Rıza Tahir Yel
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. 93 Hektar Orman Bir İmzayla Gitti: Köylerin Suyu, Geleceğimizin Nefesi

93 Hektar Orman Bir İmzayla Gitti: Köylerin Suyu, Geleceğimizin Nefesi

featured
0
Paylaş

19 Mayıs 2026 — Tam Atatürk’ü Anma Bayramı sabahı, Resmî Gazete’de 23 ili kapsayan ve 93,6 hektar orman alanını hukuki statüden çıkaran bir cumhurbaşkanlığı kararı yayımlandı. 35 yıldır Türkiye’nin dağlarında, yamaçlarında, su havzalarında çalışan bir ziraat mühendisi olarak şunu söylüyorum: Bu rakam küçük görünür — ama ardında kuruyacak kaynaklar, artacak sel riski ve nesiller sonra ödenecek ağır faturalar var. Söndürme kapasitesi büyürken önleme bütçesi küçülüyor, orman filosu büyürken orman bütünlüğü bozuluyor. Muğla’da gördüklerim, Kahramanmaraş’ta yaşadıklarım ve beş somut önerim bu köşede.

 

Saygıdeğer okurlar, 19 Mayıs 2026. Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı. Türkiye’nin dört bir yanında törenler, marşlar, meşaleler. Ben o sabah kahvemi içerken Resmî Gazete‘yi açtım ve gözlerim bir maddeye takıldı: 11346 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı. 23 ilde, toplam 935 bin 919 metrekare — yaklaşık 93,6 hektar — alan orman sınırları dışına çıkarılıyordu. Artvin’den Aydın’a, Muğla’dan Trabzon’a uzanan 23 ilin ormanlarından koparılan bu parçalar, bir imzayla başka bir hukuki statüye kavuşuyordu.

93,6 hektar. Rakamı küçümseyenlere sormak isterim: 93 hektarın içinden geçen dereleri, barındırdığı endemik türleri, tutuğu erozyonu, içtiğimiz suyun beslendiği su toplama havzasının ne kadarını oluşturduğunu biliyor musunuz? Ben biliyorum — çünkü 35 yıldır bu toprakları karış karış yürüdüm.

Muğla’da Gördüklerim: Küçük Parsel, Büyük Fatura

1998 yılıydı. Muğla’nın Fethiye ilçesinde bir köy yakınlarında arazi sınıflandırması yapıyorduk. Bölge ormanının bir kıyısındaki 12 hektarlık alan, o dönemde idari bir kararla orman sınırı dışına çıkarılmıştı. Gerekçe: ‘Orman niteliğini yitirmiş alan.’ Kâğıt üzerinde doğruydu — alan seyrek çalılıktı, ağaç örtüsü zayıflamıştı. Ama ben ve ekibim orada bir şey fark ettik: O alanın altında, dağdan inen bir kırık hattı boyunca kaynak suları besleniyordu. Etraftaki 4 köyün içme suyu o kıraç görünümlü 12 hektarın altından geliyordu.

İki yıl sonra orman sınırı dışına çıkan o alana bir kum-çakıl ocağı ruhsatı verildi. Üç yıl içinde kaynaklar kurumaya başladı. Köylüler ilk kez su kamyonuyla içme suyu almak zorunda kaldı. O 12 hektarlık ‘değersiz’ alan, aslında dört köyün su güvencesiydi. Kimse bunu resmi tutanaklara geçirmemişti. Ben geçirdim — ama dosya rafta kaldı.

Rakamlar Yalan Söylemez, Ama Bazen Susturulur

Bugün masama yatırdığım 19 Mayıs tarihli karar, 6831 sayılı Orman Kanunu’nun Ek 16’ncı maddesi kapsamında alınmış. Bu madde, 2018’de yasaya eklendi ve ‘orman niteliğini tam olarak kaybetmiş alanların’ sınır dışına çıkarılmasına olanak tanıyor. İlk bakışta makul görünüyor. Sorun teknik tanımda değil, uygulamanın seyrine bakmakta.

Greenpeace Türkiye’nin derlemeleri ile Orman Genel Müdürlüğü istatistiklerini karşılaştırdığımda ortaya şu tablo çıkıyor: 2000’li yılların başında yılda ortalama 2.091 olan orman yangını sayısı, 2024’te 4.000’e dayanmış. Yanan ortalama alan ise 2000-2019 arasında yılda 9.188 hektar iken, 2020 sonrasında bu rakam — 2021’in felaket yılı dahil edilmeden bile — 19 bin hektarın üzerine çıkmış. Yani ormanlarımız hem fiziken yanıyor, hem hukuki statü değişimleriyle kâğıt üzerinde küçülüyor.

