Yusuf Dülger
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Siyasi Görüntüler

Siyasi Görüntüler

featured

Yusuf Dülger’in kaleme aldığı bu metin, Türkiye’nin mevcut siyasi manzarasını emperyalist güçlerin müdahaleleri ve yerel politikacıların tutarsızlıkları üzerinden sert bir dille eleştirmektedir. Yazar, Amerika ve Batı merkezli sömürgeci politikaların Türkiye’nin milli birliğini ve Atatürk ilke ve inkılaplarını hedef aldığını savunmaktadır. Metinde, farklı siyasi partilerin ve liderlerin küresel güçlerle olan ilişkileri, tutarsız söylemleri ve ulusal çıkarlardan uzaklaşmaları detaylıca sorgulanmaktadır. Özellikle CHP’nin kuruluş felsefesine dönmesi gerektiğini vurgulayan yazar, dış tehditlere karşı uyanık olunması çağrısında bulunmaktadır. Son olarak, Türkiye’nin tam bağımsızlığını koruyabilmesi için emperyalist projelerin etkisinden arınmış, bilinçli ve milli bir duruş sergilenmesi gerektiği ifade edilmektedir.

 

Günümüzün süper devletlerinden Amerika dünyayı huzursuz ediyor. İsrail’le birlikte bazı ülkelere saldırıyor, eşkıyalık yapıyor. İnsanlar ve özellikle ezilen Müslüman halklar (İran hariç) susuyor, Yaratan’a dua ediyorlar ama sonuç değişmiyor. Çünkü tembellik, korkaklık, cehalet ve geriliğin kaderi ezilmektir.

Türkiye’ye gelelim. Bugün bizi yönetenler iktidar olmadan önce Amerika’ya gittiler, bazı kişi ve düşünce kuruluşlarıyla görüştüler, aldıkları desteklerle iktidar oldular. Sonra Amerika’ya destek vererek, birkaç İslam ülkesini perişan ettiler.

T.C. millî, tekli, çağdaş, demokratik bir devlet olduğu için Amerika ve sömürgeci Batılılar Atatürk ve kurduğu devletimize karşıdırlar. İstiyorlar ki T.C. dağılsın, Osmanlı devlet sistemi geri gelsin, kontrollerine aldıkları tek Sultan-Halifeyle İslam ülkelerini sömürsünler. Samuel Huntington, Graham Fuller, Tom Barrack gibileri bize bunun için Osmanlı modelini öneriyor.

“Milliyetçi” bir partinin başkanı ile Soros Vakfı’nın desteklediği TESEV’ci Kemal bizi Osmanlı coğrafyasına çağırıyor. Yetinmiyor, başka bir kapı açıyor, “Avrupa’nın kurumsal mimarisi içinde güçlü bir biçimde konumlanan bir Türkiye en az Avrupa’nın çıkarına olacaktır” diyor¹, Avrupa’yı kurtarmaya kalkıyor, Batı’ya bağlanmamızı öneriyor.

“Milliyetçi” bir partinin başındaki şahıs, zirvedekinin sağına-soluna birer “Kürt-Alevi atansın” istiyor, muhayyel federe devleti çağrıştırıyor. Bölücü bir partinin başındakiler bölücü anayasa istiyorlar. Ümmetçi bir parti başkanı, “Müslüman olunmadan Türk olunmaz” diyor. Başka bir başkan dün kendi aleyhine karar veren hukukçulara “siyasetin köpeği” diyordu, bugün beğenmediği bir partiyi zora sokan hâkimi “DEVLET” yapıyor, duramıyor; dün “Atlantikçi, Batıcı, Atatürk karşıtı” diye yerin dibine geçirdiği Kemal’i bugün “Atatürk” yapıyor.

Bizim birlik ve dirliğimizi bunlar bozmuştu. 12 Eylül 1980 öncesinde binlerce gencimizin öldürülmesine bunlar sebep olmuştu. Bugün atağa geçtiler. İktidar partisinin yöneticileri ana muhalefetsiz, hatta muhalefetsiz bir devlet istiyor. Kimi muhalefet de “eyvallah” diyor. Hava bulanık. Kurt puslu havayı sever. Emperyalizmin harita mühendisleri kendilerine pergel-cetvel uzatacak politikacılar arıyor.

Burada kaosa sürüklenen ana muhalefet partisi için kısa bir değerlendirme yapayım. Bu partiyi Mustafa Kemal Atatürk kurdu. Türkiye’de en çok “Atatürk, Cumhuriyet, millî egemenlik, tam bağımsızlık, uygarlık” diyen yönetici ve seçmen CHP’dedir. Ancak, az da olsa CHP’ye de tehlikeli kişilerin sızdığı görülmektedir. Atatürk’ün partisi Sorosçu, TESEV’ci, küreselci, gayrimilli düşünce ve tutumlardan arındırılmalı, CHP bütünüyle Atatürk’ün partisi olmalıdır.

Türkiye; Amerika, İsrail, Yunanistan, Fransa gibi ülkeler tarafından kuşatılıyor. Türkiye dost görünümlü düşmanlar tarafından kuşatılırken, yöneticileri bu düşmanları (çoğu NATO ülkesi) Ankara’da topluyor, Trump gibilerinin güvenliği için Etimesgut Havaalanı’na 60-70 milyarımızı gömüyor.

Trump ve Amerika yönetimi NATO’da görev yapacak F-35 uçaklarının parasını aldığı hâlde uçakları vermediği gibi paramızı da vermezken, ilgili bakanımız: “Türkiye NATO’nun en güçlü ordusuna sahip” diyerek NATO’yu kucaklıyor.

Hep Amerika-NATO karşıtlığı yapan parti başkanı ve arkadaşlarının yumuşak G’ye dönüşümleri dikkatimizi çekmeli, ne olduklarını sorgulamalıyız.

Amerika ve İsrail, çoğu Müslüman olan Orta Doğu’nun yönetici ve halklarını ezerken, bizim “Yeşiller” susuyor. Çünkü bunlar siyasi, ekonomik ve hatta kültürel olarak bazı emperyalist merkezlere bağımlılar. Bunlar, geçmişin “Kızıl rüzgârından korunmak için” Amerika’nın Yeşil Kuşak projesinin kalıntılarıdır. Türkiye bunlardan arınmadıkça bağımsız olamaz, ikinci Sevr ve Mondros’la karşılaşır.

Bu durumlar karşısında bize düşen görev başarısızların, proje uzantılarının, tutarsız ve kuşkuluların çekiminden kurtulmaktır.

Sonra duyduklarımızı ve gördüklerimizi beynimize aktaracağız. Tekrar tekrar değerlendirdikten sonra en doğruya karar vereceğiz.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!