A. Yağmur Tunalı
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Devlet Ortak Kabul Etmez

Devlet Ortak Kabul Etmez

featured

Yazar A. Yağmur Tunalı, Türk devlet geleneğinin temel taşlarını ve Türk milletinin yönetim ahlakını tarihi bir perspektifle ele almaktadır. Batılı sömürgeci anlayışın aksine, Türklerin fethettikleri topraklarda hoşgörü ve adaletle hükmettiklerini, tebaayı asimile etmek yerine onları koruma altına aldıklarını savunmaktadır. Metne göre Türkler, devletin bekası için her türlü fedakârlığı üstlenen asıl kurucu unsur olmalarına rağmen, otoritenin paylaşılması veya çok başlılık konusunda asla taviz vermezler. Farklı etnik ve dini yapıları bir arada tutan birleştirici bir güç olarak tanımlanan bu “Türk mayası”, coğrafi bütünlüğün ve toplumsal düzenin teminatı olarak görülmektedir. Güncel siyasi tartışmalara da değinen yazar, devlete ortak koşma çabalarının tarihsel gerçeklerle bağdaşmadığını ve Türklerin insancıl yönetim anlayışının tarihin her döneminde belirleyici olduğunu vurgulamaktadır.

 

Devletler ve milletler konusunda konuşacak olanlar, önce tarihin laboratuvarına bakacaklar. Türkler emperyal karakterli bir millettir.

Tarihin kaydettiği temel özelliklerinin başında bu gelir. Yönetme tarzları da özellikler gösterir. Devletlerinde her unsura yer vardır.

Yetmiş iki buçuk milleti kucaklarlar. Ayrımcılık etmezler. Asimilasyona da girişmezler. Hakka hukuka göre yönetirler. Korur ve kollarken hep kendilerinden verirler.

Devlet kuruculuğun Türklerdeki şaşmaz cömertlik kuralı budur.

Batılı emperyaller sömürgeler kurar, köle eder ve her türlü sömürürler. Türkler, içlerine alırlar.

Türk devletleri yönettikleri diğer unsurları değil, Türkleri yormuş ve üzmüştür denebilir.

Birilerinin “Osmanlı’da Türk düşmanlığı ediliyordu” dedikleri Türk’ün her fedakârlığı kurucu unsurdan beklemesidir. Diğer emperyal ülkelerden farkları budur.

Yalnız bir şeye tahammülleri yoktur. Devlette ortaklık kabul etmezler. Bir evde “düzen (iki kadın)le düzen olmayacağı” gibi devlette de çift veya çok başlılıkla düzen kalmayacağını bilirler.

Diyeceğim o ki, şimdiki devlete ortak koşma hazırlıkları denebilecek süreçler suyu tersine akıtma teşebbüsleridir. Ortak devlet olmaz.

 

“KARANLIKTA UYANAN BİRİ”

Bu köşede bir kere daha bahsettiğimi hatırlıyorum. Yahya Kemal’in, döne döne okunacak 1921 yılı Bulgaristan izlenimlerine dayanan “Karanlıkta Uyanan Biri” yazısında da Türk’ün bu özelliklerine dikkat çekilir.

  1. yüzyılın sonlarından itibaren Müslüman kardeşlerimiz arasından çıkan çeteler de devleti şurasından burasından paralamaya çalışırken Türk unsuruna düşen “Aman bölünmeyelim!” demektir.

Bu sırada en haklı şikâyetleri bile dinlenmez. Halk, Üsküp Valisinin yönetiminden yaka silker ve ayaklanır.

Onları da dağa çıkan Arnavutlardan zanneden İstanbul, bir heyet gönderir. Gelenler bakarlar ki bunlar Türk.

“Biz de sizi Arnavut zannetmiştik. Hadi çekilin!” diyerek heyeti kovarlar.

Türk olunca böyle oluyordu. Haksızlığa karşı şikâyet hakları bile askıya alınabiliyordu.

Bir daha söyleyeyim, “Osmanlı’da Türk’ün itibarı yoktu.” denerek verilen örnekler de tam bunun gibidir. Yoksa devlet Türk devletidir.

Bilmek ve anlamak lazımdır. Mülkün sahibine baştakiler böyle davranır, böyle davranmasını ister ve onlar da gerektiği gibi davranırlar.

