1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Erol Sunat
  4. Lingo Lingo Pet Şişe

Lingo Lingo Pet Şişe

featured

Yazar Erol Sunat, geçmişin neşeli Yeşilçam melodisi “Lingo Lingo Şişeler” şarkısını günümüzün acı bir ekonomik gerçeğiyle ilişkilendirerek harmanlıyor. Bir zamanlar eğlenceyi çağrıştıran bu ifade, günümüzde özellikle emeklilerin ve dar gelirlilerin geçimlerini sağlamak için sokaklardan pet şişe toplamak zorunda kalışını simgeliyor. Metin, cam şişelerin nostaljik tınısının yerini alan plastik gıcırtılarını, toplumsal bir yoksulluk ve çaresizlik tablosu olarak okuyucuya sunuyor. Yaşlı insanların ekmek parası uğruna girdiği bu mücadele, devletin insanı yaşatma sorumluluğu üzerinden sert bir vicdan muhasebesiyle eleştiriliyor. Sonuç olarak kaynak, değişen Türkiye manzarasında yitirilen neşeyi ve derinleşen ekonomik dramı hüzünlü bir dille özetliyor.

 

Şişe deyince aklımıza ne mi gelir?

Lingo lingo şişeler…

Sene 1960’lar…

Söz ve müziği Ahmet Nurettin Çamlıdağ‘a atfedilen “Lingo Lingo Şişeler” anonim bir geleneksel türkü olarak ilk kez 1960 yılında sinemada duyulmuş ve Yeşilçam filmlerinde popüler olmuştu.

Türkan Şoray‘ın yer aldığı 1960 yapımı “Güzeller Resmi Geçidi” filminde film müziğiydi.

1962’deki “Bir Çiçek Üç Böcek” ve 1968’deki “Benim De Kalbim Var” gibi dönemin başka Yeşilçam yapımlarında da seslendirilmişti.

Lingo lingo, şişelerin şıngırtısı anlamında türetilmiş bir kelime olarak anlatıldı ve kabul gördü.

Rahmetli Yusuf Nalkesen’in, “Kimi dertten içermiş, kimi neşeden, kimi yâr elinden, kimi şişeden…” diye başlayan bir şarkısı da vardı…

Şişe deyince dalıp gidenlerimiz az değildir.

Biz efkârı başından aşmış, derdi tasası alıp başını gitmiş Türk milletinin evlatlarıyız.

“Kederden mi neden bilmem…” diyen de biz değil miyiz?

Sene 2026 olunca 66 sene öncesine kadar uzanıyoruz.

O dönem sinema hayatımızın tam ortasında…

Ortaokula, sonrası liseye başladığımız dönemler. Dilimizde olan ve sinemalardan gümbür gümbür sokaklara yayılan o ünlü müzik parçalarından biriydi, “Lingo lingo şişeler”.

Şişe, su şişesi, yağ şişesi, içki şişesi, kolonya şişesi, cam şişe…

Ne diyelim?

Lingo lingo pet şişe…

Hele bak sen şu işe…

***

Eskiden şişenin de bir havası vardı diyeceğiz de…

İtirazlardan başını alabilene aşk olsun.

Şişelere de nazar değdi çünkü…

Elimizde kala kala pet şişeler kaldı.

Pet şişe dediğiniz şişenin suyunu içtikten sonra o şişe neye yarardı?

Atardınız…

Artık atamıyorsunuz…

Deniyor ki; atma, bir pet şişe bir lira…

On şişe ten, yüz şişe yüz lira…

İnsanlar sıvadılar kolları, en başta geçim şartlarının canına tak ettirdiği insanlar yani emekliler.

Yaşları yetmiş küsur insanlar poşet poşet pet şişe toplamaya başladılar.

“Boş duracağıma toplarım 50-60 pet şişe, ekmek param çıkar” diyen insanlarla yapılan sokak röportajları ayyuka çıktı.

Lingo lingo pet şişe oldu anlayacağınız…

Lingo lingo şişeler şarkısı hareketli, neşeli; lakin bugünlere damgasını vuran lingo lingo şişeler biraz buruk, biraz suskun, biraz içe dönük… Gözlerime bak halimi gör, ahvalimi gör diyor demesine de, görenlere, görmek isteyenlere selam olsun.

Ne diyor pet şişe toplayan yetmiş küsur yaşlarındaki emekli: “Bu kir elimin kiri, insanın alnında kir olmasın.”

Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az demiş atalar.

***

O bir zamanların popüler Yeşilçam filmlerinin film müziği olan “Lingo lingo şişeler” artık pet şişe toplama dramının hislerine tercüman.

Pet şişenin popülaritesi cam şişeyi sollamış durumda. Cam şişe kırılır, pet şişe kırılmaz.

Kalp kırılır, pet şişe kırılmaz; eğilir, bükülür, döner gelir eski haline…

Cam şişe bulunmaz, pet şişe herkese yetecek kadar çok.

Topla, getir, al paranı.

Lingo lingo şişeler amma velakin pet şişenin tek eksiği şıngırtısı yok; onun da insanın dişlerini gıcırdatmasına benzeyen garip bir sesi var. Başka şeyler söyleyenler de olabilir. Mesele kulakla alakalı. Biraz da müzikle…

Neredeyse pet şişenin boğazını sıkıp “do” de, “re” de, “mi” de diye müzik dersinde müzik hocalarımızın “do-re-mi-fa-sol-la…” diye gam çektirdiği günlere döneceğiz.