Ve işte can alıcı bağlantı: Sınır dışına çıkan parseller çoğunlukla tarım-orman geçiş kuşaklarında, su kaynaklarına yakın ya da yapılaşma baskısının yüksek olduğu bölgelerde bulunuyor. Her parsel küçük görünüyor — 3 hektar, 7 hektar, 12 hektar. Ama on yılda onlarca karar biriktiğinde, ortaya parçalı bir ormansızlaşma haritası çıkıyor. Orman ekolojistleri buna ‘peyzaj parçalanması’ diyor. Ben daha yalın bir şeyler söyleyeyim: ormanın bütünlüğü bozuluyor, su tutma kapasitesi zayıflıyor, erozyon kapıya dayanıyor.

Bir Orman Sadece Ağaç Değildir

Karar metnini okuyan sıradan bir vatandaş şöyle düşünebilir: ‘Birkaç hektar boş arazi, ne önemi var?’ Bu algıyı kırmak benim mesleki borcum.

Bir hektar sağlıklı orman, yılda ortalama 4-6 ton karbon bağlar. Toprak altındaki kök ağı ile birlikte 100-300 milimetre yağışı tutar ve derelere kademeli olarak bırakır; bu olmadığında yağmur sellere dönüşür. Bir hektar orman zemini, 1 santimetrelik verimli üst toprağın oluşabilmesi için yüzyıllar gerektirir — kaybedildiğinde geri kazanımı kuşaklar alır. Üstelik her orman parçası bir biyolojik koridor. Kopan bir halka, o bölgedeki nesli tehlikede olan türlerin hareket alanını daraltır, genetik çeşitliliği kırar.

2009’da Kahramanmaraş’ta sahada çalışırken yanık bir alana yakın küçük bir ormanlık yamanın ‘ekonomik değeri düşük’ gerekçesiyle nasıl değerlendirilmek istendiğini bizzat izledim. Orman mühendisi arkadaşım Suat Bey’le saatlerce tartıştık. O parça, bölgenin tek arı koridoruydu — 14 köyün arıcılık gelirinin geçtiği ince bir yeşil şerit. Kâğıda döküldüğünde sıfır ticari değer, gerçekte ise onlarca ailenin geçim damarı. Sonunda korunduk — ama sırf biz oradaydık diye.

Yangın Mevsimi Kapıda, Orman Sınırları Daralıyor

İçişleri Bakanlığı ve Tarım ve Orman Bakanlığı’nın Mayıs 2026’da düzenlediği 30 ilin valilerinin katıldığı koordinasyon toplantısı, yangın mevsimi hazırlıklarını gündemin merkezine taşıdı. Haber güzel: 28 uçak, 119 helikopter, 14 İHA ve 5.600 araçlık kara filosu sahaya çıkıyor. Kapasitede ciddi artış var — bunu teslim etmek gerekiyor.

Ama aynı dönemde Resmî Gazete’de 93 hektarlık orman alanı sınır dışına çıkarılıyor. Bir eliyle söndürme kapasitesini büyütüyorsunuz, öte eliyle yangına karşı en iyi kalkan olan orman yapısını parçalıyorsunuz. Orman mühendisi olmayan birine şöyle açıklayayım: Parçalanmış ormanda yangın, bütünlüklü ormana kıyasla çok daha hızlı yayılır. Rüzgar koridorları açılır, nem dengesi bozulur, nem tutan diri örtü tahrip olur. Her sınır dışına çıkarma kararı aynı zamanda bir yangın risk haritasını olumsuz yönde günceller.

Ormancılık uzmanlarının TBMM’ye taşıdığı verilere göre ormancılık dışı kullanım alanı 2023’te 17.733 hektardan 2024’te 23.053 hektara çıkmış. Orman Genel Müdürlüğü’nün bütçedeki payı 2019’daki yüzde 4,48‘den 2024’te yüzde 2,55‘e düşmüş. Söndürme filosunu büyütmek değerlidir — ama önleme bütçesini kısmak, sigortayı artırırken alarm sistemini sökmek gibidir.