Türkler tarafından karşı çıkışlar da her zaman olur. Sulh zamanlarında Türklerin isyanlarının, başkaldırdıkları olayların sayısı diğer unsurlardan kat kat fazladır.

Yalnız, devletin krize girdiği yerlerde durum değişir. Türk İstiklâl Harbi’nde olduğu gibi dağları tutan eşkıya düze iner ve devletin emrine girerek vatan savunmasına girişir.

Devlet şüphesiz bütün vatandaşlarındır. Zor zamanlarda herkes bir yana çekerken ve çekilirken görülür ki Türklerindir.

Yahya Kemal’e karanlıkta uyandıklarını söyleyen Üsküplü gencin dediği gibi Arnavut’u, Kürt’ü, diğer unsurları bir arada tutan Türk mayasıdır.

O maya çekildiği zaman diğerleri çil yavrusu gibi dağılır. Türklerin çekildiği Balkanlar’da, Orta Doğu’da, Mağrip’te yaşanan budur.

Yüz yılı aşan bir süreden beri değişmeyen de budur.

TÜRKLERİN İNSANCA PATRONLUĞU

Bin yılların devletini kuran, her unsurdan toplulukları devlete entegre eden, layık olanları layık oldukları yerde değerlendiren Türklerdir ve onların devlet geleneğidir.

Dünyanın belli başlı emperyal devletlerinin yönetimlerini kıyaslayan çalışmalar yapılmıştır. Türkler sadece dövüşkenlikleriyle bin yıl dünya hâkimi olmamışlardır.

Yarattıkları insanca yönetim ve yaşama kültürüyle bileklerinin hakkıyla aldıkları toprakları rahatça yaşanır yerler hâline getirmişlerdir.

Tarihe bakınca, Türklerin bu zor bulunur meziyetlerinin güçten düşünce zayıflıkları hâline geldiği görülür.

Son asırlara bakınca geçmişte şunu şunu daha sert ve kararlı yapsaydık diyenler çıkması bundandır.

 

ZENBİLLİ ALİ EFENDİ, YAVUZ’U DURDURMASAYDI?

Şayet Türkler dünya gücü olunca Batılılar gibi davransalardı, herkesi kendilerine benzetir veya köle eder, olmuyorsa imha ederlerdi.

O zaman ne Balkan kavimleri kalırdı ne de diğer unsurlar.

Değil horlamak, değil dövmek-sövmek, değil kılıçtan geçirmek, inanış ve yaşayışlarına da dokunmamışlardır.

Çok sevdikleri dinlerine geçmeleri için baskıyı da hoş görmemişlerdir.

Örneklerden bir örnek, Yavuz Sultan Selim Han’la ilgilidir ve çok şeyi açıklar: Sultan, Balkanlar’ın zor kullanılarak Müslümanlaştırılması için Zenbilli Ali Efendi’den görüş ister.

Büyük Şeyhülislam, Yavuz Sultan Selim gibi bir haşin padişaha, “Hayır yapamazsın! Dinde zorlama yoktur!” der ve o da uyar.

Bilnen tek zorlama teşebbüsü budur ve o da düşüncede kalmıştır.

Şunu da bilmek lazımdır: Devlet; din ve milliyet değiştirtmek için zor kullanmaya kalksa zamanına göre en yüksek değerlerle donanmış toplum, böyle bir baskıyı onaylamazdı.

Gayrimüslimlere dokunulmasını istemezdi. Türk idaresi deyince hatırlanacak örnekler öncelikle bunlardır.

 

PEKİ, NE OLACAK?

Ahmet Türk’ün dedeleri, Türkler sayesinde bin yılı aşan bir zamandır hür yaşadıklarını biliyorlardı. Kendilerini Türk’ten ayrı görmezlerdi.

Ahmet Türk’ün soyadına bakınız. Üvey annesine “Türkiye” adını vermelerine bakınız, bağlılığın derecesini anlarsınız.

Şimdi değişen ne derseniz, yüz elli yıllık çok yönlü Batı kışkırtmasına uyanların çoğaldığını, hızının ve dozunun arttığını söyleyebiliriz.

Buradan nasıl çıkacağımızı tarihteki örneklere benzer şekilde göreceğiz.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!