Biz zaten gam kasavet içindeyiz; yaşlı insanlarımız ekmek parasını kurtarma adına attı kendini sokaklara, pet şişe topluyor.

“Ben gamlı hazan…” diye başlayacağız benzer içli şarkılara, sonra oturup ağlayacağız bir köşede hıçkıra hıçkıra…

***

Pet şişe toplayanlar bir yandan da diyorlar ki…

Bizi bir gören yok mu?

Halimizi bir bilen yok mu?

Sizin ne işiniz var, ne yapıyorsunuz böyle diyen yok mu?

Lingo lingo şişeler…

Ha çamura batmışız…

Ha sokaklara kendimizi atmışız…

Pet şişelerin gıcırtısı…

Buldum bir tane daha…

Üç tane daha varmış yanında…

Lingo lingo pet şişe…

Yüzlere yayılan ve artık gülümsemeye de sevinmeye de benzemeyen bir garip yüz hali, ruh hali sinmiş üstümüze.

Lingo lingo şişeler…

Kaybolalı çok oldu gitti bizim neşeler…

***

Yeni bir iş imkânı, lakin dokunmaz dişe…

Adı pet şişe…

Emeklinin, yoksulun, fakir ve fukaranın kırılma noktası…

Ne mi diyelim?

Lingo lingo pet şişe…

Hele bak sen şu işe…

Maaşlar açlık sınırının, yoksulluk sınırının altında. İnsanlar en azından topladıkları pet şişelerle ekmeğini kurtarma derdinde.

Pet şişeyi teslim edecekleri makinelerin başında uzun kuyruklar… Ne kuyruğu diyene ekmek kuyruğu der gibiler. Ekmeğin cankurtaranı. En az 60 pet şişe zevahiri kurtarıyor.

Emekli kardeşimiz, “Ben o kadar şişeyi öğleye kadar toplarım” diyor.

Emekli ve pet şişe…

Eskiden su içerken yan yana geliyorlardı, şimdi ise ekmek parası için toplarken…

Ne diyordu Orhan Baba o içli şarkısında…

“Kadere bak…”

Adın kader olacağına kaderin kader olsun derler ya hani…

Hani yoksulluk, fakirlik kader değildi?

Öyle diyordu yıllardan beri siyasilerimiz. Geldiğimiz nokta pet şişe noktasında.

Buluşma noktası vicdan sızlatıyor aslında amma çaresizlik yürek burkuyor.

Kelimeler boğazlarda düğümlenip kalıyor. Gözler dalıyor. Ve insanlar öylece kalakalıyor.

Ahların arşa yükseldiği, feryatların içe atıldığı, “Gör bizi Ya Rabbim” denen o sessiz çığlıkların perde perde gökyüzüne ulaştığı o anları kim bilebilir?

***

İş dönüp dolaşıp geliyor Şeyh Edebali’nin o meşhur sözüne:

“İnsanı yaşat ki devlet yaşasın…”

Hey koca Şeyh Edebali… Hey koca Osman Gazi…

Elleri öpülesi…

Peşlerine düşülesi…

Artlarından koşa koşa gidilesi…

İnsanlar yaşayabilmek için huzur içinde evlerinde oturmaları gereken bir dönemde sokaklarda pet şişe topluyor.

Bu tablo hazin… Bu tablo göz yaşartıcı… Bu tablo bizi yansıtmıyor. Bu tablo vicdanımızı sızlatması gereken, “Ne yapıyoruz biz, ne yaşıyoruz biz böyle?” dedirten bir tablo…

O kadar çok gündem değiştiren haber var ki; gündem olmalarıyla gündemde kalmaları ve gündemden düşmeleri anlık mesele…

Gündemin ilk sırasına bir türlü insanımızın halini oturtamadık…

Bilmek başka, farkında olmak başka, haberi olmak başka…

Laf ile, verdiğimiz sözleri ötelemekle insanımızı yaşatamıyoruz. Kırılan gönlünü almak gibi bir inceliği de ona çok görmeye devam ediyoruz.

Gözleri her yerde pet şişe arayan, bulduğunda garip bir hisse bürünen yaşlı başlı binlerce insan…

Bu tablo çok acıklı bir tablo…

Anlatılamayan, yazıya dökülemeyen bir yoksulluğun dışa vurumu…

Pet şişe kuyruğu 2026 yılının yıla damgasını vuran olayı…

İnsanlar ayakta durabilmek, ayakta kalabilmek, kendi başının çaresine bakabilmek, sağa sola ve çocuklarına el avuç açmamak için en azından evlerine ekmek götürebilmek için pet şişe topluyor.

***

Rahmetli öğretmen ağabeyim Şeref Bingöl, “Lafın harmanı olmaz” derdi.

Olmaz denen şeyler çoktan oldu gitti.

Laflar harmanlandı…

Eklemeler, çıkarmalar, allamalar, pullamalar yapıldı.

Pet şişelerden ekmek parasına uzanan rotalar çizildi.

Emekliler, yoksullar, garipler, garibanlar poşet poşet pet şişe toplayıp kuyruğa girdi.

“Üç şişe içtim dalgalanıyorum ben…” diye bir şarkı var ya hani…

Maksat içmekle falan alakalı değil…

Maksat şişeyle ilişkili…

“Yüz şişe toplamışım uçuyorum ben…” benzeri bir teselli…

Yüz şişe yüz lira…

Uç emekli, uç havalara…

Lingo lingo pet şişe…

Hele bak sen şu işe…

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!