Bir Resmî Gazete Sabahının Ağırlığı

Bu tür kararlar rutin görünür. Üst yazı, teknik gerekçe, koordinat cetveli, onay imzası. Sonra arşiv. Ama ben her sınır dışına çıkarma kararını okuduğumda zihnimde bir harita açılıyor. Artvin yazıyor — gözümde Kaçkar eteklerindeki o nemli kestane ormanları. Muğla yazıyor — Fethiye’deki o 12 hektarın kurumaya başlayan kaynakları. Trabzon yazıyor — sarp yamaçlarda kökleriyle toprağı tutan kayın ağaçları.

Belki de en çok bunu söylemek istiyorum: Orman sınırı dışına çıkarma kararları teknik belgeler değil, nesiller arası bir varlık devridir. Bugün çıkarılan koordinat, belki 30 yıl sonra bir kaya düşmesinin, bir selin, bir su kıtlığının zeminini oluşturur. Ben 35 yılda bu zinciri kendi gözlerimle gördüm. Rakam küçük olabilir; sonuç, çok büyük olabilir.

Somut Öneriler: Eleştirmek Yetmez

Bir köşe yazısı şikâyetle biterse, okur haklı olarak ‘peki ne yapmalıyız?’ diye sorar. İşte yanıtım:

  1. Orman sınırı dışına çıkarma kararları için bağımsız bilimsel komisyon zorunluluğu getirilmeli.

Mevcut sistemde idari karar yeterli. Oysa her parsel için hidrolojik analiz, biyoçeşitlilik taraması ve havza etki değerlendirmesi yapılmalı. Bu raporlar kamuoyuyla paylaşılmalı, itiraz mekanizması işletilmeli.

  1. ‘Kümülatif Alan İzleme Sistemi’ kurulmalı.

Tek tek bakıldığında küçük görünen parseller, yıllar içinde birikerek büyük bir ormansızlaşma yaratıyor. Orman Genel Müdürlüğü, sınır dışına çıkarılan tüm parsellerin iller ve havzalar bazında kümülatif takibini yıllık şeffaf raporlarla kamuoyuna sunmalı.

  1. ‘Ekosit’ kavramı Türk hukukuna girmeli.

Avrupa Konseyi, Aralık 2025’te çevrenin ceza hukuku yoluyla korunması sözleşmesini imzaya açtı. Türkiye bu sözleşmeye taraf olmalı. Orman tahribatı ciddi boyutlara ulaştığında — rant amacıyla yapılan kasıtlı parçalanmalar dahil — uluslararası hukuktaki ekosit çerçevesi caydırıcı olacaktır.

  1. Orman bütçesi yangın riskiyle orantılı olmalı.

Söndürme filosunu büyütmek değerli, ama yetersiz. Orman köylüsünü sisteme dahil eden, uzun süreli eğitimle güçlendirilmiş gönüllü ağları, erken uyarı teknolojileri ve özellikle tarım-orman geçiş şeritlerindeki bakım çalışmaları için ayrılan bütçe, yangın sonrası tazminat ödeneklerinin önüne geçmeli.

  1. Sınır dışına çıkan alanlarda kamu denetimi kesintisiz sürmeli.

Kararın Resmî Gazete’de yayımlanması, sürecin bitmesi değil başlamasıdır. O parsel üzerinde hangi yatırımın yapıldığı, kamu yararına mı yoksa özel çıkara mı hizmet ettiği, karar sonrası en az beş yıl boyunca bağımsız denetimle izlenmeli ve sonuçları kamuoyuyla paylaşılmalı.

Son Söz: Orman Bekleyen Bir Borçtur

Bu satırları 35 yılını bu topraklara vermiş bir insan olarak yazıyorum. Devletin ormanı koruma kararlılığını sorgulayan biri değilim — yangın filomuzun büyümesini, fidanlandırma kampanyalarını, ağaçlandırma hedeflerini içtenlikle takdirle karşılıyorum. Ama aynı zamanda, teknik bir kararın arkasında nesilden nesle devreden bir ekolojik mirasın yattığını görüyor ve dile getiriyorum.

93,6 hektar küçük görünür. Ama bu toprağı besleyen her damla yağmur, her kök, her mantar miseliyumu, her fındık faresinin getirdiği tohum onlarca yılın ürünüdür. Bir hektarı oluşturmak yüzyıllar alır. Onu sınır dışına çıkarmak bir gecede olur.

Orman, gelecek nesillerden ödünç aldığımız bir varlıktır. Borcumuzu küçük parçalar hâlinde ödeyemeyiz; belki de hiç ödeyemeyiz. Ama en azından borcu daha da büyütmeyebiliriz.

 

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!