Uşak Öğretmenevi’nde geçirdim. 3 Eylül günü sabah 9.30 gibi valiliğe gittim, şehitliklerde gördüklerimi anlatmak için vali veya vali yardımcılarından birisiyle görüşmek istedim. İkisiyle de görüşemedim. İl Jandarma komutanlığı’na gittim, komutanla da görüşemedim. Valiliğe, şehitliklerde gördüğüm olumsuzlukları, o olumsuzlukların giderilmesini isteyen bir dilekçe verdim. Dilekçeyi verirken gördüm, salonda Recep Erdoğan’ın fotoğrafı var, Atatürk’ün yok. Oradaki bir görevliye, ‘neden Atatürk’ün fotoğrafı yok’ deyince; “yukarıya sor” dediler.
Uşak Valiliği İl Jandarma Komutanlığı 17 Eylül 2018 gün ve 3601266 sayılı yazısında bana: “Şehitliklerin ve etrafının temizlenmesi işinin programa alındığı tespit edilmiş olup, ..” biçiminde bir cevap verdi. Gönül ister ki, Valilik, İl Jandarma Komutanlığı, Belediye o şehitliklerimizin bakım ve onarımlarını şikâyet konusu olmadan yapsınlar, şehitliklerimizin yol levhalarını diktirsinler.
3 Eylül günü Uşak’ın içinde gezerken gördüm, belediye başkanı Av. Nurullah Cahan boynuna bir poşu sarmış, beyaz bir ata binip fotoğraf çektirmiş. Büyük boy bu fotoğraflarını şehrin bütün caddelerindeki panolara yapıştırtmış. Mübarek sanki Anadolu’nun kapısını açtı, sanki Büyük Taarruz’un Başkomutanıydı, sanki Uşak’ı kurtardı. İnsan biraz haddini bilmeli, biraz halkın parasını düşünmeli, biraz geçmişine saygı duymalı.
Devamı var