Mehmet Özkendirci
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Kargalar, Filozoflar ve Kendimle Kavgam

Kargalar, Filozoflar ve Kendimle Kavgam

featured

Yazar Mehmet Özkendirci, bu metinde seksenine merdiven dayamış anarşist ruhlu bir sanatçının iç dünyasını ve toplumsal gözlemlerini paylaşmaktadır. Kendiyle barışık olmayan bir bilge edasıyla, hayatı boyunca biriktirdiği eserleri İstanbul’da “Karma Karışık” isimli bir sergide toplama arzusunu dile getirmektedir. Anlatı boyunca Spinoza’nın panteist felsefesi ile Leonardo da Vinci’nin doğadan ilham alan dehası arasında köprüler kurarak evrensel bir düzeni sorgulamaktadır. Özkendirci, meşhur olmanın yozlaşmış yollarına eleştirel bir pencereden bakarken, doğadaki ilahi uyumu kendi inanç dünyasıyla harmanlamaktadır. Metin, modern Türkiye’deki fikri sığlıkları ve dini istismarları kargalar ve filozoflar üzerinden çarpıcı bir dille eleştirmektedir. Yazar, yaşamın son demlerinde dahi öğrenme aşkını ve sorgulayıcı tavrını koruyarak okuyucuyu derin bir düşünce yolculuğuna davet etmektedir.

 

Yazdıklarıyla, çizdikleriyle bir arada yaşayan anarşist ruhlu, huysuz, pek dostu olmayan, birçok şeyi yetmişinden sonra sorgulamaya başlayan kendisiyle bile kavgalı ben. Bunca yıl yazıp çizdiklerim için İstanbul’da bir sergi açmak istiyorum, ismi: Karma Karışık… Bu sergide yok yok. Hikâyelerim, köşe yazılarım, şiirlerim, resimlerim, illaki karikatürlerim… Konuştuklarımı anlasa bile neler söylediklerimi anlamayan eşim sekseninden sonra “Meşhur mu olacaksın, ne işin var prostatınla İstanbul’da?” dedi. Türkiye’de meşhur olmak için ya Atatürk anıtlarına baltayla saldırırsın ya cinsiyet ameliyatı olmadan değme dönmelere taş çıkartırcasına dün sövdüğüne korku ya da koltuk sevdasından el etek öpersin ya da iktidar yandaşlarının öküz altında buzağı arar gibi buldukları suçlamalarla sahnede gösteri yaptı diye meşhur olup ters kelepçeli görüntülerinle dünya seni tanır, meşhur olmanın en kısa yolu bu. Benim böyle bir derdim yok, sadece yazıp çizdiklerimi meraklılarıyla paylaşayım, hem de 5 günlük bir İstanbul gezisi yapayım. Denizde kuğu gibi süzülen şehir içi vapurları kaldıysa bir çay içerken martılara simit atayım, bir martıya bir bana, bir martıya bir bana…

Geçen sabah yine her gün yaptığım işleri yapmak için mutfağa girdim. Çayı demleyip yumurtaları haşlayıp günlük cevizlerimi kırarken YouTube’u izlemeye başladım. Spinoza’dan Albert Camus’ye, Leonardo da Vinci’ye kadar yaşamlarını, düşüncelerini izledim. Aydınlanma Dönemi’nin filozoflarından Spinoza (1632-1677) evren ve insan hakkında yeni fikirler ileri sürmüş. Kilise ve ona inananlara göre Tanrı tek ve gökyüzünde yaşamaktadır. Spinoza bu görüşün tersine Tanrı’nın tüm evrende ve yarattığı her eserde yaşadığını savunur. Ona göre bir yaprağa, bir insana bakmak Tanrı’yı görmek gibidir. (Ben de bu görüşte olduğum için yıllar önce şu dizeleri yazmıştım:

Baktığım her yerde / şeyde seni görürken

Nasıl derim birsin sen.)

Spinoza’ya göre evren birbirine bağlıdır ve hiçbir şey tesadüf değildir… Değiştiremeyeceğinizi anlamak sizi özgür kılar, o enerjinizi yararlı işlere harcarsınız… Yağmurun yağışını durduramazsınız fakat ıslanmamak için şemsiye açarsınız… Gideceğiniz yeri bilmiyorsanız daha hızlı yürümek sadece daha çok yorulacağınız anlamına gelir… İyi olmak amaç değil, araçtır. İyi insan olmak sizi mutlu eder; cennete girmek ya da “iyi insan” desinler diye değil… Anlaşılmayan duygu sizi yöneltir, anlaşılan duygu özgürleştirir…

Leonardo da Vinci tarihin en büyük ressamlarından olduğu kadar en çok araştırma ve projeler üreten bir dehadır. Onun da esin kaynağı doğanın kendisidir. Yıllar önce helikopter tasarımını yaparken yusufçuk böceğinden esinlenmiştir. Felsefeden mimariye, tıptan anatomiye, birçok icadın keşfi için binden fazla proje çizmeye kadar hayatı yoğun bir çalışmayla geçmiş.

İyi bir belgesel izleyicisi olarak her gördüğüm, her duyduğum olay beni hiç gitmediğim/gidemeyeceğim yerlere götürmekle kalmadı, Tanrı’ya olan inancımı daha çok artırdı. Sahte din bezirgânlarının akıllara zarar görüşlerinin hâlâ büyük bir kesim tarafından doğru kabul edilmesi… Spinoza 350-400 sene önce doğruları söylerken bugün bunlar ne kadar saçma. Dün bir din bezirgânı bokuyla yaptığı konuşmayı anlattı… “Kılavuzu karga olanın burnu boktan çıkmaz” dediğimiz günler yaşıyoruz. Gerçekten de işin boku çıktı, fakat sözde dinî saldırılara aslan kesilenlerin gıkı çıkmadı. Bu kafaları tarlaya gübre diye atsak bin yıl ot bitmez. Sizce de öyle değil mi?

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!